Kara hasret kaldık
Şöyle lapa lapa, fıkara yaması gibi yağmıyor. Yağar gibi yapıyor, bizi umutlandırıyor sonra kaybolup gidiyor.
Zeki Oğuz
Yıllar varki kara hasret kaldık.
Şöyle lapa lapa, fıkara yaması gibi yağmıyor. Yağar gibi yapıyor, bizi umutlandırıyor sonra kaybolup gidiyor.
Günlerce yağacak, kürtük atacak koyaklarda. Aylarca kalkmayacak toprağın üzerinden. Kalkmayacak ki eriyen kar toprağın derinliklerine övsün. Pınarlar, çeşmeler gürlesin. Bereket gelsin dağlara taşlara.
Dağlarda adam beli gibi akan pınarlar bilirim, gürleyerek akan çeşmeler bilirim, hep suları kesildi kar yağmayınca.
Çocukluk yıllarımı hatırlıyorum. Güz, güzle derken bir sabah bembeyaz oluvermiş dağ taş. Kar durunca dam kürümeye çıkardık. Biz bir yandan kürürken, kürüdüğümüz yer yeniden dolardı karla. Karın üzerinden geçerdik damdan dama. Yol iz belirsiz olurdu.
Karlı kış gecelerinde tadına varırdık gavurganın, mısır patlağının ve metel satmanın.
Koyunların yemini, samanını , çobanın azığını eşeklere yükletir ağıla götürürdük. İçimizde en güçlü olanı öne düşer eşeklerin geçmesi için iz açardı. O izden ulaşırdık ağıla. Kara bir leke görülmezdi dağlarda.
Bahar yelleri esmeye başlayınca güney yakalarda erimeye başlardı karlar. Boncuk boncuk olurdu bahar güneşinin altında. Üzerine pekmez döküp yemeye doyamazdık. Dereler coşardı kar sularıyla. Karların eridiği yerlerde çiğdemler, navruzlar boy verirdi. Sanki eriyen karı takip ederlerdi bu güzelim çiçekler.
Şiirlerimize, türkülerimize girmiştir kar.Nazım bir şiirinde karlı kayın ormanını anlatır.
Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?
Ayışığı renginde kar,
keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır
Yusuf Hayaloğlu’nun şiirinde Ahmet Kaya’nın dilinde türküye dönüşür.
Şu dağlarda kar olsaydım
Bir asi rüzgar olsaydım
Arar bulur muydun beni
Sahipsiz mezar olsaydım.
Attila İlhan’ın şiirine de girer kar.
Duman dumana kaybolur kar ışığında kısraklar
Nedir saklı bir özlem midir kızak çıngırakları
Geçen yüzyıldan kalma bulutlu bir pencerede.
“Erzurum dağları kar ile borun” der ya bir türkümüzde, tipileri boranları bile özlüyor insan. Rüzgarın karları delicesine savurtmasını, dere boylarına adam boyu kürtük atmasını. Gezgin, yaylaların delikanlı ozanı Karacaoğlan nasıl güzel anlatır karın yağışını.
“İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye.”
Kimi ozanımız da yağan kar ile özdeşleştirir kendini.
“Yüce dağ başına yağan kar idim
Yağdı yağmur güneş vurdu eridim.”
İlk kar yağdığı gün nasılda sevinmiştik. Sevincimiz kursağımızda kaldı. Bir gün bile konuk olmadan eriyip gitti. Sanırım en çokda çocuklar üzülmüştür gönüllerince bir kızak kayamadıkları, kartopu oynayamadıkları, kardan adam yapamadıkları için.