Meke'den Çıralı Göle
Meke, Çıralı Göl, Acı Göl, Meyil bozkırın ortasındaki mavi boncuklarımdı benim. Karapınar bozkırlarını taçlandıran güzelliklerdi. Ne yazık, hoyratlığımız onların da sonunu getiriyor.
ZEKİ OĞUZ
Bu yıl bahar ayları bereketli geldi, bol yağmur yağdı. Meke eski haline kavuşur umudundaydım, maalesef hiçte olmadı. Meke, Çıralı can çekişiyor, bozkırın mavi gözleri sönüyor, ışıltısını çoktan yitirmiş.
Pazar günü gezgin dostlarla Karapınar bozkırındaydık. Sabahın dördünde yola düşmüştük Meke’de gündoğumunu çekelim, diye. Biraz geç kalmıştık, çekemedik. Zaten Meke’de gülyüzüyle karşılamadı konuklarını. Güneyindeki sular biraz berraktı ama kuzey tarafındaki sular kırmızı balçık görünümündeydi. Sabahın erken saatlerinde üşütücü bir hava vardı. Ona rağmen çektik ünlü Meke Tuzlasının solgun görüntüsünü. Suyun kenarına kadar indik. Ağır bir koku vardı havada.
Şehrimiz çevresinin ağaçlandırılmasında askerlerimizin büyük emeği var. Karapınar çevresi de askerler sayesinde ağaçlandırılıyor. Dikilen ağaçların nerdeyse hepsi tutmuş, bozkır görüntüsünü değiştirmiş. Birkaç yıl sonra yemyeşil bir görüntünün ortasında kalacak Meke. Ne yazıkki o solgun görüntüsüyle karşılayacak gelenleri.
Ordan ayrılırken hoyratlığımızı düşünüyordum.
Meke’yi besleyen bir su kaynağı yok. Taban suyu onun bütün varlığı. O varlığı da bizler kurutmuşuz.
Günümüzde damlama, yağmurlama sistemleriyle sulanıyor araziler. Vahşi sulama sistemi nerdeyse tarihe karıştı ama kendisiyle birlikte ovadaki suyu da bitirdi. Bir düşünün Konya ovasında yaklaşık 94 bin su kuyusu var ve bunun 67 bini kaçak. Vahşi bir sulama. Sonuçta taban suyu çok aşağılara çekiliyor. Meke kuruma noktasına geliyor. Su çekildiği için Karapınar havzasında yeni obruklar oluşuyor.
Acıgöl yakınlarındaki bir tesiste sabah çorbamızı içtikten sonra Ereğli’ye gidiyoruz. Karapınar bozkırında hızla ilerlerken torosların eteğinde yemyeşil bir vaha gibi görünüyor Ereğli.
İvriz anıtını fotoğraflıyoruz. Geçmiş yıllarda anıtın tam altında bile su kaynağı vardı. Yıllardır o kaynak da kurudu. Asıl kaynağın batısındaki çalılıklara hala dilek bezi bağlıyor insanlarımız.
Dönüşte Karapınar’lı fotoğraf sanatçısı Hamdi Yazar’ın dükkanına uğrayıp Çıralı Gölün yolunu tarif ettiriyoruz. Birçok kere gitememe rağmen hala şaşırırım o yolu. Çünkü birbirine paralel birçok yayla yolu vardır o çevrede ve gezginleri Çıralı Göle ulaştıracak bir tabela bulunmaz.
Yine sora sora bulduk Çıralıyı. Onun da suları üç-dört metre tabana inmiş. Sarkıtlar iyice ortaya çıkmış. Eskiden daha kolay inilebiliyordu suyun kenarına. Şimdiyse aşağı inen dik patika iyice kayganlaşmış, iniş tehlikeli hale gelmiş. İniş için bir merdiven şart artık. Bu şartla hangi yetkili ilgilenir bilemiyorum.
İçim burkuluyor Çıralı’dan ayrılırken, birkaç yıl sonra burası da Meke gibi olur korkusuna kapılıyorum. Ancak taban suyunun yükselmesine bağlı bozkırın mavi gözlerinin kurtuluşu.
Dönüşte Karapınar çıkışında bir restoranda mola veriyoruz karnımızı doyurmak için. Düğün varmış restoranda, güleryüzle buyur ediyorlar. Nefis bir düğün yemeğinden sonra çamların altında yorgunluk çayımızı yudumluyoruz.
Niyetimiz yemekten sonra şehre dönmekti ama güzel yemeğin ve yorgunluk çayının ardından günü biraz daha zenginleştirmek düşüncesi hakim oluyor arkadaşlara.
Karaman sapağından dönüp Karadağ’a doğru gidiyoruz.
Muhteşem görüntüsüyle bozkırın ortasında, tam karşımızda Karadağ.
.jpg)
.jpg)