''Karadağ'ın gizemli konuğu Gertrude bell''
Geçtiğimiz hafta iki güzel kitap okudum. İkisi de Karaman’ın iki değerli aydınına ait iki kitap.
Zeki Oğuz
Geçtiğimiz hafta iki güzel kitap okudum. İkisi de Karaman’ın iki değerli aydınına ait iki kitap. Talat Duru’nun Karaman Tarihi adlı kitabını bir Karaman gezim sırasında İl Kültür ve Turizm Müdürü Cengiz Bey vermişti. Rıza Duru’nun kitabına ise çok istememe rağmen bir türlü ulaşamamıştım. O güzel kitabı ilkin Seyit abinin bürosunda görmüştüm. Mutlaka bulup okumak istiyordum. En sonunda Rıza beye telefon açıp kendimi tanıttım ve kitabı istedim. Ertesi gün elimdeydi kitap. Duyarlılığından dolayı Karaman’ın bu güzel aydınına teşekkür ediyorum.
Duru ailesi Karaman’ın önde gelen işadamları ama onları benim için önemli kılan şehirlerine karşı kültürel anlamda bir şeyler vermeye, borçlarını bu şekilde ödemeye çalışan iyi birer aydın olmaları. Şehrimiz iş adamları ve sanayicilerin bu değerli insanları örnek almalarını dilerim, gerçi bizimkilerin etliekmeğin ötesinde bir ufukları yok ama…
“Karadağ’ın Gizemli Konuğu Gertrude Bell” Duru sarrafiye Kültür Yayınlarının 3. kitabı. Büyük boy 184 sayfa ve temiz baskılı bir kitap. Kitabı asıl değerli kılan ise içeriği. 1900’lü yılların Karaman’ı ile ilgili çok değerli bilgilere ulaşıyoruz. Benim için gizemli bir dağ olan ve yılda birkaç kere gittiğim, üzerinde hısımlarımın yaşadığı Karadağ’ın havasını gizemli bir kadının 95 yıl önce yazdığı mektuplardan yeniden soluyoruz.
Gerçekten gizemli bir kadın Gertrude Bell. Soylu, zengin bir aileden geliyor. Oxford Üniversitesi’nden mezun ilk kadın arkeolog. Sıkı bir gezgin. Avrupa ve Ortadoğu ülkelerini defalarca geziyor. Dünya turu yapıyor. İngiliz hükümeti hesabına aktif görevler yapıyor. Ortadoğudaki sınırların belirleyicisi durumunda. Araplar ona “Çölün Kızı”, “Irak’ın Taçsız Kraliçesi” diyorlar.
Gertrude Bell 1905 ve 1907 yıllarında Karadağ’da kazılar yapıyor. Bazen çalıştırdığı işçi sayısı elliyi buluyor. Nerelerde nasıl kazı yaptığını, işçilerle sorunlarını anlatıyor. Karadağ’da 15 ailenin yaşadığını yazıyor ama bu ailelerin nasıl yaşadıklarından hiç söz etmiyor. Belli ki hiç ilişki kurmamış o insanlarla. Kazı sonucundan da bilgi vermez. Ne buldu, bulduklarını ne yaptı?
Gertrude Bell şehrimize geldiğinde Türklerin ve Rumların birlikte yaşadıkları Sille’ye götürürler. Ona göre Sille bir Yunan köyüdür. Mektubundaki ifade şöyle: “Buraya gelişimin ikinci günü beni, Konya’dan bir saatlik bir uzaklıkta olan ve tepeler arasında bulunan bir Yunan köyüne götürdü… Köy halı dokuyan ve belli ki halı dokuyarak geçimini sağlayan insanlardan oluşan bir köydü ve çevreye bakmamızı tamamladıktan sonra Loytved ve ben çok şirin bir Yunan ailesini görmeye gittik.”
Kitabın son bölümünde o yıllarla ilgili G.Bell’in çektiği fotoğraflar var. Yeni baskılarda düzeltilmesi umuduyla küçük bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum. 154. sayfadaki ilk fotoğraf Konya Meram değil Sille olacak. Alttaki fotoğraf ise Aya Elena Kilisesi. 155. sayfadaki fotoğraf ise Meram’ın o yıllardaki bir görüntüsü. Kültür dünyamıza bu güzel eseri kazandırdığı için Rıza Duru’ya teşekkür ediyorum.
KONYA’NIN “GÜL” BABASI AVUKAT MEHMET ALİ APALI
Değerli gazeteci arkadaşım İhsan Kayseri güzel işler yapmaya devam ediyor. Yitirdiğimiz değerleri yeniden anmamızı sağlıyor, onlarla ilgili yeni kitaplar yayınlıyor. Kayseri’nin son kitabı rahmetli avukat M. Ali Apalı ile ilgili. Kitap, ölümünün 20. yılına armağan olarak yayınlanmış. Kitapta Apalı’nın yaşam öyküsüyle birlikte ailesinden, onu tanıyan dostlarından yazılar ve fotoğraflar var. 1969 yılında genç bir gazeteci olarak ben de tanışmıştım M.A li Apalı ile. Delibaş isyanında şehit edilen Ali Kemali hocanın torunuydu ve bir de onun ağzından dinlemek istemiştim dedesini ve isyan olayını. Sağolsun saatlerce anlatmıştı olayı.
M. Ali Apalı’nın nasıl bir kişilik olduğunu meslektaşı avukat Özgen Küçükkoner’den dinleyelim: “Rahmetli M.Ali Apalı ağabeyimizin iki hobisi vardı. Birisi “gül” sevgisi, diğeri de “güvercin” sevgisidir. En nadide gülleri o yetiştirirdi. Feyzi Halıcı’nın tertip ettiği gül yarışmalarında hep o birinci gelirdi. Ayrıca çok güzel güvercin yetiştirirdi. Onların insan sevgisini, bu konudaki maharetlerini büyük bir sevgiyle anlatırdı.” Yeni anmalarda, yeni kitaplarda buluşmak dileğiyle değerli arkadaşım İhsan Kayseri.
TAŞELİ’NİN BATMAYAN GÜNEŞİ KARACOĞLAN
Mustafa Ertaş değerli bir eğitimci olduğu kadar değerli bir araştırmacı yazar. Ermenek yöresini onun ilk kitabı olan “Tekerleğin Değmediği Yer” adlı kitabından tanımıştım yıllar önce. Ertaş hocam Ermenek yöresini adım adım geziyor, yaşlıları dinliyor, yeni bilgiler derliyor ve bunları yazdığı güzel makalelerle bizlerle paylaşıyor.
Bir yandan da oralarda Karacoğlan’ın izini sürüyor Ertaş hoca. Karacoğlan’ın bu yörenin insanı, ozanı olduğunu belgelerle ortaya koyuyor.
1997 yılında Karaca Oğlan Torosların Gönül Güneşi’ni yayınlamıştı. Yeni kitabı Taşeli’nin Batmayan Güneşi Karacoğlan’ da yeni bilgilerle, belgelerle karşımıza çıkıyor Ertaş hoca. Değerli araştırmacı yazarımızın emeğine-yüreğine sağlık diyerek Karacoğlan’dan bir dörtlükle noktalayalım sözü:
“Iğranayım ala beşik içinde
Göreyim güzellerin göçünde
Kabalakta gabardıcın dibinde
Kırmızı önlüklü yar ister gönül.”


