Meram'ın Gazel Suyu
Dışarıda evin gerisinde 10 tane kadar testi dizilmiş. Elime bir maşrapa geçirdim testinin birine sarıldım, suyu tam maşrapaya doldurdum. Yerine biraz sertçe mi bıraktım, ne olduysa testi kırılıverdi.
İSMAİL DETSELİ
1958 yılının son ayları kışın şiddetlenmeye başladığı günlerdi. Köyümüzde kışa giriliyor. Babam merhum eğirdir kemik hastanesinde yatıyor olmasından dolayı annem rahmetli köyün ağır işlerini zorlukla tamamlamış ama kış ihtiyaçları da bir bir meydana çıkmaya başlamıştı.
Evde yağ yok, tuz yok, zamanın en mühim ihtiyacı gaz yok, bunlar zaruri ihtiyaçlar.
Annem bir akşam yemeği sonrası yüzüme hüzünle ve acıyarak bakıp “Sana yine bir zor görev düşüyor gara guzum Ismaylım” dedi. “Senin her sözün başım üstüne anacığım ne emrin varsa söyle” dedim. Annem “Sana da hiç kıyamıyorum benim el ulağımsın amma çaresizim bu ihtiyaçlar görülecek yoksa kışın yağsız ışıksız kalırız kandile koyacak bir damla gaz, tavaya koyacak bir kaşık yağımız yok tuzu da Hatıpgilden (komşumuz) ödünç aldım” diye karşılık verdi.
Bana kıyamadığı şundandır, ben okulu bitirince köyün sığırlarına çoban çıkmıştım daha çobanlığım biteli 15 gün olmamıştı belki.
Annem, şehre giden bir emanet sahibi. “Adam olsa da onun yanına seni de koşsam (emanet etsem) iyice kış basmadan bu ehtiyaçlarımızı görsen gelsen” dedi. Ben gencim vücudum dinç ayrıca bir de Konya’ya gitmek hevesi var ömrümde o koca şehre azami üç defa gitmiş gelmişimdir. O da eşeklerle hoş yine eşekle gidilecek ama olsun bir de kışını görürüz Gonya’nın diye meraklanıyorum. Ve “Hay hay ana ne zaman dersen giderim dedim kendime de güvenim sonsuz. Hele o yıl dağlarda çobanlık yaparak çok tecrübeler edindim ve bir hayli de serpildim, açıldım. Bir de kardeşim dünyaya geldi Ramazan adında, ona da şehirden bir hediye yiyecek bir şey alayım istiyorum. Çocuk bir şey yemez ama işte gel bana anlat bunları. Ağabeylik duygusu ve sorumluluk ağır basıyor babam olmayınca evde.
O gece komşumuz Davutgil’e oturmaya gittik. Onların Fadim yenge dediğimiz bir ihtiyar nineleri var. Topal Fadim de derler ayağı biraz aksardı) Oğlu gurbetteydi. O kadın bir torunu ile yalnız yaşıyordu köyde. Anam ona bu şehir hikayesini açtı. O da “Meryem bende gideceğim bir iyi yol arkadaşı olursa mayışımın (maaşımın demek istiyordu) günü geldi” dedi. Çanakkale’de şehit düşen kocasından şehit maaşı alıyordu. Ertesi gün Fadim yenge aksayarak sabahtan bize geldi ve “Meryem Gıyık Ahmet şehre gidecekmiş bizim Menşure de gidecek (köyde Meccüre derlerdi) Ismayıl da olsun beraber gidip geliriz” dedi. Annem bu habere çok sevindi ve o akşam sabaha kadar yatmadı. Benim satmaya götüreceğim patates ve soğanları biraz kabak çekirdeği biraz kenevir satılacak ne varsa hazırladı ve sabahın soğuk ve erken bir saatinde yola çıktık. Ve nispeten diğer tarafa göre daha kısa olan Karadiğin Çayırbağı Beybes Kozağaç köylerini takiben Konya’ya gideceğiz.
Bir hayli zor ve meşakkatli olan kışın soğuk ve uzun yolculuğun sonunda akşam namazına doğru ancak Beybes köyüne indik. Ve o zamanlar her köyde bulunan bir misafir odasına merkepleri yıkıp yerleşecektik ki merkeplerimiz ahıra sığmadı. Ahmet emminin 3, benin 2 Menşure yengemin 2 Fadim yengemin de bir merkebi olmak üzere 8 hayvan vardı ama odanın ahırı 4 hayvan alıyordu.
Tereddüt ederken oda sahibi olan bir köylü geldi durumu görünce 4 hayvanı kendi ahırına götürdü ve hanımı da bize gelip kadınlara “bu bey kocanız mı?” diye sordu. “Hayır”, cevabını alınca “Siz bizim eve gelin, erkekler odada kalsınlar sobayı yakarız” dediler. Oda sahibi gelip odanın sobasını yaktı ve akşamda biraz bizimle sohbet için birkaç köylü daha gelip oturduktan sonra evine gitti.
Sabah erkenden kalkıp yüklerimizi hayvanlara yükledik, yola düştük. Kuşluk vakti şehre geldik. Eski Garaj’ın yanındaki Hal binasına yükleri yıktık ve bizim köylü olan Dovalların İsmail ağaya rica etti Ahmet emmi, “Aman İsmail bizim metaları erkenden satıver de köye dönelim” dedi. Rahmetli parayı biraz fazla severdi. Ve merkepleri Hâkimiyet okulunun duvar demirlerine bağladık, yem torbalarını da başlarına taktık, bana “Sen burada bekle biz Fadim abanın mayışını çekelim gelelim” dediler ve gittiler. Ben de bir hayli üşüdüm arada bir İsmail amcanın yanına Hal’e girsem de eşeklere bir zarar gelmesin diye hep dışarıda durdum.
İkindi yakındı maaştan geldiklerinde benim yanıma falan uğramadan hemen İsmail amcaya gittiler “Mallar satıldı mı?” diye sordular. “İsmail amca satıldı da bir sorun var İsmail in bir çuval soğanı ile bir çuval patatesini meramlı Abdullah ağa aldı onları geçerken evine bırakıp köye gidersiniz biraz sapa ama ne yapalım kış günü pek fazla müşteri yok herkes ihtiyacını evvelden aldı zaten ağa götürme farkını da verecek” dedi. Gıyık Ahmet amca buna biraz sinirlendi “Yahu ucuz pahalı verecektin Meram neresi şimdi nasıl bulacağız Meram’ı?” dedi. Ben Meram’ı duyarım ama hiç görmedim merak da ediyorum. Hepimiz eşeklere bindik o yükü de benim merkebin birine sardık yola düştük. Eşekleri epey kovalıyoruz Abdullah ağa da bindi bir eşeğe o da yabancı değildi bu işlere. Ben “Sen düşersin emmi dikkat et” dedim Bana bir hayli güldü “Biz de biliriz eşeğe binmesini delikanlı korkma” dedi. Bizim Halci İsmail amca Gıyık Ahmed’in cimri tarafını bildiği için bu düzeni kurmuş köylülerin bilhassa kadınların gece soğukta yola gitmesine razı olmadığı için Abdullah ağaya bizi ısmarlanmış kendisinin ahırı olmadığı için bizi evine götürmemiş. Şunu da belirteyim o zamanlar meramın köyden pek farkı yok eğer bir ekmek alayım desen bulamazsın şehirden köye götüreceğimiz bütün ihtiyaçlarımızı aldık bilemediğim bir yerlerden ama şimdilerde fark ettiğim eski yol üzerinde bir yerdi. Müftü Gediği veya Avgın Durağı yanlarıydı.
Her taraf büyük bahçeler yaprakları dökülmüş gazel olmuş ulu dallar ceviz, kiraz, ayva, çınar. Geniş bir Meram çayı yer yer taşlar dizilmiş suyun önünü bağlamak için yapılmış bögetler ağızlıklarla tarlaya sular çevrilmiş ama bizim geldiğimiz günlerde çayda su çok az bögetlerde yarı donmuş sular var. Benim şaşkın bakışlarım arasında büyük bahçeli kerpiç duvarlı bir evin önünde durduk. Adam eşekten indi iki kanatlı kapının tokmağını birkaç kere şiddetlice vurdu. İçerden bir hanım sesi kim ooo) adam aç bakayım kapıyı dedi. Kadın sesi tanıdı açtı bizim yüklü eşeği yükü ile içeri soktuk sırtından yükü indirdik. Adam bize farkı ile beraber paramızı ödedi. Onun verdiği para benim Konya’dan köye alacağım bütün ihtiyaçlarımı gördü. Adam hanımı ile bir şeyler konuştu eve doğru çuvalları boşaltmak için gitti. Kadın öyle sevecen, öyle nazik, öyle kibar, bir Osmanlı kadını ki bize “Nerelisiniz?” diye sordu. Bizim Menşure yenge “Gilissiralıyız” (Gökyurt) dedi. Kadın “Şimdi köye mi gideceksiniz?” diye devam etti bizimkiler de “Evet” dediler. Kadın “Olmazzz bu kış kıyamette elinizde bir sabi çocuk, gaç gardaşım valla bırakmam bizim evimiz de ahırımız da müsait. Yatın burada, sabah erkence kalkar gidersiniz” dedi. Ve başka bir şey söylemeden bana “Kaldır bakayım guzum şu çuvalı dalıma” dedi. Bacağındaki şalvarının eteğini bel kemerine doğru toplayıverdi ve çuvalı götürdü, boşaltmadan geri geldi, “Haydi, ne beklersiniz içeri” dedi. Bizimkiler buna bende dâhil çoktan razı olduk ama Ahmet amca küplere biniyordu “Zaten sizinle yola gelende kabahat, yıkık değirmeni kırk gün beklersiniz ben duramam şuradan geçerim Harmancık’ta akrabalarım var onlarda yatarım. Sizinle de bir daha yola gitmem” diyerek atına bindi eşekleri de önüne katıp yola düştü. Ev sahiplerinin dur gitme çabaları boşa gitti Ahmet amca da bizi bırakıp kaçtı gitti. Adamlar çok iyiler ama ben de korkmaya başladım doğrusu. İki ihtiyar kadın bir ben yer gök bilmeyen saf bir Anadolu çocuğuyum. Akşam oldu adam camiye gitti, kadın bizim merkepleri evin koca ahırı varmış bir de ineği varmış onun yanına bağladı, yemledi geldi. Ve “Korkmayın gız, giderse gitsin densiz adam. Yanınızda delikanlı bir oğlan var, sabah erkenden bizim herif sizi Selbasan’a çıkarır ordan köyünüze gidersiniz” dedi.
Evin hanımı bizi bir odun sobası olan eve oturttu. Sobayı yaktı, yemek için mutfağa gitti.. Ben bu arada su içmek için dışarı çıktım bilmem soğukta üşüdüğümden bilmem gündüz hevesle bol yediğim helvadan aşırı susadım. O günlerde Konya’nın suyunu biz içemezdik bir sasılık vardı. Tulumbadan ve çeşmelerden akan sularda biz dağ köylerinde kaynak sularına alışık olduğumuzdan bu su biraz tuhaf geliyordu.
Dışarıda evin gerisinde 10 tane kadar testi dizilmiş. Elime bir maşrapa geçirdim testinin birine sarıldım, suyu tam maşrapaya doldurdum. Yerine biraz sertçe mi bıraktım, ne olduysa testi kırılıverdi. Ev sahiplerinin haberi olmadan bizimkilerin haberi oldu. Fadim yenge “Hoy ciğerine ateşler düşsün, hay Ismayıl nöğürdün len elin testisini nasıl gırıvırdın ne diyeceğiz adamlara, şimdik ne güzel bize evlerini açtılar. Bizi misevir ettiler hay vurgunu yiğin gelsin emi len çocuk” diye bana bir çok ilençler sayarken evin hanımı geliverdi, “Ne oldu?” diye sordu. “Sorma gardaşım affidersin bizim oğlan su içeceğimiş ağılar içesi bize de söylemedi su testisini gırıvırmış” deyince kadın bu konuşmalara kıs kıs gülerek “Testinin kıymeti yok da gazel suyuna yazık oldu” dedi. Ben “Yenge gazel suyu dediğin ne zemzem mi o” diye sordum. Kadın bir hayli de ona güldü ve “Akşam anlatayım hay sen sağ olasın oğlan beni çok güldürdün Allah da seni güldürsün ulen yemekler yanacak” dedi ve mutfağa gitti. Adam da geldi, yemekleri yedik. Biraz oturduktan sonra adam yine hanım “Ben nalbant İbram Ağagil’e gideceğim. Sen misafirlerin yataklarını yap yatsınlar, bu adamlar yorgun bunları konuşarak oyalama” dedi. Adam gitti kadın birçok yiyecek getirdi. İğde ayva kayısı kurusu elma kakı incir sarı kuru üzüm Allah bol versin sofra çok zengin. Fadim yenge sordu “Gızım siz bu tarlalara sebze filan ekip dikmez misiniz? Sen maşallah hamarat birine benzeyon Allah nazardan saklasın” Kadın da “Eker dikeriz nene, bizim çocuklar İzmir’de bu sene onların yanına gittik, ekip dikmedik. Biz bir edi bir bidi kaldık (yani beyle ikimiz) çok fazla kendimizi üzmüyoruz. Lazım olanı herif sağ olsun şehirden alıp geliyor böyle misafir falanda getirir. Onlarla eşirgenirim (konuşurum) burası bağ evleri çokları şehir evlerine gider biz pek gitmeyiz şehirde de var evimiz şimdi adamın oturmaya gittiği nalbantlar çok uzaklar. Ne yapsın canı sıkılır siz olmasanız gitmez yalınız buralarda adamı gurtlar (canavarlar) yer” dedi. Fadim yenge “Öyle mi vay yazık guzum, Allah ecir sabır vesin sana diye hayıflandı. Ben yenge hani gazel suyu nu anlatacaktın dedim. Daha onu unutmadın mı dedi? Unutmadım derken Fadim yenge unutur mu bu eskici Ali (köyde çok kullanılan bir söz)onu aklına yazacak pek meraklı böyle şeylere bu gardaşım dedi. Merhume ev sahibi Rukiye yenge başladı anlatmaya. İsmail bizim buraların suları içilmez kokar, onun için güz geldi de ağaçlardan Meram çayına gazeller döküldü mü çaydaki böğetler de (bağlanmış yerler) su birikintileri oluşur. Sabah erkenden kalkarız elimizde bir testi bir tas suyu bulandırmadan o gazel kokulu mis gibi berrak suyu gazellerin arasından testilere su doldururuz böyle her gün bir testi dolar. Ne kadar bol olursa o kadar iyi olur, bahara kadar rahat ederiz ağır misafire, kahve yaparken, çay yaparken, su ikramında o sudan veririz onun için gazel suyu çok kıymetlidir senin dediğin gibi ayni ebizemzem gibidir” dedi.
Ve gazel suyunun hikâyesini dinledikten sonra testiyi kırdığıma daha çok üzüldüm desem yeridir. Yattık ama o güzel tatlı dilli içinde pek kötü niyeti olmayan ama ev sahibine karşı mahcubiyet duyan köyümüzün saf ve temiz kadını Fadim yenge benimle halen testi kavgası yapıyordu. Kızı Menşure yengem de “Eyi ana burak şunu gayri çocuğu mehçup edip durma yarın yanımızda herif bu olacak kiminle gideceğiz onca dağı taşı köy yolunu oğlanla uğraşma bunu da küstürme Ahmet ağa gibi canım” dedi de oda sesini kesti.
Sabah erkenden namazla kalktık. Rukiye yenge kahvaltıyı hazırlamış bile. Yumurta reçel tahin benim çok sevdiğim hatta sofradakilerin bazılarını hiç görmediğim şeyler. Güzelce karnımızı doyurup yola çıktık. Adam bizi Harmancık’a Selbasan çayına kadar getirdi. Biz oraları bilip de katiyen gelemezdik. Merkeplerimiz boş olunca biraz da süratlice sürdük akşam namazı köydeki evlerimizde idik. Rukiye yengem bize iğde katmış ben de portakal almıştım. Biraz da helva almıştım evimizde bir ay bayram ettik. Onlarla gaz, tuz ve yağımız da boldu artık geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer, anlatmak yaşamak gibidir diye buna derlermiş meğer hakikaten bunların hayali bile cihan değiyor.
Bir başka mehtabı ayı
Aşk otağı meram çayı
Ağır misafire sunulur
Billur ile gazel suyu
Çaydan dolmak zahmetlidir
İçmesi pek lezzetlidir
Vücuduma sıhhat verir
Meram çayının gazel suyu
Serviye benziyor boyu
Asildir yârimin soyu
Testilerde zemzem olur
Meram çayının gazel suyu