Kampta asıl sefilliği çocuklar yaşıyor

Kampta asıl sefilliği çocuklar yaşıyor

Abditolu Köyü yakınlarında bir başka kamp çıktı karşımıza. İş bulamadıkları için günlerdir yatıyorlarmış. Yaşlı tarım işçisi Burhan Ustalar'ın dediğine göre kamp yerinde oniki çadır varmış ve hepsi Adana'dan gelmişler.

Zeki Oğuz

Halk edebiyatımıza bir bakın, ne çok gurbet türküsü çıkar karşınıza. Halkımızın büyük bir bölümünün ömrü gurbetlerde geçmiş, türkülere yansımıştır gurbet acısı. Karacaoğlan’ın şiirlerine de yansır bu acı:
“Gönül gurbet ele varma

Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere gönül verme
Ya sevilir ya sevilmez”
1960’lı yıllarda çok yoğun yaşandı gurbetçilik olayı. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine büyük bir akın oldu. Bizim dağ köylerinde hangi garibana nereli olduğunu sorsanız “Aydınlıyım”der. Deyimler de türetmiştir gurbet olayı. Bizim dağ köylüleri çalışmak için Ege taraflarına giderken Doğu ve Güneydoğu’nun yoksulları da Konya Ovasına gelirler çalışmaya. Bu günlerde ovada nereye giderseniz gidin sıcağın altında çapa sallayan tarım işçileri ve onlara ait kamplar çıkar karşınıza.

Hele o kamplara bir girin, insanlığınızdan utanırsınız.
Urfalı tarım işçileriyle birkaç hafta önce Apasaray taraflarında tanışmış, sohbet etmiş, fotoğraflarını çekmiştik.

Geçtiğimiz hafta Çumra taraflarına düşürdük yolumuzu. Pancar, fasulye tarlalarında hiç çalışan yoktu. Fethiye köyü yakınlarında onlarca çadırdan oluşmuş bir kamp çıktı karşımıza.

Çumra Kaymakamlığından birkaç kişi kocaman bir Kızılay çadırı kuruyorlardı. Çocuklar için bir ana sınıfı oluşturulacakmış ve yemek verilecekmiş çocuklara. (Bu çadır ana sınıfı geçtiğimiz Perşembe günü Çumra Kaymakamı Adem Yazıcı’nın katılımı ile açıldı. Belki sorunlarının çözümüne yetmez ama bir nebze merhem olur yaralarına.)

Kir pas içinde çocuklar oynuyorlardı çadırların arasında. Makinalarımızı görünce çevremizi sarıverdiler. Herkes kendi çadırına davet ediyordu, bizim çadırı da çek, diye.

Sinan Çobanlı adında yaşlı bir Urfalı çadırına davet etti. Dert küpüydü yaşlı adam. Sekiz nüfusla nisan sonunda çıkıp gelmişler, yarı aç yarı tok sürünüyorlarmış yazının yüzünde. Çoğu zaman iş olmuyor, yatıyorlarmış.

Kaymakamlık birkaç yere çeşme koymuş. Kadınlar bu çeşmelerin başında çamaşır yıkıyorlardı. Yaşlıların çoğunun yüzünde dövme vardı. Genç kızla burun kenarlarına hızma takmışlardı. Urfa’dan gelenlerin bir kısmı Kürt bir kısmı ise Arapmış.

İşleri “Çavuş” adını verdikleri biri ayarlıyormuş. Bu işin karşılığında da yüzde on ücret alıyormuş.
Çatalhöyük tarafına geçtik o kamptan. Bütün ekipler gelmiş kazı yerine. Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi olarak kazıda görevli Konya Müzesinden Arkeolog Lütfi Önel’in verdiği bilgiye göre şu anda geçmiş yıllarda toplanan veriler değerlendiriliyormuş. Bir ağustostan itibaren de asıl kazı çalışmalarına başlanacakmış.

Abditolu Köyü yakınlarında bir başka kamp çıktı karşımıza. İş bulamadıkları için günlerdir yatıyorlarmış. Yaşlı tarım işçisi Burhan Ustalar’ın dediğine göre kamp yerinde oniki çadır varmış ve hepsi Adana’dan gelmişler.

Kampta asıl sefilliği çocuklar yaşıyor, nerdeyse dökülüyor üstleri başları. Her iki kampta da gençler fotoğraf çekinmeye hevesli. Bir delikanlı kolumdan tutup kendi çadırına götürüyor beni eşimle bir çek, diye.

Bir çadırın önünde kadınlar yufka açıyorlardı, oraya çağırdılar yufka ikram edelim, diye. Yaşlı bir kadın, kusura bakmayın, size çay da kaynatırdık ama şekerimiz tükendi, dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Benim yerime Karacaoğlan desin sözü.
“Yöğrüktür bizim atımız /Yardan atlı zatımız/Gurbet ilde kıymatımız/Ya bilinir ya bilinmez.”