Mehmet Şimşek'in 3 yıllık ekonomi karnesi: Enflasyon düştü, rezervler güçlendi, peki bedeli ne oldu?

Mehmet Şimşek'in 3 yıllık ekonomi karnesi: Enflasyon düştü, rezervler güçlendi, peki bedeli ne oldu?

Mehmet Şimşek'in Haziran 2023'te başlattığı ekonomi programı üç yılda enflasyon, rezerv ve CDS'te önemli sonuçlar verdi. Ancak büyüme, sanayi ve hayat pahalılığı tartışmaları sürüyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in Haziran 2023'te yeniden ekonomi yönetiminin başına geçmesi, Türkiye ekonomisinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirildi. O günlerde ekonomi; yüksek enflasyon, negatif net rezervler, artan dış finansman maliyetleri, deprem sonrası yeniden inşa süreci, EYT'nin kamu maliyesine etkileri ve küresel jeopolitik risklerin aynı anda baskı oluşturduğu son derece kırılgan bir görünüm sergiliyordu.

Aradan geçen üç yıllık süreçte uygulanan dezenflasyon programı, fiyat istikrarının yeniden sağlanması, rezervlerin güçlendirilmesi, cari açığın azaltılması ve finansal güvenin yeniden tesis edilmesi hedefleri üzerine inşa edildi.

Bugün gelinen noktada açıklanan veriler, ekonomi programının bazı alanlarda belirgin sonuçlar ürettiğini gösterirken, üretim, yatırım ve vatandaşın alım gücü konusunda tartışmaların sürdüğünü ortaya koyuyor.

Ekonomi yönetimi nasıl bir tablo devraldı?

Şimşek'in göreve başladığı Haziran 2023'te Türkiye ekonomisi yalnızca yüksek enflasyonla mücadele etmiyordu.

6 Şubat depremleri, Cumhuriyet tarihinin en büyük yeniden inşa sürecini başlatmış, yüz binlerce konut ve iş yerinin yeniden yapılması zorunluluğu kamu maliyesine uzun yıllara yayılacak dev bir yük getirmişti.

Aynı dönemde yürürlüğe giren Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi de bütçeye kalıcı harcama kalemleri ekledi.

Buna, yıllardır uygulanan politikalar sonucu eksi swap hariç rezervler, yükselen enflasyon, bozulan fiyatlama davranışları ve artan ülke risk primi eklendiğinde, ekonomi yönetiminin önündeki sorunlar yalnızca para politikasıyla çözülebilecek boyutta değildi.

Programın merkezinde fiyat istikrarı yer aldı

Yeni ekonomi programının temel önceliği, yüksek enflasyonu kalıcı biçimde aşağı çekmek oldu.

Göreve başlanılan dönemde yüzde 64,8 seviyesinde bulunan yıllık tüketici enflasyonu, ilk etapta kur geçişkenliği, vergi düzenlemeleri ve ücret artışlarının etkisiyle yükselmeye devam ederek yüzde 75'in üzerine çıktı.

Ancak sıkı para politikası, mali disiplin ve gelirler politikasının eş zamanlı uygulanmasıyla birlikte enflasyondaki yükseliş eğilimi tersine döndü.

Temmuz 2026 itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 31,8'e gerileyerek programın en görünür sonuçlarından biri haline geldi.

Ekonomi yönetimi bu gelişmeyi dezenflasyon sürecinin başarısı olarak değerlendirirken, eleştiriler fiyat artış hızının düşmesine rağmen hayat pahalılığının vatandaş tarafından hâlâ yoğun şekilde hissedildiği yönünde devam ediyor.

Rezervler ve CDS programın en güçlü çıktıları oldu

Ekonomi programının uluslararası piyasalarda en fazla dikkat çeken sonuçları ise Merkez Bankası rezervleri ile Türkiye'nin risk priminde görüldü.

Göreve başlanılan dönemde swap hariç net rezervlerin eksi 60 milyar dolar seviyelerine kadar gerilemesi, Türkiye ekonomisinin en önemli kırılganlıklarından biri olarak öne çıkıyordu.

Üç yıl sonunda ise:

  • Brüt rezervler 164 milyar doların üzerine yükseldi.

  • Kur Korumalı Mevduat sistemi büyük ölçüde tasfiye edildi.

  • Merkez Bankası'nın döviz pozisyonu önemli ölçüde güçlendirildi.

Benzer şekilde Türkiye'nin 5 yıllık CDS primi, yaklaşık 700 baz puandan 230 baz puan seviyelerine kadar geriledi.

Bu değişim, yalnızca finansal göstergelerdeki iyileşmeyi değil, aynı zamanda uluslararası yatırımcıların Türkiye'ye yönelik risk algısındaki dönüşümü de ortaya koydu.

Cari dengede belirgin toparlanma yaşandı

Programın olumlu sonuç verdiği alanlardan biri de dış denge oldu.

İç talebin kontrollü biçimde yavaşlaması ve turizm gelirlerindeki artış sayesinde;

Cari açığın milli gelire oranı yüzde 5 seviyesinden yüzde 2,4'e gerilerken, yıllık dış ticaret açığı da 106,3 milyar dolardan 93,6 milyar dolara düştü.

Ekonomi yönetimi açısından bu gelişme, Türkiye'nin kronik dış finansman ihtiyacının azaltılması bakımından kritik kazanımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Programın maliyeti üretim tarafında hissedildi

Makroekonomik göstergelerde sağlanan iyileşmeye rağmen, ekonomi programının en yoğun eleştirildiği alan üretim ve finansman koşulları oldu.

Yüksek faiz politikası ve sıkı kredi koşulları, özellikle sanayi sektöründe yatırım iştahını zayıflattı.

Bunun sonucu olarak;

  • Türkiye ekonomisinin büyüme hızı yüzde 5'ten yüzde 3,6'ya geriledi.

  • Sanayinin milli gelir içindeki payı yüzde 22,8'den yüzde 17,9'a düştü.

İş dünyası uzun süredir "üretimsiz dezenflasyon sürdürülebilir değildir" uyarısını yaparken, yüksek finansman maliyetlerinin rekabet gücü üzerinde baskı oluşturduğunu dile getiriyor.

İşgücü piyasası direnç gösterdi

Sıkı para politikasına rağmen iş gücü piyasasında beklenen ölçüde sert bir bozulma yaşanmadı.

Üç yıllık süreçte;

  • İşsizlik oranı yüzde 9,4'ten yüzde 8,2'ye geriledi.

  • İşgücüne katılım oranı ise sınırlı bir düşüş göstererek yüzde 52,7 seviyesine indi.

Bu tablo, ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın istihdam üzerinde kontrollü bir etki oluşturduğunu gösterse de, iş gücüne katılımdaki gerileme nedeniyle verilerin temkinli değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Uluslararası finans çevreleri programı nasıl değerlendiriyor?

Ekonomi programının en dikkat çekici yönlerinden biri de uluslararası yatırımcıların bakışındaki değişim oldu.

Başta Timothy Ash olmak üzere çok sayıda yabancı ekonomist, programın eksiklikleri bulunduğunu kabul etmekle birlikte, rezervlerin yeniden inşa edilmesi, KKM'den çıkılması, finansal istikrarın güçlenmesi ve sistemik risklerin azaltılması açısından önemli ilerleme kaydedildiği görüşünü dile getiriyor.

Aynı dönemde Citi, JP Morgan, Goldman Sachs, Bank of America ve Barclays gibi küresel finans kuruluşlarının Türkiye'ye ilişkin değerlendirmelerinde de daha olumlu bir ton dikkat çekti.

Vatandaş açısından tartışma devam ediyor

Makro göstergelerdeki iyileşmeye rağmen ekonomi programına yönelik en güçlü eleştiri hayat pahalılığı konusunda yoğunlaşıyor.

Enflasyon oranı önemli ölçüde gerilese de fiyat seviyeleri yüksek kalmaya devam ediyor. Bu nedenle özellikle emekliler, ücretliler ve sabit gelirli kesimler, satın alma gücündeki kayıpların yeterince telafi edilmediğini savunuyor.

Reel sektör ise yüksek faizlerin yatırım ve üretim üzerindeki baskısının azaltılması gerektiğini vurguluyor.

Sonuç: Makro istikrar sağlandı, şimdi sıra refahın artırılmasında

Üç yıllık veriler birlikte değerlendirildiğinde, Mehmet Şimşek döneminin tek bir gösterge üzerinden "başarılı" ya da "başarısız" şeklinde tanımlanması mümkün görünmüyor.

Program; enflasyonun düşürülmesi, rezervlerin güçlendirilmesi, CDS'in gerilemesi, cari açığın azaltılması ve mali disiplinin yeniden tesis edilmesi gibi temel makroekonomik hedeflerde önemli ilerleme sağladı.

Buna karşılık yüksek faiz ortamı, sanayi üretimindeki zayıflama, büyümenin yavaşlaması, finansmana erişim sorunları ve vatandaşın hissetmeye devam ettiği hayat pahalılığı, programın sosyal ve ekonomik maliyetleri olarak öne çıktı.

Ekonomistler, bundan sonraki sürecin yalnızca enflasyonun daha da düşürülmesiyle değil; üretimin yeniden güçlenmesi, yatırımların hızlanması, reel gelirlerin artması ve makroekonomik istikrarın toplumsal refaha dönüşmesiyle değerlendirileceği görüşünde birleşiyor.

Üç yılın sonunda ortaya çıkan tablo, Türkiye ekonomisinin finansal dengelerini önemli ölçüde toparladığını gösteriyor. Ancak bu kazanımların kalıcı refaha dönüşüp dönüşmeyeceği, Mehmet Şimşek döneminin nihai başarısını belirleyecek temel ölçüt olmaya devam edecek.

Kaynak:Ekonomim

HABERE YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.