Kitaba yolculuğum
Bayram olunca bir yerlere gidemedim. Uzaktaki dostları arayarak hatır sordum, bayramlarını kutladım...
Zeki Oğuz
Bayram olunca bir yerlere gidemedim. Uzaktaki dostları arayarak hatır sordum, bayramlarını kutladım. Köye gidip geldim. Biriken dergiler vardı onları okudum. Çukurovalı dostlar Turunç adlı bir kültür-sanat dergisi yayınlamaya başlamışlar. Dergi iki aylık, üç sayı çıkmış. Her üç sayıda dolu dolu. Her sayıda edebiyata emek vermiş, gönül vermiş bir ustaya dosya yapıyorlar, onurlandırıyorlar. Dergiye emeği geçen arkadaşları kutluyorum.
Benim ilk öğretmenlerim köydeki yaşlı nineler ve dedelerdi. Onların anlattıkları masallar ve savaş hikayeleriyle büyüdüm. Sonraki yıllarda kitapların dünyasına girince dinlediğim masalların çoğunu Oğuz Tansel’in, Eflatun Cemgüney’in kitaplarında bulunduğunu gördüm. O değerli yazarlarımız sadece dinlemekle yetinmemişler, kaydedip kitap olarak da yayınlamışlardı.
Dedem sayesinde evimizde gazete eksik olmazdı. Bazı komşulara Kim, Akis gibi dergiler gelirdi. 1960 ihtilalini bu dergilerden öğrendik. İhtilalin lideri Cemal Gürsel’in, Yassıada’da yargılananların boy boy fotoğrafları yayınlanıyordu. Çocuktum ama bazı şeylerin ayrımına varmaya başlamıştım. Köy iki yarıydı. CHP yanlıları ve DP yanlıları diye. Fakat bu yüzden köylü arasında husumet, kin yoktu. Tatlı bir çekişme vardı. Sonraki yıllarda da birçok köyümüz camilerini bile ayırmalarına rağmen bizim köyde o tür şeyler yaşanmadı.
İlkokulda birinci sınıftan itibaren öğretmenimiz aylık bir dergi getirirdi. Kimimiz parayla kimimiz bir yumurta karşılığı alırdık dergiyi. Derginin gelmesini sabırsızlıkla beklerdik. Öğretmenlerimiz şehre gidip gelenlere gazete ısmarlar, gelen gazetelerin köşe yazılarını, haberleri bize okutur, sınıfta tartışma yaptırırdı. Dördüncü sınıfta Sille’deki kütüphaneyi keşfettik. Sınıfta iki arkadaştık okumayı seven. Haftada iki gün 8 km.lik yolu yürüyerek kitap değiştirmeye giderdik. Yaşlı kütüphaneci bize iyice alışmıştı, birçok kitap almamıza izin veriyordu. Okuma alışkanlığı o dereceydi ki yerde bulduğum bir gazete parçasını bile alıp okuyordum. Dünya klasiklerini, bizim masalları bu kütüphaneden okudum.
Sinemayı ilk keşfedişim ilkokul döndüncü sınıfında olmuştu. Sille gırında, Parsanada ortağa ekin ekiyorduk ve en ağır işlerden biride benim sırtıma yıkılmıştı. Ekin makinasının arkasında deste atıyordum. Müthiş yorucu bir işte bu. Makinanın bıçağından yükselen toz olduğu gibi ciğerlerime doluyordu. Bileklerime ağrılar giriyordu. Böyle ağır bir iş gününde babamla amcamın akşam sinemaya gidelim dediklerini duydum. Benide götürün,diye tutturdum. İlkin olmaz dediler ama bende işinizi görmem, diye diretince razı oldular. Yeni Sinemada İsmail Dümbüllü’nün bir filmine gittik. Daha önce de anlattığım gibi ilk şantajımı da o yaz yaptım. Babamla amcam harçlıklarını çıkarmak için dedemden habersiz saman satıyorlardı. Birgün babam çarşıya ineceğinde kitap getirmesini istedim. Ne kitabıymış, diye kızacak oldu. Bende eğer kitap getirmezsen saman sattığınızı dedeme söylerim, deyince akşama geldi kitaplar. Hz.Ali Cenklerini anlatan üç kitap.
Sanat okuluna başlayınca sinema ile birlikte keşfettiğim şeylerden biri de çizgi romanlar oldu. Alaattin tepesinde şehitliğin önünde satıyor- değiştiriyorlardı benim yaşta çocuklar. Kimi zamanda sinemaların önünde yapıyorlardı bu işi. Okuldan çıkınca oraya gider birkaç kitap değiştirerek evin yolunu tutardım. Dedem kızmasın diye ders kitaplarının arasında okurdum çizgi romanları. Epeycede Karaoğlan serisi biriktirmiştim o yıllar.
Mitolojiyi çok seviyordum. Gazi Lisesinin karşısında bir eski kitapçıyı keşfetmiştim. İstediğim kitapları ordan çok ucuza alabiliyor, değiştirebiliyordum. Burada İlyada ve Odesa kitaplarını bulmuş insanlığın bu ilk destanlarını zevkle okumuştum. Yazlık Emek sinemasına gelen ve konusu mitoloji olan filmleri hiç kaçırmazdım. Bizim mitolojiyi ise Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun kitaplarından öğrenecektim.
Sonraları Rus klasiklerine, Fransız klasiklerine dadanacaktım.
Dedemin verdiği harçlığın bir kısmını hafta sonu sinemaya gitmek için biriktirir kalanına da haftada birkaç gün gazete alırdım. Gazetedeki haberleri, köşe yazılarını bana okuturdu dedem. Genellikle Cumhuriyet alırdım. Cumhuriyet’i alışımın en önemli nedeni Fikret Otyam’ın röportajlarıydı. Benim yazılarımda, fotoğraf anlayışımda hala o iyi ustanın izleri vardır.
Beni en çok etkileyen romanlardan biri Yaşar Kemal’in İnce Memet’i olmuştu. Hele kitabın girişindeki o destansı anlatım çarpmıştı beni. Sonra Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü. O yıllar Köy Enstitülü yazarlar kuşağının müdavimi olacaktım. Sonraki okuma ve yazma serüvenimde çoğuyla tanışacaktım o güzel insanların.
Yol ve elektrik çok geç geldi bizim köye. Dedemin kendi yaptığı küçük ilkel bir masa vardı. Akşam olunca gaz lambasını bu masanın üzerine koyar derslerimi o lambanın körsek ışığında çalışır, kitaplarımı o ışıkta okurdum. Bazen düşünüyorum da o körsek ışığın altındaki okumaların keyfini sonraki yıllar hiç bulamadım.



