Hülya neden Başbakan'a bakamadı?
Kendinden emin Hülya gitmiş, eli ayağı birbirine dolanan bir kul gelmişti...
NAGİHAN ALÇI / AKŞAM
Avşar’a sesleniş
Önceki akşam televizyonda oldukça ilginç bir program vardı. İlginç ama kesinlikle sürükleyici ya da başarılı bir program değildi bu. Aksine çoğunlukla durgun, didaktik ve ruhsuzdu. Ekranda Başbakan vardı. Sürekli konuşuyordu. İşsizlikten, ekonomiden, devlet hastanelerinden...
* * *
Bir ara program yöneticileri yanlışlıkla “Ulusa Sesleniş” konuşmasını yayına almışlar zannettim. Ama baktım ki Başbakan konuşurken kamera zaman zaman Hülya Avşar’ı çekiyor. O zaman anladım programın, Avşar’ın ezberlediği soruları sormaya çalışarak geçireceği “sohbet” programın birinci bölümü olduğunu.
* * *
Bu topraklar “yönetenler”in yüzyıllar boyu el pençe divan durulduğu topraklar. Elinde iktidarı bulundurana tapılan topraklar. Boyun eğilen, göz kaçırılan topraklar.
İşte önceki akşam Hülya Avşar’ı Başbakan’ın karşısında görünce bu özelliğin öyle “cumhuriyet kurarak”, “demokrasi getirerek”, “halkın bağrından çıkanları yönetici seçerek” yok olmayacağını anladım.
* * *
Uçarı, yeri geldiğinde fazlaca ukala ve kesinlikle kendinden “çok emin” Hülya Avşar gitmiş, eli ayağı birbirine dolanan, boynu bükük bir kul gelmişti. Yöneticisinin karşısında ezilip büzülüyor, gözlerini ondan kaçırıyordu. Program boyunca Başbakan, Avşar’ın yüzüne neredeyse kesintisiz baktı, Avşar ise soru sorarken de Başbakan’ı dinlerken de nereye bakacağını şaşırdı. Tavana baktı, gözlerini yere kaçırdı, omzuna baktı ama Başbakan’a bakamadı.
* * *
Bakamadığı gibi soru da soramadı. Ezberlediği çok belli olan soruları tek tük araya sıkıştırmaya çalıştı. Ama o sorular cevapların devamı olmadığı için çok iğreti durdu. Başbakan’ın sözleri üzerine devam soruları hiç gelmedi. Avşar konuşulanlar üzerine yorum yapacak bilgi birikimine sahip olmadığı için kafasını sallayıp, onaylar gibi yapmakla yetindi.
* * *
Peki Avşar neden bildiğimiz Avşar değildi?
Biz beynimizi belli pencerelere ayıran insanlarız. Tüm hayatı bölüyor ve bu pencerelere yerleştiriyoruz. Ve onların içindekileri birbirine karıştırmıyoruz. Bir pencereyi kapatmadan, diğerini açmıyoruz. İşte Hülya Avşar da pencere tuzağına düştü. Karşısında Başbakan’ı görünce otomatik olarak “ciddiyet” penceresini açma ihtiyacı hissetti. “Ciddi olmak” da bu topraklarda siyaset konuşmaktan geçer. O yüzden yöneticisinin gözüne hoş görünmek için bu alanda tam bir “tabula rasa” yani boş bir levha olan zihnine aldırmadan daldı konuya... Arada “burcunuz nedir?” “Romantik misiniz?” gibi sorular geldi, o kadar olacak tabii ama bu soruların cevaplarını da samimi bir şekilde almayı başaramadı.
* * *
Peki ya Başbakan?
Bence o, bu programa çıkarak akıllılık etmiş. Tek başına, kesilmeden, meydan okunmadan, neredeyse monolog şeklinde konuşabileceği bir “sohbet programı” başka hiçbir yerde bulamaz. Üstelik bir talk şov’a katılarak Amerikanvari bir “açık görüşlülük” sergiledi.
* * *
Geçtiğimiz günlerde Ali Saydam “Hülya Avşar, Başbakan’ı ağırlayarak başarı hanesine bir artı puan yazacak, Başbakan ise kaybedecek” demişti. Avşar kendi bilgisine ve yeteneğine göre bir duruş sergileyebilse ve hakikaten iyi hazırlansa bu tespit doğru olabilirdi. Ama Başbakan önceki gece Avşar’la konuşmadı, bir yandan Avşar’a bir yandan da ulusa seslendi. Bir taşla iki kuş vurdu.