İşte 'endişeli modernler'in ilacı

İşte 'endişeli modernler'in ilacı

‘Endişeli modern’ iktidar talebinden vazgeçmeli, ancak özgürlük talebinden de taviz vermemelidir. Endişenin ilacı da...

Doç. Dr. OSMAN CAN/ Anayasa Hukukçusu

Geçenlerde ‘endişeli modern’ olarak tanımlanan ve belirli bir siyasal/kültürel/ideolojik muhalefetin de tabanını oluşturanlar ile ilgili bir anket çalışması yapıldı. Metropoll şirketi tarafından yapılan araştırma esas itibariyle Türkiye’nin anayasa sorunuyla ilgilidir.

Vahap Coşkunn’un 17 Şubat 2011 tarihli Taraf gazetesindeki yazısı endişeli modern kavramının derinlikli bir incelemeye tabi tutulması çağrısını içermekteydi. Bu çağrıya sınırlı da olsa anayasa ekseninde bir yanıt vermek gerekir.

Anket çalışmasında ortaya çıkan temel sonuçlarda biri şu şekilde özetlenmiştir. “Demokratlık-militarizm ekseninde endişelilerin üçte ikisi (yüzde 70) militarist, üçte biri (yüzde 30) demokrat özellikler göstermektedir... Kısaca ‘endişe’, tutucu ve militarist bir tepki yaratmış görülmektedir. Endişeliler, endişe kaynaklarının ortadan kaldırılması için orduya bakmakta, tutucu sosyal kodlara sığınmaktadırlar. Bu da endişelilerin ‘ne modern’ ne de ‘demokrat’ olduğu iddialarını güçlendirmektedir.”

Bu çalışmanın ortaya çıkardığı temel saptamalardan biri, bu kesitin ağırlıklı olarak militarist ve tutucu olmalarıdır. İkinci saptama, ekonomik açıdan içe kapanmacı, korumacı ve anti liberal bir yaklaşımı benimsemeleridir. Üçüncü saptama, demokratik iradeye karşı her bir kurumsal direnişi meşru görmeleri, bu bağlamda yürütülen muhalefet ile demokratik muhalefet kavramını özdeşleştirmeleridir.

Dördüncü saptama, son anayasa değişiklikleriyle birlikte yargı ve üniversitelerin bağımsız olmaktan çıktığını düşünmeleridir. Dolayısıyla ‘bağımsızlık’ ve ‘bilimsellik’ kavramları meclis çoğunluğuna ideolojik ve kültürel bir karşı duruşun ifadesidir.

‘Endişeli modern’ kavramının demokrasiyle ilişkisinin çok zayıf olması beşinci saptamadır. Yaşam tarzına müdahale yapıldığını ifade edenlerin sayısı yüzde 15 ile sınırlı kaldığına göre, ‘endişe’nin kaynağıyla ilgili farklı bir analiz yapılmalıdır.

Modern ama liberal değil

Altıncı saptama ise şu: Ekonomik yönden Türkiye’nin iyiye gitmediği iddia edilirken, buradan bu kesitin Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana toplumdaki görece ekonomik üstünlüğü kaybettiği, bunun aynı zamanda kendi yaşam tarzının kültürel, siyasal ve entelektüel hegemonyasını sona erdirdiği gerçeği okunabilir.

‘Endişeli modernler’in yaşam tarzının Batılı ve liberal olduğu pekala söylenebilir. Zaten Türkiye’yi tanımayan yabancıların yaşam tarzı liberal olanları ilk karşılaşmada politik açıdan da liberal zannetmeleri bu temel yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Ancak yaşam tarzının liberal oluşu ‘modern’ kavramı ile ilgilidir. Modern kavramı ise demokrasi veya liberalizmle doğrudan ilgili değildir. Siyasal tarihin en büyük diktatörlükleri, faşizmleri ve ulusalcılıkları moderndir. Bu iktidarların taşıyıcılarının tamamı da yaşam tarzı itibariyle ‘batılı’ ve ‘modern’dir. Ancak Batı’da demokrasi ve liberalizmin taşıyıcısı olan toplumsal kesitlerin de ‘Batılı’ ve ‘modern’ olduklarını söyleme imkânımız vardır. Dolayısıyla modern ve Batılı olmanın siyasal yönden olumlu veya olumsuz bir değerlendirmeye tabi tutulması pek doğru değil.

Türkiye örneğinde bu tartışma farklı bir yere oturmaktadır. Türkiye toplumunun son dönemlere kadar Batı ile temas kuran kesitleri ağırlıklı olarak bugün ‘endişeli modern’ olarak nitelendirilebilecek kesitleri sayılabilir. Bu durum, Batı’da ortaya çıkan demokrasi, liberalizm, insan hakları, özgürlük, aydınlık, ilericilik gibi tüm ‘pozitif’ nitelendirmelere de ancak bu kesitlerin sahip olabileceği algısını yaratmıştı.

Ancak, ekonominin, sosyal farklılaşmanın ve uluslararası entegrasyonun yarattığı toplumsal aydınlanma, bu algının geçerli olmadığını gösterdi. Bu nitelendirmelerin bir ‘mahalle’ye ait olmakla otomatik kazanılabilecek bir ‘nitelik’ olmadığı, daha çok bir siyasi hegemonya aracı olduğu anlaşıldı. Dolayısıyla bugün artık bu hegemonyayı sürdürme imkânı yoktur.

Ankette ‘endişeli modernler’in yaşam tarzlarına ilişkin sınırlı hoşgörü etiketinin, siyasal alana geçildiğinde ortadan kaybolduğu görülmektedir. Militarizm, içe kapanmacılık, küresel ve siyasal rekabeti yasaklama eğilimi, parlamenter iradenin ordu veya yargı silahıyla ortadan kaldırmasının meşru görülmesi gibi eğilimler siyasal alana yönelik talepler olarak sıralanmaktadır.

Burada Türk anayasa ve devlet kültürüyle tehlikeli bir örtüşmenin varlığına işaret etmekte yarar vardır. Türkiye’de egemen iradelerin ortaya çıkardığı anayasaların iskeleti, özü, ilkeleri ve öncelikleri, yarattığı kurumlar ile endişeli modernlerin siyasal alana yönelik talepleri birebir örtüşebilmektedir. 27 Mayıs Darbesi’ni yapan ‘koalisyon’un bütünüyle bu sosyal tabandan beslendiği bir gerçektir.

Herkesin yaşam tarzına saygı

Bu da ‘endişeli modernler’in neden mevcut anayasal düzenin 1961 veya 1982 versiyonlarına sarılma, bu kültürün ürettiği referansları, değiştirilemezlikleri veya kutsallıkları savunma refleksi gösterdiğini açıklar. Yeni anayasa çalışmalarına uzak durmanın bununla ilgisi vardır. Nitekim yeni Anayasa Platformu’nun Anadolu sathında yürüttüğü halk toplantılarında bu eğilim deneysel olarak da saptanabilmektedir.

Bu çok ciddi bir sorundur. Tarihsel olarak Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte belirli bir modernleşme ve yenileşmenin taşıyıcılığı ve sorumluluğunu üstlenmiş bu toplumsal kesitin, hegemonya talebini sürdürüyor olması Türkiye açısından risk yaratmaktadır.

Bu hegemonya talebinin iki farklı gerekçesi olabilir. Bunlardan biri ekonomik ayrıcalığın sürdürülmesinin bir aracı olarak yaşam tarzının politik bir hegemonyaya dönüştürülmesi ihtiyacıdır. Bunu hiçbir koşulda meşru görme imkânı yoktur. Bu yöndeki taleplerin dinlenebilirliği de yoktur. İkinci gerekçe ise, yaşam tarzını ağırlıklı olarak İslami geleneklere sahip bir ülkede sürdürmenin ve ulusal bütünlüğü korumanın ancak ve ancak militarist ve bürokratik bir vesayet rejimiyle mümkün olacağına yönelik inançtır. Bu inanç başlı başına hegemonya talebini meşrulaştıramaz. Çünkü hiçbir kesit, kendi ayrıcalığı ve sosyal refahı için öteki kesitleri siyasal işleyişin dışına itemez, ötekileştiremez ve onun özgürlüklerini yok edemez.

Ancak buradaki ‘ihtiyaç’ın dikkate alınması gerekir. Çünkü yaşam tarzının korunmasına yönelik talep bir özgürlük talebidir. Yemeğini içmesini, cinsel tercihlerini, kültürel ve entelektüel alanını kendi tercihlerine göre biçimlendirmek, meşru taleptir. Ancak bu meşru talepler, ötekilerin başörtüsü takma, cemevi kurma, anadilde eğitim görme gibi özgürlük taleplerini bastırmanın gerekçesi olamaz. ‘Endişeli modern’, başkalarının yaşam tarzı üzerinde tasarrufta bulunma hakkından feragat ettiğinde, kendi yaşam tarzına saygıyı talep edebilir ve bu talebin Türkiye toplumunun ezici çoğunluğunca benimsendiğini de görebilir.

Kısacası ‘endişeli modern’ iktidar talebinden vazgeçmeli, ancak özgürlük talebinden de taviz vermemelidir. Yeni anayasa çalışmalarına katılması, ‘ama’sız, şartsız, kırmızı çizgisiz, ideolojisiz, tabusuz ve eşit yurttaş eksenli bir anlayışla demokratik bir anayasayı talep etmesi ise, onun özgürlüğünün garantisi, endişesinin ilacıdır. Militarizm ve vesayette ısrar, tersine sonuçlar da doğurabilir. Şart öne sürdüğü anda, başkasının şartıyla karşılaşır. Kırmızı çizgiden söz ettiğinde başkasının kırmızı çizgisinin de onu yok edebileceğini düşünmelidir. İdeoloji olmalı derse, başka bir ideolojinin olabilirliğini de kabul etmek zorundadır. Yalnızca bir yaşam tarzının değil, tüm yaşam tarzlarının meşru olduğu bilinmelidir.

Endişeli modernler de diğer kesitler gibi bu tarihsel sürecin kurucu unsuru olmalıdır. Bu herkese kazandırır. Yalnızca Türkiye’ye değil üstelik...

STAR