Kılıçdaroğlu, Canlı Yayında Soruları Yanıtladı

Kılıçdaroğlu, Canlı Yayında Soruları Yanıtladı

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: (2)- "Biz koalisyona sıcak bakmıyoruz gerçekten inanarak şunu söylüyorum Türkiye'nin bir CHP iktidarına ihtiyacı var"- "Biz iktidar olarak harcadığımız her kuruşun hesabını muhalefete vereceğiz bu kadar da özgüvenimiz yükse

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Biz koalisyona sıcak bakmıyoruz gerçekten inanarak şunu söylüyorum Türkiye'nin bir CHP iktidarına ihtiyacı var" dedi.

Kılıçdaroğlu, Şanlıurfa'dan katıldığı CNN Türk canlı yayınında, Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) iktidar partisinin yan kuruluşu gibi çalıştığını öne sürdü.

YSK kararlarına hakim ve savcıların isyan etmesi gerektiğini savunan Kılıçdaroğlu, "Bu insanlar adaleti sağlamakla görevli insanlar, oturacaklar hukukun üstünlüğüne inanıp evrensel hukuka göre karar verecekler ama bir yargıç grubu bütün yargıç grubunu töhmet altında bırakıyor normalde bütün yargıçların isyan etmesi lazım. Hakimler, Savcılar Kurulunun, hukuk fakültelerinin isyan etmesi 'Ne yapıyorsunuz siz' demesi lazım, hangi hukuka göre yönetiliyorsunuz Orta Çağ hukuku mu bu sorunlar büyük sorunlardır" ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, iktidar oldukları dönemde Türkiye'nin sorunlarının çözümüne ilişkin ise "CHP iktidarında herkes anayasal zemindeki konumuna geri dönecek. Başbakan Başkanlığını yapacak, Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığını yapacak" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar olmaları durumunda partisine hükümeti kurma görevini vereceğini anlatan Kılıçdaroğlu, "Erdoğan, isterse hükümeti kurma görevini vermez ama sorumluluğuna katlanır. Hangi gerekçeyle vermeyecek, ülkeyi kaosa sürükler. Başbakan olarak ben görevimi yapacağım. Bugün yaptığının benzerini bize yapamaz" ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, hükümette liyakat usulüne göre görev dağılımı yapacaklarını belirterek, kurumların kendi kültürlerini oluşturmalarına müsaade edeceklerini ifade etti.

Demokrasinin zenginleşmesi için siyaset yapacaklarını anlatan Kılıçdaroğlu, işi ehline vermek için gayret göstereceklerini söyledi.

- "İstikrarın güvencesi olacağız"

Kılıçdaroğlu, seçim sonunda koalisyon ihtimaline ilişkin ise şunları kaydetti:

"Türkiye niçin hükümetsiz kalsın. Bir demokrasi kendi içerisinde çözüm üretemiyorsa zaten demokrasi yoktur demektir. Demokrasi kendi içerisinde çözümünü üretir. Dolayısıyla o çözüm oturulur, konuşulur ve üretilir. Biz koalisyona sıcak bakmıyoruz gerçekten inanarak şunu söylüyorum Türkiye'nin bir CHP iktidarına ihtiyacı var. Demokrasi, insan hakları, ekonominin büyümesi ve yoksulluğun sıfırlanması açısından ihtiyacı var. Yeniden Türkiye'nin inşa edilmesi açısından ihtiyaç var. Ekonomik istikrar yok. Koalisyon olursa AK Parti tek başına iktidar olmazsa 'istikrar bozulur' diyorlar, ülkede istikrar mı kaldı. Kendiniz söylüyorsunuz ekonomi geriliyor diye, büyüme olmuyor, işsizlik nerelere ulaştı diye. Tam tersine biz istikrarın güvencesi olacağız, tam tersine üreten Türkiye'den yana olacağız tam tersine birinci sınıf demokrasiyi bu ülkeye getireceğiz, kararlıyız."

- "CHP iktidarının vazgeçilmezleri"

İktidar olmaları durumunda partisinin vazgeçilmez 5 unsurunu Kılıçdaroğlu, şöyle sıraladı:

"Tek başımıza iktidara geldiğimizde yapacağımız şeyleri söyleyim. Hemen ilk yapacağımız iş emeklilere iki maaş ikramiye, iki  siyasi ahlak yasası kesinlikle çıkacak, üç asgari ücret bin 500 lira olacak, dört taşeron işçi kesinlikle olmayacak, kadro olacak herkes çalışacak. Beşincisi de TBMM'de iç tüzüğü değiştirip, kesin hesap komisyonu kuracağız başına da ana muhalefet partisinden birini oturtacağız. Biz iktidar olarak harcadığımız her kuruşun hesabını muhalefete vereceğiz bu kadar da özgüvenimiz yüksek."

Kılıçdaroğlu, sivil toplum kuruluşlarının siyasi partilere yönelik ilanlarını doğru bulmadığını söyledi.

Asgari ücreti yükselteceklerine ilişkin vaadine değinen Kılıçdaroğlu, iktidar partisinin bunu bir türlü kabullenememesini anlamakta zorlandığını ifade etti.

Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun zaman zaman CHP'ye karşı iş dünyasını kışkırttığını savundu.

Partisinin hata ve yanlışlarına ilişkin özeleştiri yaptıklarını anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Her siyasal parti yeri ve zamanı geldiğinde öz eleştiri yapmalı, biz de kendi aramızda yapıyoruz, dünyanın farklı bir köşesinde yaşamıyoruz bütün insanların bize aynı gözle bakmalarını istiyoruz. CHP nedir, bir siyasal partidir, hatamız ve yanlışımız elbette olmuştur. Bir insan arada bir yanlış ve hata yaparsa kurumların da elbette hatası, yanlışı, eksiği fazlası olmuştur. Bize şöyle baksınlar dünya değişiyor, bilim değişiyor, teknoloji değişiyor ve insanlar değişiyor biz de değişiyoruz. Dindarlarla kesinlikle mesafemiz olmasını istemiyorum. AK Parti geldi Risale-i Nur'un basılmasını yasakladı CHP Anayasa Mahkemesine gitti 'Siz yasak getiremezsiniz' diye mahkeme de iptal etti. Biz bütün çevrelere sıcak bakıyoruz tek arzumuz din siyasete konu edilmesin onun dışında hiçbir sorunumuz yok. İnsanların inançlarına saygı göstereceksiniz, onun manevi dünyasına girmeye siyasetçinin hakkı yoktur ama onun manevi dünyasına siyasetçinin girmeme görevi vardır."

-"Oy oranı düşenin görevi bırakması lazım"

Kılıçdaroğlu, seçim sonuçlarına göre parti liderlerinin hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Normalde bir siyasi partinin oy oranı düştüğünde genel başkanının genel başkanlığını bırakması lazım benim şahsi inancım bu. Oylarınız düşüyorsa başka bir arkadaş gelir o sürükler götürür. İkincisi şu Sayın Davutoğlu'nun görevde kalıp kalmaması, görevi sürdürüp sürdürmemesi kendisine bağlı değil. O kararı bir başkası bir üst akıl yani Erdoğan veriyor. Çünkü ben onu da samimi olarak ifade ediyorum. Davutoğlu AKP'nin genel başkanı olmadan önce genel başkanlığını Erdoğan ilan etti. 'Sen genel başkan olacaksın' dedi. Genel başkanlığı açıklandıktan sonra kongre yapıldı ve seçildi. Dolayısıyla vesayet altında olan birisi kendi özgür iradesini dillendiremeyen birisinin oturup da kendisiyle ilgili veya parti ile ilgili karar alma şansı yok. Kararı yine bir kişi alacaktır Erdoğan alacaktır ve kararın gereğini yerine getirecektir."

- "3 partinin bir araya gelme ihtimali"

Türkiye'de 3 partinin tabanı ve oy oranının toplamda yüksek olduğuna değinen Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"Bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum sorunun çözüm yeri yargı. Yani Yüksek Seçim Kurulu görevini yapmadığı zaman ne yapacaksınız. Üç siyasi partinin lideri yan yana gelmese de aynı şeyleri söylüyor zaten. Anayasa ve hukuk çalışmıyor, gerçekten de herbirimiz bir taraftayız neredeyse günün 24 saati çalışıyoruz. Üçümüz bir araya geleceğiz, oturup konuşacağız, medyaya fotoğraf vereceğiz, nereden baksanız 12 saat demek her siyasi parti her dakikayı değerlendirmek istiyor ama burada asıl sorun yargının görevini yapmamış olmasıdır. Yargı görevini yapsa zaten böyle bir sorun olmaz. Yüksek Seçim Kurulu şu kararı alsa Cumhurbaşkanı ettiği yeminin gereği olarak 'tarafsızlığını korumalı' dese Sayın Cumhurbaşkanına bunu hatırlatmak YSK'nın görevidir. YSK 'seçimlerin tarafsız şekilde yönetilmesi gerekiyor' diye karar alsa Erdoğan bunu da dinlemeyecektir diyecektir ki, 'Bu Yüksek Seçim Kurulu da kim oluyor, nasıl olur da bana müdahale ederler, hangi yargının gücü varki bunu istesin, ben yarın YSK'yı dağıtırım.' Ben hiç endişe etmiyorum. Sorumsuzluğunu artırıyor oysa anayasa ona büyük bir sorumluluk veriyor. Gitsin daha önceki Cumhurbaşkanlarına baksın nasıl sorumlu davrandıklarını görsün. Her şeyden sorumsuz Sayın Abdullah Gül'e ve diğer cumhurbaşkanlarına baksın nasıl sorumlu davrandığını gitsin baksın ama burada her şey de sorumsuz davranıyor. Abdullah Gül ve Sayın Sezer olayları mutlaka izliyor ve değerlendiriyordur. Erdoğan farklı bir profil çiziyor, Gül ve diğer cumhurbaşkanları sorumlu davranıyor ama Erdoğan farklı profil çiziyor."

- "70 milyon insanımıza yalan söylediler"

Kılıçdaroğlu, son günlerde medyaya baskı olduğuna ilişkin iddialara yönelik görüşünü ise şöyle açıkladı:

"Suriye konusunda yanlış bir politika izlendiğini sokaktaki vatandaşlar biliyor artık. Şanlıurfalılar, Tekirdağlılar ve Rizeliller biliyor, kan akıyor oluk oluk. Eline silah veren bu insanlar, ben MİT tırlarının yani Suriye'ye silah götürenlerin, devletin bir politikasının gereği olarak götürülmüyor. Bu birilerinin siyasal fantazilerini gerçekleştirmek için boyunu aşan emelleridir. Dışarıdan silah geliyor, valinin haberi yok, niye valinin haberi yok, niye savcının haberi yok, askerin haberi yok, niye yok? Valinin açıklaması var 'haberimiz yok' diyor. Devletin işi olsaydı, devletin valisinin haberi olurdu. MİT tırları oradan geçerken kimse müdahale etmezdi. Derdi ki savcı 'Bizim haberimiz var, bu devletin yaptığı bir operasyon' ama bu olmadı, hiçbirisi olmadı. MİT'in içerisindeki bir kanat Erdoğan, Davutoğlu ve Arap Yarımadasındaki Katar silahları Türkiye'ye getirdiler ve silahları Türkiye üzerinden geçirdiler. Ben merak ediyorum bu tırlar giderken ne diyorlardı 'insani yardım malzemesi' çıktılar 70 milyon insanımıza doğruyu söylemediler arkasından ne oldu tırlarda silah olduğu ortaya çıktı. Daha önce biz mahkeme kararlarıyla oraya silah gönderildiğini söyledik bizi yalanladılar ama bizi yalanlayıp 'Hayır insani yardım malzemesi gönderdik' dediler."

- "Mükemmel bir gazetecilik örneği yapıldı"

"Şimdi bir mükemmel gazetecilik örneği yapıldı. MİT tırlarının içinde silah olduğu fotoğraflarıyla ve belgeleriyle ortaya konuldu, dediklerinin yalan olduğu ortaya çıktı, şimdi gazetecileri suçluyorlar" diyen  Kılıçdaroğlu, "Hangi gerekçeyle suçluyorlar niye 'yalanımız ortaya çıktı' diye. Böyle bir haber olacakta hangi gazeteci 'ben bunu görmem' diyecek, yayınlamayacak dünyanın neresinde olsa yayınlanır. Gazeteciyi suçluyorlar" ifadesini kullandı. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"ABD bir örneği oldu Amerika Yüksek Mahkemesi 'bu haberi yapar' dedi. Kendi ayıbınızı ve kusurunuzu örtmek için gazeteciyi suçluyorsunuz 'neden bu haberi yaptın' diye. Devlet sırrıymış bütün dünyanın bildiği devlet sırrı mı olur. Nereden çıktı devlet sırrı. İkincisi de mahkemeye 'yasak kararı' getirmişler, 'gazetecilerin konuşmaması ile ilgili' burada da komik şeyler var aynı dosyaya ilişkin iki mahkemenin iki de farklı kararı var. Bütün belgeler artık açık. Şu bir gerçek bu olay, Türkiye'yi uluslararası arenada çok zor durumda bırakacak. Türkiye bir hukuk devleti midir, korsan bir devlet midir. Hükümetin güvenlik karnesi zaten kırık bu olayla daha da kırılacak. Türkiye'ye duyulan güvenin sarsılması bile bizim açımızdan sorundur. Hükümet, Türkmenler katledildiği için 'Silah yardımı yapacağım' deseydi emin olun 70 milyon insanın desteğini alırdı hiç kimse de 'silah göndermeyin' demezdi. Kobani için ben çıktım Kürt kardeşlerimiz imha edilmesin diye meclise özel bir tezkere getirin, askerlerimiz gitsin, katliamı durdursun teklifini bile yaptım."

 

 

Kaynak:Haber Kaynağı