Hüyük'ten Beyşehir'e

Hüyük'ten Beyşehir'e

Yıllar önce Bursa’lı fotoğraf sanatçısı arkadaşları gezdirmiştim bu bölgeleri..

Zeki Oğuz

Geçtiğimiz pazar puslu bir havada düştük yola.Aslında nere gideceğimiz konusunda da kararsızdık.Şehrimiz fotoğrafçılarının piri Naci amca Beyşehir Karaali’den Aşağı Çiğil’e geçme taraflısıydı.Anamaslı Mehmet “Ben size uyarım abi”diyordu.Konfad’ın eski yöneticilerinden Latif Çağır Hüyük tarafına gitme yanlısıydı. Ben ve Bayram Sarıtaş onların kararına uyacaktık.Umutcan ister istemez bize uyacaktı.

Yenidoğan’da kısa bir çay molasından sonra Hüyük tarafına gitmeye karar verdik.Aslında aylardır Karaali’ye gitmeye niyetleniyorduk Naci amca ile.Onun deyişine göre kendine has bir kültürü olan güzel bir köymüş.Belediye başkanı Naci Amcaya telefon etmiş,bu hafta toplantımız var,başka bir zaman buyurun gelin,diye.O yüzden Karaali başka bir zamana kalmıştı yine.

Hüyük’te fotoğraf sanatçısı arkadaşımız Süleyman Candan’da bize katıldı.Onunla geçtiğimiz yaz Ecirli’de tanışmıştık.Yağmur çiselemeye başlamıştı.Biraz kahvede,biraz lokantada oyalandıktan sonra sırtını Sultandağlarına yaslamış şirin bir belde olan Çavuş’a geçtik.İki yıldır adını sıkça duyduğumuz bir kasaba olmuştu Çavuş.Yönetmen Atalay Taştekin bu kasabada çektiği Mommo Kız Kardeşim filmi ile onlarca ödül almış,kasabanın adını dünyaya duyurmuştu.

Bu yılda Çavuş Belediyesi ilginç bir proje ile duyurdu kasabanın adını.Kerpiç evlerden oluşacak bir Sonsuz Şükran Köyü’nde yazarları,sanatçıları bir kültür ve sanat mahallesinde bir araya getireceklerdi.

Bölge belediye başkanlarının toplantısı nedeniyle Çavuş Belediye başkanıyla görüşemedik.Projenin ayrıntılarını onun ağzından dinlemek isterdim.
Süleyman Candan’ın öncülüğünde Çavuş Merkez Camiini gezdik.Caminin ön duvarında başlıyor güzellik. Çiçek motifleri,yılanı avlamış kartal,yine avlanan bir aslan motifleriyle süslenmiş duvar.Caminin içi yine rengarenk motiflerle süslü.Selçuklular döneminde yapılan camideki motifler Abdülhamit döneminde işlenmiş.

Camiden çıktığımızda puslu,çisentili havanın yerini günlük güneşlik bir bahar havası almıştı.Kasaba yakınlarındaki hamamları gezdikten sonra Süleyman ile vedalaştık.O Hüyük’e geri döndü,biz Eflatunpınara geçecektik.

Hititlerden kalma anıtın çevresi resmi plakalı araçlarla doluydu.Sadıkhacı beldesinde yapılan Anadolu Belde Belediyeler Birliği üyeleri toplantıdan sonra bu güzel anıtı görmek istemişler.Bu kalabalıkta anıtı nasıl fotoğraflayacağız kaygısına düşmüştük ama onlar kaygımızı hissetmiş gibi fazla oyalanmadan gittiler.

Yıllar önce Bursa’lı fotoğraf sanatçısı arkadaşları gezdirmiştim bu bölgede.Buraları ilk defa gören arkadaşlar gördükleri karşısında şaşırıp kalmışlar “Siz Konya’lı fotoğrafçılar ne kadar şanslısınız”demişlerdi.Gerçekten öyle 100-150 km lik bir yolu göze aldınmı onlarca güzelliğe ulaşıyoruz.Onlara Eflatunpınar’ı,Fasılları’ı gezdirmiş,Eşrefoğlu camisinin batısında gölün kenarında gün batımını çekmelerini sağlamıştım ama gidilecek onca yer vardı daha.Onları söylemedim gözleri arkada kalmasın,diye.Beyşehir’de onları ağırlayabilecek bir mekan olsaydı o gece konaklarlar ertesi günü Yeşildağ’dan Kurucaovaya geçerler,dağarcıklarına yeni zenginlikler katarlardı.

Yola çıkmadan önce balık almıştık ama öğle yemeği ikramını Süleyman yapınca balıklar kalmıştı.Onları Beyşehir gölünün kenarında yemeye karar verdik.Hem akşamı bekleyip günbatımını çekmeye niyetliydik.Fakat çoğu zaman tatsız sürprizler yapar.Akşama doğru kocaman kara bir bulut geldi oturdu Anamasların üstüne. Bize de günbatımını başka zamana erteleyip geri dönmek düştü.