Kitap günlerinin düşündürdükleri
24 Kasım Öğretmenler Gününde Zindan Kale Sanat Galerisinde bir kitap fuarı açıldı
Zeki Oğuz
24 Kasım Öğretmenler Gününde Zindan Kale Sanat Galerisinde bir kitap fuarı açıldı. Büyükşehir Belediyesinin öncülüğünde başlayan kitaplı günlerin açılışında Başkan Tahir Akyürek on gün boyunca kitapla haşır neşir olmamızı istedi. Konya olarak kitaba verdiğimiz önemi gösterelim, dedi.
Katlı otoparkın bitişiğindeki sanat galerisini resmi açılıştan önce gezdim. Üç katlı bir yer. Gerçekten layıkıyla kullanılırsa önemli bir boşluğu doldurur. Bu gezinti sonucu Selçuklulardan kalma duvar kalıntılarını da görmüş oldum.
Büyükşehir her zaman yaptığı gibi bu işi de tek yanlı yapıyor. Daha önce düzenlenen kitap fuarlarını hatırlıyorum. Hep dini yayın yapan yayınevleri stantları dolduruyordu. Yine öyle olmuş. Başkana sormak gerekiyor ülkemizde yayın yapan onca büyük yayınevi neden gelmiyorlar şehrimizdeki kitap fuarlarına? Çağrılmıyorlar mı? Çağrılıyorlar da onlar mı katılmıyor?
Tüyap’ın düzenlediği fuara çok ciddi yayınevleri katılmıştı ama o fuar bir daha gerçekleşmedi. Gelen yayınevleri de zararla kapattılar tezgâhlarını. Ciddi bir destek olsaydı o fuar geleneksel hale gelebilirdi. Buradaki vebal başta il yönetimi olmak üzere bütün belediye başkanlarının sırtındadır.
İki hafta önce bir söyleşi ve imza günü için Ankara’da Kurgu Kültür Merkezindeydim. Etkinliğin asıl amacı ise yeniden yayınlamaya başladığım Çalı Dergisini tanıtmaktı. Orada başta değerli fotoğraf ustası Ali Tekin Çağlav olmak üzere Çalı dostları toplanmıştı. İçlerinde kırk yıl önce tanıdığım dostlarım vardı.
Kurguyu yayıncı, dergici, yazar arkadaşım Alaattin Topçu yönetiyor. Nerdeyse her gün bir başka etkinlik var. Söyleşiyi yaparken kendi kendime soruyordum neden şehrimizde böyle kültür merkezleri yok, diye.
Geçmişte çok sık gitmek istediğim şehirlerden biriydi Ankara. İlk durağım Zafer çarşısı olurdu. Çarşıya girince solda sergi salonlarını gezdikten sonra Remzi İnanç’ın Toplum Yayınevine uğrar, orada içerdim yorgunluk çayımı. Sonra kitapçıların yoğun olarak bulunduğu, her adımına kitap kokusunun sindiği Konur Sokağa, Karanfil Sokağa çıkardım. Son gidişimde bu yerleri yine gezdim. Gezerken şehrimin kişiliksiz sokaklarını düşündüm. Rampalı çarşının ve dershaneler sokağının dışında kitap bulmak mümkün mü?
Ankara’ya çok sık gitmeme karşılık Kale içini gezme şansım olmamıştı. Pazar gününü bu işe ayırdık. Ali abi ve eşi, değerli arkadaşım Reyhan Sur ile birlikte Kale içini hem gezdik hem fotoğrafladık. Pazar günü olduğu için hayli tenhaydı sokaklar. Buda rahat gezmemizi, istediğimiz gibi fotoğraf çekmemizi sağladı. Yüzlerce yıl öncesinin izlerini sürdük. Büyük bir yenileme başlamış, eski köhne yapılar yeniden hayat bulmaya başlamış.
Yolculuğumu hızlı trenle yaptım. Giderken sinyal sisteminde bir arıza mı varmış ne, tam üç saati buldu yolculuk. Söyleşiye zor yetiştim. Gelirken normal zamanında geldi. Gidiş gelişte dikkatimi çeken şey, yol boyunca gördüğüm sonsuz bozkır görünümüydü. Kimi köylerin çevresinde tek tük ağaçlarda olmasa bir çöl ortasında yolculuk ediyormuş hissine kapılıyor insan.
Sözü kitaplı günlere, diye bağlayalım ama Başkan Akyürek’in dediği gibi tek yanlı kitaplı günlere değil, kitabın her çeşidinin bulunabildiği kitaplı günlere…

