'Kaçak sektör'doğdu

'Kaçak sektör'doğdu

Hac organizasyonu yapabilmek için turizm acentalarına 'bir milyon dolar turizm girdisi şartı' koşan 'Hac Kararnamesi' gayri resmi yollarla vatandaşları hacca götüren kaçak bir sektörün doğmasına neden oldu.


Musa KİRAZGİLLER


Umreye götürülen 90 kişiden 58'inin vize süreleri dolduğu için Suudi Arabistan polisince tutuklanması, ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı. Ayakta kalmak için resmi olmayan gizli organizasyon kurdukları iddia edilen yetkisiz acenteler, her yıl binlerce insanı kutsal topraklara götürüyor.  


Yasal yollardan hac organizasyonu yapamayan firmalar resmi olmayan bir organizasyonla her yıl binlerce hacı adayını kutsal topraklara götürüyor. Bu yolla hac yapan vatandaşlardan bir kısmı kaçak olarak hacı olurken bazıları ise yetkililer tarafından tutuklanarak sınırdışı ediliyor.


Umreye götürülen 90 kişiden 58'inin vize süreleri dolduğu için Suudi Arabistan polisince tutuklanması ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı. Yaşanan olay sonrası bazı acentelerin umreye götürdükleri vatandaşlara 'kaçak hac' yaptırdıkları kamuoyuna yansımış oldu. Olay sonrasında, hac organizasyonu yapmaya yetkisi olmayan acentelerin, sınırlı kontenjanı fırsat bilerek insanlara kanuni olmayan yollardan hacı olma vaadi verdiği anlaşıldı. Hacca gitmek için kurası çıkmayan vatandaşların Ramazan umresinden sonra dönmeyerek kaçak olarak hac yaptıkları açığa çıktı.


Türkiye'de hac ve umre organizasyonu 1618 sayılı kanun ve çeşitli tarihlerde yayınlanan kararnamelerle düzenleniyor. Türkiye genelinde hizmet veren 4 bin 879 turizm acentesi olmasına rağmen kanunda belirtilen '1 milyon dolar turizm girdisi' şartını yerine getirebilen 42 (A) Grubu konsorsiyuma hac organizasyonu yetkisi veriliyor. Ayakta kalmak için resmi olmayan gizli bir organizasyon kurdukları iddia edilen yetkisiz acenteler, her yıl binlerce insanı kutsal topraklara götürüyor.


Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Fikret Karaman 'kaçak hac' yapıldığını doğrulayarak, bütün tedbirlere rağmen birçok turizm şirketinin bu yola başvurduğunu vurguluyor. Kararname ile ortaya koyulan şartların organizasyonu sorumluluk taşıyan firmalara kaydırmak amacıyla yapıldığını belirten Karaman, " Hac ve umreye ticari gözle bakan bazı firmalar her yıl benzer bir şekilde sizi üç aylık umre ve arkasından hac yaptırma taahüdünde bulunuyor. Anadolu'da bizim vatandaşlarımızı kandırıp götürüyorlar. Umre bittikten sonra Acenta yetkilileri de ortadan kayboluyor. Hemen her yıl benzer olaylarla karşılaşıyoruz. Bazı alt acentalar dediğimiz taşeron acentalar bu yöntemi kullanıyorlar." dedi.


Umreye giden vatandaşları, vizeleri bitince Mekke'de kalmamaları konusunda uyardıklarını söyleyen Karaman, kanunlara aykırı bir şekilde hac farizasını yerine getirmek isteyen bu kişilerin çok zor şartlarda ve gizli olarak yaşadıklarını anlatıyor. Suudi polisi tarafından yakalanan kaçak hacıların 'terhil' denilen noktalarda toplandığı bilgisini veren Karaman, daha sonra bu kişilerin uygun bir uçak programı sınır dışı edildiklerini kaydediyor.


Fikret Karaman, umre dönüşünde kimin gelip kimin gelemeyeceğini bilemeyeceklerini, böyle bir denetim yapma imkanları olmadığını dile getirerek, "Vatandaş dönüşte gelmiyor, kaçıyor. Bu işi yapan acentalar denetimden kaçıyorlar. Kaçak vatandaşlar yakalandığı zaman hangi acentanın bu işi yaptığı tespit ediliyor. Yetki belgeleri iptal ediliyor. Fakat bunlar daha sonra isim değiştiriyor." sözleriyle yaşanan durumu özetliyor. Karaman, Diyanet İşleri Başkanlığı organizasyonuyla umreye gidenlerin eksiksiz olarak yurda dönmesini sağlandıklarını dile getiriyor. 


Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Genel Başkanı Başaran Ulusoy ise gayriresmi yollara başvuran acentaların belgesinin iptal edildiğini vurguluyor. Kaçak organizasyon yapan firmalar konusunda vatandaşları medyaya verdikleri ilan ve demeçlerle daha önceden uyardıklarını belirten Ulusoy, "Biz Diyanet'e bu işi yapan varsa bize söyleyin diye bildirdik. Biz de gerekeni yapalım dedik. Geçen sene iki firmanın bu yola başvurduğunu tespit ettik, biri beş yıl çalışmama cezası aldı diğerinin ise belgesi iptal edildi." şeklinde konuşuyor. Umre için binlerce insanın Suudi Arabistan'a gittiğini ve denetimin çok zor olduğunu belirten Ulusoy, "Bütün acentalar götürdüğü her insanı geri getireceğine dair bir bilet değerinde taahhütte bulunuyor. Vatandaş geri dönmeyince taahhütleri yanmış oluyor." diyor.


İspatur Turizm Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Hilmi Karaduman da gayri resmi yollarla vatandaşlara hac yaptıran şirketlerin son yıllarda büyük bir artış gösterdiğini belirtiyor. Karaduman, Hac Kararnamesi'nin bir milyon doların altında turizm girdisi olmayan turizm acentalarına hac organizasyonu yapma izni vermediğini hatırlatarak, "Bu kararname rekabete dayalı hac organizasyonuna izin vermiyor. Tekelci bir zihniyeti yansıtıyor. Haksız bir rekabet doğuruyor. Bundan etkilenen bazı acentalarda para kazanmanın yolunu resmi olmayan yollardan vatandaşı hacca götürmekte buluyor." diyor. Kararname gereği organizasyon izni olmayan küçük acentaların, kişi başı 60 Avro karşılığı yetkili firmalara aracı olmasını eleştiren Karaduman, kanunsuz yollara başvurulmasının sebebini şöyle açıklıyor: "50-60 kişiye hac kaydı yapacak olan küçük bir acentanın kişi başı 60 Avro alarak ayakta kalması mümkün değil. Bir milyon dolardan fazla turizm girdisi olan büyük acentalara hac yetkisi verilmesi rekabet kurallarına aykırıdır. Serbest rekabet ortamı olmalıdır. Haksızlığa uğrayan küçük acentaların garyriresmi olarak işler yapmasının temelinde yatan neden budur."


Çağrı Turizm sahibi Ahmet Ziya, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Seyahat Acentaları Birliği'nin (TÜRSAB) kaçak şebekeye göz yumduğunu öne sürüyor. Ziya, haksız rekabete kurban edilen küçük acentaların bu göz yumma sonucunda etkisiz hale getirildiğini savunuyor. Ziya, yetkili kurumların bu kanunsuz organizasyona, 42 büyük acentanın menfaatine dokunmamak için engel olmadıkları suçlamasında bulunuyor. Ramazan umresine giden vatandaşların geri dönüş yapmamasının Diyanet İşleri Başkanlığı ve TÜRSAB tarafından görmezden gelindiğini iddia eden Ziya, ciddi bir denetim ve ceza sisteminin işletilmediğini söylüyor.


KAÇAK HACILAR YÜKSEK RÜTBELİ EMEKLİ ASKERLERİN EVLERİNDE KALIYOR


Geçen sene umre vizesiyle hac yapan Ahmet Yaman (58) 'üç aylık' olarak ifade edilen haccı, ilk olarak bir dostundan öğrendiğini ifade ediyor. Konya'da faaliyet gösteren firmaya başvuran Yaman, eşi ve kendisi için kişi başı bin 750 dolar ödeme yapıyor. 30 kişilik bir grup halinde yola çıkan umreciler, uçakla önce Medine'ye giderek 8 gün orada bir otelde kalıyor. Daha sonra kara yoluyla Mekke'ye geçiyorlar. Mekke'ye gidince emekli üst rütbeli bir askere ve devlet adamına ait iki katlı bir eve yerleştiklerini anlatan Yaman, ilk ay rahat bir şekilde umrelerini yaptıklarını, vize süreleri dolunca evden dışarı çıkmayarak hac mevsiminin başlamasını beklediklerini, bütün ihtiyaçlarının ise acentaya çalışan Araplar tarafından karşılandığını anlatıyor. Hac mevsimiyle birlikte kalabalığa karışarak rahat bir şekilde hac farizasını yerine getirdiklerini söyleyen Yaman, "Haccımızı yaptıktan sonra pasaportlarımızı topladılar. Çıkışla ilgili işlemler yapıldı. Otobüse binerek 2 gün içinde Türkiye'ye döndük. Her şey yolunda gitti. Hiçbir sıkıntı yaşamadık." diyor.


2003 yılında bin 200 dolara hacca giden Numan Kara (32) ise umre vizesi bittikten sonra Afganlı ve Hindistanlıların yoğun olduğu kenar mahallerde bir eve yerleştiklerini söylüyor. Ramazan umresinin bitiminden hac zamanına kadar bir ay kadar 20 kişilik gruplarının hiç dışarı çıkmadığını anlatan Kara, alışverişlerinin acentaya bağlı o mahallede oturan kişiler tarafından karşılandığını belirtiyor. Riskli ve zor günler geçirdiklerini vurgulayan Kara, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Hac kurasıyla uğraşmadan ucuza hac yapmış oldum ancak içimde hep bir korku vardı. Yaptığımızın yasal olmadığını hepimiz biliyorduk." 


UMRECİ SAYISI HER GEÇEN YIL ARTIYOR 


Diyanet İşleri Başkanlığı'nın verilerine göre 2003 yılında 89 bin 379 kişi hacca giderken, 2004 yılında bu rakam 96 bin 303'e yükseldi. 2005 yılında hac için ön kayıt yaptıranların sayısı 220 bin olarak gerçekleşince 70 bin kişi olarak belirlenen hac kotası daha sonra 120 bine yükseltildi. Bu yıl yine 120 bin kişinin hac yapması bekleniyor. Umre yapacaklar için kota uygulanmıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın verilerine göre 2003 yılında 2 bin184 kişi umreye giderken 2004 yılında umreci sayısı 9 bin 432'ye yükseldi. 2005 yılı umreleri halen devam ediyor. 


HAC ORGANİZASYONUNUN TARİHİ


Hac seyahati düzenleme görevi ilk olarak 1979 yılında çıkarılan kararname ile Diyanet İşleri Başkanlığı'na verildi. 1988 yılında çıkarılan ayrı bir kararname ile belli şartları taşıyan (A) grubu seyahat acentelerinin de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın gözetim ve denetimi altında hac seyahati düzenleyebilecekleri hükme bağlandı. Umre ziyareti ise 1984 yılına kadar serbest olarak yapılmakta iken, çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı ile umre seferlerinin sadece Diyanet İşleri Başkanlığı'nca yapılması kararlaştırıldı. Umre için hac gibi belirli bir zaman ve mekân şartı olmaması, ibadetten ziyade ziyaret ağırlıklı olması gibi sebepler dikkate alınarak, mevcut kararname 1992 yılında değiştirilerek, umre seferleri Diyanet İşleri Başkanlığı ve seyahat acenteleri tarafından yapıldığı gibi, her hangi bir organizeye katılmaksızın umreye gidişler, yurtdışına çıkışlarla ilgili mevzuat hükümlerine göre yapılmaya başlandı. 2000 yılında çıkarılan kararname ile, umre seyahati düzenleyecek seyahat acentelerinin nitelikleri Diyanet İşleri Başkanlığı ve Turizm Bakanlığı'nca müştereken belirlendi ve seyahat acentelerinin düzenleyecekleri umre seferlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın denetim ve gözetimi altında yapılması hükmü getirildi. Suudi Arabistan Hac Bakanlığı'nca 2001 yılından itibaren yürürlüğe konan yeni umre mevzuatı uyarınca ferdî olarak umreye gidişler yasaklanarak, sadece Diyanet İşleri Başkanlığı veya nitelikleri haiz A grubu seyahat acenteleri organizasyonlarına katılarak umreye gidiş uygulaması başlatıldı. 


BAKANLIKLARARASI HAC VE UMRE KURULU


Hac ile ilgili bütün kuralları Diyanet işleri Başkanı'nın başkanlığında, İçişleri, Maliye, Sağlık, Ulaştırma, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gümrük Müsteşarlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) temsilcisinden oluşan bir "Bakanlıklararası Hac ve Umre Kurulu" belirliyor. Hac ücretlerini saptayan bu komisyon, hacca gidecek kişilerin giyecekleri elbiseden kullanacakları çantaya, konaklayacakları yerden binecekleri otobüse kadar her şeye karar veren tek yetkili makam olma özelliği taşıyor. Hac Komisyonu biri taban fiyat olmak üzere değişik standartlarda birkaç fiyat açıklıyor. Türkiye'ye tanınan hac kotasının yüzde 60'ını Diyanet İşleri Başkanlığı, geri kalan yüzde 40'ını ise TÜRSAB'a bağlı yetkilendirilmiş A grubu seyahat acenteleri kullanıyor. Yüzde 40'lık bu kota acentalar arasında turizm girdilerinin oranına göre paylaştırılıyor. Hacca gitmek isteyen vatandaşlar müftülüklere başvuruda bulunarak çekilecek kurayı bekliyorlar. Kura sonucu hacı adayının Diyanet İşleri Başkanlığı veya seyahat acenteleri kanalıyla hacca gitmesi belirlenmiş oluyor. Bazen, bir ailenin bazı fertleri Diyanet kanalıyla, bazıları da seyahat acenteleriyle, ayrı ayrı zamanlarda gitmek ve ayrı yerlerde konaklamak zorunda kalabiliyor.


FİYATLAR


Hac organizasyonu seyahat acenteleri için yaklaşık 400 milyon dolarlık bir pazar oluşturuyor. Hac ücretlerini Bakanlıklararası hac ve umre kurulu belirliyor. Hac ücretlerine en son dolar bazında yüzde 20 zam yapılmıştı. Eldeki verilere göre dünyada en pahalı hac yolculuğunu Türk vatandaşlar yapıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bu yıl 4 ayrı hac organizasyonu gerçekleştirecek. Hacı adayları normal tip için bin 740 Avro, normal yemekli tip için bin 900 Avro, müstakil odalı tip için 3 bin 645 Avro, otel tipinde ise serbest ücreti ödeyecek.