Konya Ovası’na hayat reçetesi

Konya Ovası’na hayat reçetesi

Gazetemiz MTA Genel Müdürlüğü’nün Konya Ovası’nın çölleşmeden kurtarılması için hazırladığı “gizli raporu” açıklıyor. MTA’nın ‘Aksakal’ olarak nitelendirilen bilim adamları tarafından hazırlanan rapor işte:







Acı ama gerçek: Konya Ovası çölleşiyor


 


Ali Akgül


Türkiye’nin hububat ambarı Konya Ovası’nda son yıllarda sulu tarımın artması sonucu mevcut yerüstü suları yetmiyor. Bunun yanı sıra, bilinçsizce açılan su kuyularının çoğalması sonucu binlerce yılda oluşmuş yer altı su rezervleri azalmaya, hatta bazıları kurumaya başladı. Son yıllardaki kuraklığın devam etmesi potansiyel su rezervlerini tehlikeye soktu. Üreticilerin hangi toprakta ve bitkide nasıl sulama yapmasını bilmemesi veya umursamaması Konya Ovası’ndaki çölleşmenin artmasına neden oldu.


MTA kaynakları “Konya Ovası’nın Korunması, Verimliliğinin Artırılması Projesi”ni hazırladı. Memleket Gazetesi’nin ele geçirdiği rapor, MTA’da görevli “Aksakal” olarak nitelendirilen bilim adamları tarafından hazırlandı. Rapor, Türkiye Cumhuriyeti’nin gelecek yıllarına ait stratejik planlamalarının yapıldığı ilgili devlet birimlerine “gizli” damgalı bir yazıyla ulaştırıldı. Tarım İl Müdürlükleri, DSİ, MTA ve üniversitelerin Konya Ovası’nı çölleşmeden kurtarmak için ortak çalışmalar yapması istenen rapor, özetle şöyle:


İŞTE RAPORUN ÖZETİ…


Konya Ovası’nın bugünkü topoğrafik, jeolojik ve tarımsal yapısı, bölgemizin jeolojik geçmişine dayanır. Tetis Denizi’nin (Eski bir okyanus) 65 milyon yıl evvel sıkışarak ve kapanmaya başlamasıyla başlar. Bu okyanus (Tetis Denizi) 65 milyon yıl önce üst krasesinde kapanmaya başlayarak bir iç deniz oluşmaya başlamış ve buharlaşma ile değişik malzemelerin içine dolması sonucu tuzlu topraklar oluşmuştur. Bölge 50 milyon yıl öncesinde de tekrar açılarak bir iç deniz haline dönmüştü.45 milyon yıl geriye gittiğimiz zaman ise tekrar kapanarak büyük tuzlu su kütleleri oluşmuş içerisine tekrar malzeme dolması sonucunda buharlaşma ile tuzlu toprak birikintilerine dönüşmüştü. Bu iç deniz zamanla birisi büyük 2 tuzlu göle, daha sonra da bazı kesimlerinde tatlı su göllerine dönüşmüştü. Jeoloji uzmanlarına göre, Konya Ovası’nda 4 ile 7 defa tuzlu çökelimler yaşanmıştır. Tuzgölü Havzası, Haymana volkanizması ile Polatlı havzasından ayrılmıştır. Konya Ovası, bu havzanın 2/3’ünü kapsar. Tuzgölü/Konya Havzasının temelinde jips ve Anhidritler hariç 3 milyar tondan fazla tuzlu çökeller bulunmaktadır.


Tuzgölü havzası (Ova) Türkiye’nin hem tarımsal, hem de jeolojik olarak en büyük havzasıdır. Yaklaşık 40 bin kilometrekarelik bir alanı (Konya-Karaman-Aksaray-Ankara illeri) kapsar. Yaklaşık 7 milyon kişi bu bölgede yaşamaktadır. Bölgede sanayileşme hızlı bir şekilde artmaktadır. İnsan ve sanayi atıkları arıtılmaksızın bu havzaya akıtılmakta ve kirletilmektedir. Bunun yanı sıra Tuzgölü havzası (Ova) Türkiye’nin en büyük tahıl ambarı olup, ülkemizde üretilen tahılın 1/5’i bu bölgeden yetiştirilmektedir. (Bilhassa Konya Ovası’nda)… Toprağa atılan gübrelerin 1/6’sı, zirai ilaçların 1/12’si bu bölgede tüketilmektedir. Tüketimin aşırı ve bilinçsiz olması çevresel kirlilik yaratmaktadır.


YAPILMASI ÖNGÖRÜLEN ÇALIŞMALAR


Çevresel Çalışmalar:


 Konya dahil çevresindeki il ve ilçelerin atık su tesislerinin bulunmaması, atık alanlarının fizibil ve standartlara uygun olmaması çevresel kirlilik yaratmaktadır. Kurulması gereken çevresel tesislerin entegre tesis olması gerekir. Yani tesisler biyolojik granümetrik ve kimyevi atık tutabilmelidir. Büyük sanayi tesislerine ve organize sanayilerdeki işletmelere atık işleme veya atık su arıtma tesisleri zorunlu hale getirilmelidir. Bölgede kimyevi maddelerle çalışan tesisler belirli alanlara yerleştirilmeli, bu tesisler sık sık denetlenmelidir.


Tarımsal Çalışmalar:


Tarım yapılan sahaların toprak yapıları (topoğrafik, kimyasal, minerolojik ve dokusal) Tarım İl Müdürlükleri, D.S.İ., MTA ve üniversitelerce ortak bir disiplin altında çalışılarak ortaya çıkarılmalıdır. Tarımsal faaliyetler yapılan alanlarda drenaj sistemleri uygulanmalı, açık toprak kanal ile sulama yapılmamalıdır.


Gübreleme Tekniği:


 Zamansız ve fazla gübre kullanılmakta olup toprağın, minerolojik ve kimyasal yapısına göre, arazinin durumuna, bitkinin çeşidi ve ihtiyacına göre gübrenin kullanılabilirlik durumuna göre gübreleme yapılmalıdır. Gübrelerin suda eriyebilirliği ve çözünebilirliği farklıdır. Bazı gübreler çok cabuk veya yavaş yavaş erimekte, ya da çok hızlı çözünebilmektedir. Bu çalışmalar bitkinin çeşidi ve mevsimlerin durumu dikkate alınarak yapılmaladır. Gübre, toprağın üstüne serpilmemeli, bitki ile gömülmeli veya birkaç santim altına atılmalıdır. Toprağın minerolojik, kimyasal durumu ve asidi (pH) çok önemlidir. Kumlu, çakıllı topraklar çok geçirgen, marnlı topraklar az geçirgen, killi topraklar geçirgen olmayan topraklardır. Tuzlu, sülfatlı topraklar ile silis miktarı yüksek topraklar genellikle asidik özellik gösterir. Sülfatlı topraklar bilhassa sarımsak yetiştirmeye uygundur. Sülfatlı gübre atmaya gerek yoktur, atılması tuzluluk ve çölleşme meydana getirir. ISPANAK bitkisi demirlik toprakları sever. KARAPINAR ve çevresindeki topraklar volkanik topraklardır. Bu topraklar demirce zengin olduğu için toprağa demir içerikli gübre atmaya gerek yoktur.


Sulama Tekniği:


Sulama tekniği değiştirilmeli ve geliştirilmelidir. Konya Ovası’nın tatlı su kaynakları kıt ve sınırlıdır. Havza içine akan tatlı su azdır. Genelde Toroslar’a düşen yağmur ve kar suları güneye akmaktadır. Bu suların bazıları karstik boşluklar içinde (yeraltında) Akdeniz’e kadar ulaşmaktadır. Bu su kaynakları kezeye, yani ovaya doğru atıkılmalıdır. Konya topraklarının bir kısmı karstiktir. Bilhassa sulama yapıldığı zaman suyun çoğu boşluklara akıp, çok büyük su kayıpları oluşmaktadır. Karstik ve tektonik (faylı, kırıklı ve çatlaklı) bölgelerde hiç sulama yapılmamalıdır. Sulama (vahşi) sulama yönteminden vazgeçip, enerji ve işgücü tasarruflu yağmurlama, hatta damlama sulama yöntemine geçilmelidir.”