KONYA İHL ÖĞRENCİSİ 28 ŞUBAT’I ANLATTI
28 Şubat döneminde Konya Merkez İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi olan, Muhammet Fatih Aksoy, okul yönetiminin ve müdürlerinin öğrenciler üzerindeki baskılarını anlattı.
28 Şubat döneminde Konya Merkez İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi olan, Muhammet Fatih Aksoy, okul yönetiminin ve müdürlerinin öğrenciler üzerindeki baskılarını anlattı. Milli güvenlik dersine giren komutanlardan, okul teftişlerine kadar olan yaşanan zulmü değerlendiren M. Fatih Aksoy, “Okul yönetimi öğrencilerin arkasında durmamıştır ve o dönemi bir çok değerli öğrencinin kıymeti bilinmemiştir” dedi
Aksaray’ın Eskil İlçesine bağlı Bayram düğün Mahallesi Kaya Cami İmam Hatibi M. Fatih Aksoy, 28 Şubat 1997 yılında Konya Merkez İmam Hatip Lisesi’nde yaşananları anlattı. 28 Şubat döneminde Rahmetli Necmettin Erbakan Hocanın iktidar olmasından sonra dini kesime ciddi bir baskının başladığını ve bu baskının imam hatip öğrencileri üzerinde de yapıldığını söyleyen Fatih Aksoy, “Özellikle imam hatip öğrencilerini irticacı olarak isimlendirip dinine düşkün insanları bir vatan haini olarak göstermeye başlandı” dedi.
ÖĞRENCİLERİ KORKU SALDILAR
28 Şubat döneminin en büyük baskılarından birisinin korku salmak olduğunu söyleyen Aksoy, öğrencilerinde bazı korkulara maruz bırakıldığını dile getirdi. Öğrenciler arasındaki dolaşan korkuyu anlatan Aksoy, “Özellikle okul yönetimi öğrencilerin Hacı Veyiszade Cami ve Kapı Caminde namaz kılmasını engelleyecek yöntemler uygulamıştır. Bu yöntemlerin biri öğrenciler arasında dolaşan “Bu camilerde namaz kılacak öğrencilerin okuldan atılması lafıydı. Bu duyumlar tüm öğrenciler arasında konuşuluyordu ve bir çok öğrenci bu camilerde Cuma namazı kılmaya gitmiyordu” dedi.
.jpg)
KIZ ÖĞRENCİLER TUVALETLERDE SAKLANDIRILDI
Aynı dönemde kız kardeşinin ve eşinin de aynı okulda öğrenci olduğunu dile getiren İmam Fatih Aksoy daha önce kayıtlara geçmemiş olaylara şahit olduğunu ifade etti. Yapılan baskı ve zulümleri anlatan Aksoy, “Benim kız kardeşim de aynı dönemde aynı okulda okudu. Milli güvenlik dersine başörtüsün çıkartıp girmediği için bu okuldan mezun olamamıştır. Evlendikten sonra Hollanda’ya taşındı. Daha sonra 28 Şubat mağdurlarına geri verilen mağduriyet haklarıyla yıllar sonra lise diplomasına kavuşabildi. Benim eşimde o zamanlar Konya Merkez İmam Hatip Lisesi’nde öğrenciydi. Başörtüsünü açmadığı için okuluna bir sene ara vermek zorunda kaldı. Milli Güvenlik dersine girecek albay veya binbaşı geldiğinde başörtüsünü çıkarmayan kız öğrenciler tuvaletlerde veya okulun bodrumunda okul yönetimi tarafından saklandırılıyorlardı. Başını açabilen öğrenciler rahatça dolaşabiliyordu. Erkeklerde ise saç ve sakal kontrolleri çok sıkı olarak yapılıyordu. Bu derece sadece imam hatip okullarına yönelik baskılar vardı. Demokratik yollarla el ele tutuşma veya oturma eylemlerinde gereğinden çok fazla tepkiyle karşılaşıyorduk. O dönemde üniversitelerde de hesaba kattığımızda bir çok kişi dayak ve işkenceye maruz kalmıştır” dedi.
ANA HABERLERDE HAİN OLARAK FİŞLENDİK
Cuma namazları sonrası yapılan gösterilerin birkaçına katılan ve göz altına alınan Fatih Aksoy, yaşadığı ilginç olayları gün yüzüne çıkardı. Bazı gerçeklerin halen saklandığını ifade eden Aksoy konuşmasını şöyle sürdürdü; “Erbakan Hocayla ilgili okulda hiçbir zaman konuşamıyorduk. O dönemde imam hatipliler Cuma namazlarına birlikte giderdik. Hacı Veyiszade Cami’nin önünde toplandık. Bu esnada o dönemin polisleri daha çok bizleri kışkırtmaya yönelik hareketler yapıyorlardı. Bir Cuma namazı çıkışında bir yaşlı amcaya polisler vurmaya başladı. Namaz sonrası biz gençlerin önünde polisler yaşlı adamı coplamaya başladılar. İmam hatipli gençler olarak bu olaya engel olmaya çalıştık. Polislerle aramızda bir arbede yaşandı ve başta ben olmak üzere tutuklanarak emniyet müdürlüğüne götürüldük. Hatta Uğur Dündar ve Mehmet Ali Birand’ın sunmuş olduğu ana haber ekranlarında yuvarlak kırmızı çizgi içerisinde ‘İşte polise uzanan hain el, Vatan hainleri’ olarak gösterildik. Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde 3 gün gözaltında kaldık. Bu esnada birçok işkence ve dayaklara maruz kaldık. Karşıdaki insanların kim olduğunu bilmememiz için gözlerimiz bağlı şekilde işkence yapıyorlardı. İşkence sırasında sürekli Devlete başkaldırıdan söz ediliyor ve bizleri Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM)’lerde yargılamakla tehdit ediyorlardı. Ben o zaman 17 yaşında olmamdan dolayı DGM’de yargılanmaktan kurtuldum. Sivil mahkemede yargılanmadan önce bana istedikleri ifadeyi zorla imzalattılar. Mahkemeye çıkınca bu ifadeyi reddettim ve bunun zorla imzalatıldığını söyledim. Mahkemede yeniden hâkime gerçek ifademi verdim. Bu yargılama neticesinde Milli Gençlik Vakfı’nın görevlendirdiği avukatlar sayesinde savunmamız yapıldı ve olayların gerçek yüzü masaya yatırıldı. Polislerin yaşlı amcayı copla dövdüklerini ve biz buna engel olarak yaşlı amcayı polislerin elinden aldık’ şeklinde doğru ifadeyi verdik. 17 yaşında olmam nedeniyle de serbest bırakıldım. Adliyeden eve geldiğimde ise yolda yürüyecek bir halim yoktu. Mahkemeden önce rapor almam söylendi. Hastaneden gelen raporlarda hiç bir şeyim görünmüyordu. Fakat biz işkenceden dolayı mahkeme salonuna zor gelir bir vaziyetteydik” şeklinde konuştu.
.jpg)
POLİSLER PROVOKATÖRLÜK YAPIYORDU
Tutuklandığı esnada bazı polislerin yüzünü ezberleyen ve aynı polisleri bir çok zaman gösteri yapan grupların içinde gördüğünü dile getiren Aksoy, bu olayların birçoğunun halen aydınlatılmadığından yakındı. Şahit olduğu provokatörlük olayını anlatan Aksoy; “Emniyet müdürlüğü içerisinde kaldığım zamanlarda bazı polisleri yakından tanıma fırsatım oldu. mahkemede serbest bırakıldıktan sonra tekrar bir Cuma namazı çıkışında gösteri yapmak isteyen bir grubun içerisinde o polisleri olduğunu gördüğüm. Emniyet müdürlüğündeki polisler, gösteri yapmak isteyen grupların içerisinde ve eylem yapan baş aktörler olarak yer alıyorlardı. Bıraktıkları sakallarla ve giyimleriyle ateşli, öfkeli görünerek bir galeyana getirme gayreti içindeydiler. Daha sonra ben bu olayı uzaktan izledim. Gösteri yapmak isteyen grubu, provokatör polisler kışkırtıyor ve diğer üniformalı polislerde göz altına almaya başlıyordu. Göz altına alınanlar arasında provokatör polislerde vardı, fakat daha sonra polis aracından ellerini kollarını sallayarak çıkıyorlardı. Daha sonraki Cuma namazı gösterilerinde aynı olaya birkaç kez daha şahit oldum. Tamamen gençleri provoke ederek göz altına alınıyorlardı” dedi.
İHL ÖĞRENCİLERİ YOK OLUP GİTTİ
İmam Hatip Lisesi’nde yaşadıklarını anlatan Aksoy, o dönem İHL’ yönetimine ait düşüncelerini şu sözlerle anlattı: “İmam Hatip Lisesi müdürü Bekir yiğit her dönemin adamı olan bir müdürlük yapmıştır ve öğrencilerine sahip çıkmamıştır. Bekir Yiğit, yıllardır okul müdürlüğü yapmış, bu süre içinde hükümetler ve bazı uygulamalar değişmiştir. Tüm bunlara rağmen kendisi değişmemiş ve her dönemin ideolojisine ayak uydurmuştur. Konya’da diğer okulların müdürleri her dönem değişmesine rağmen, Bekir Yiğit tek değişmeyen müdür olarak görev yapmıştır. Net bir çizgisi olmayan, herkese gülücük dağıtan bir yapısı vardır. Şimdiye kadar susan eski müdür Bekir Yiğit neden bu dönemde konuşma ihtiyacı duymuştur bunu da anlamış değilim. Zamanında Türkiye’nin 16 bin mevcuduyla en büyük İmam Hatip Lisesi olan Konya İHL, bu tür idareciler yüzünden de birçok değerli öğrencilerin kıymeti bilinmemiştir ve Konya’nın en başarılı öğrencileri bu dönemde yok olup gitmiştir.”
FİİLİ OLARAK İHL’LER KAPATILDI
“28 Şubat’ta İmam hatip liseleri resmi olarak kapanmasa bile katsayı engeli getirilerek fiili olarak kapatıldı” diyen Aksoy şöyle devam etti: “Bir imam hatip okulundan mezun olan kişi bir üniversiteye girmek neredeyse imkânsız olmuştur. O dönemde yapılan tüm sistemler Müslümanları karalamaya yönelik yapılan kampanyalardı. Okulun içinde asker gördüğümüz de kesinlikle bir diktatör gelmiş bir havaya kapılıyorduk. Milli güvenlik dersine giren komutanlar tarafında cağ dışı, gericilik gibi ithamlarla karşılaşıyorduk. Konya’da diğer şehirlere göre çok daha farklı bir baskı vardı. Özellikle Şevket Kazan, Çevik Bir’den ve o zamanın askerlerinden davacı olmayıp davasını geri çekmesini şiddetle kınıyorum. Şevket Kazan’ın geri çektiği davalar kendi şahsi davası değil, aynı zamanda inanan insanların davasıdır.” Servet R. Çolak -Memleket