Hiçbir yer cumhura yasaklanamaz
Başörtüsü tartışması Başbakan Erdoğan'ın Abant'ta yaptığı konuşmayla iyice alevlenecek.
Türban yada başörtüsü tartışması üniversitelerden sonra kamuya uzandı. Başbakan Erdoğan'ın "cumhura ait olan hiçbir yer cumhura yasaklanamaz" sözleriyle ana muhalefetin şimşeklerini üzerine çekecek gibi görünüyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Asya Termal Tatil Köyü'nde gerçekleştirilen AK Parti 16. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda kampa giren milletvekillerine seslendi.
"HÜSMEN'İN, ŞEYHMUS'UN, FATMA'NIN CUMHURİYETİ"
Erdoğan önce cumhuriyeti kimlerin kurduğunu tarif etti. Kurtuluş ve Çanakkale savaşlarında omuz omuza verenlere dikkat çekti:
"Bu Cumhuriyet, birilerinin değil, belli zümrelerin değil, cumhurun, yani halkın, yani 73 milyon aziz milletimizin Cumhuriyetidir. Çanakkale'de akan kanlar, Sarıkamış'ta solan canlar, Kurtuluş Savaşı'yla destan yazan kahramanlar bu Cumhuriyet'in, bizim Cumhuriyetimizin yolunu açtılar. Bu Cumhuriyet, Marmara'daki Hüsmen'in, Karadeniz'deki Dursun'un, Ege'deki Mehmet'in, Orta Anadolu'daki Fatma'nın, Akdeniz'deki Ayşe'nin, Doğu Anadolu'daki Hasan'ın, Güneydoğu Anadolu'daki Şeyhmus'un Cumhuriyetidir."
"HİÇ BİR YER CUMHURA YASAKLANAMAZ"
Toplumun farklı kesimlerden oluştuğunun altını çizen Erdoğan, dolaylı olarak başörtüsünün sadece üniversitelerde değil kamuda da olması gerektiğini savundu:
"Bu Cumhuriyet, çiftçinin olduğu kadar esnafın, şehirlinin olduğu kadar köylünün, zenginin olduğu kadar fakirin Cumhuriyetidir. Bu Cumhuriyet, evet, Türk'ün, Kürt'ün, Laz'ın, Çerkez'in, Roman'ın, Alevi'nin, Sünni'nin, çoğunluğun olduğu kadar azınlığın da Cumhuriyetidir. Bu Cumhuriyetin sahibi bizzat cumhurun ta kendisidir, yani millettir. Dolayısıyla cumhura ait olan hiç bir yer cumhura yasaklanamaz, bunu böyle bilelim. Birilerinin, 'biz cumhuru istediğimiz yere sokarız, istediğimiz yere sokmayız' gibi bir tavrı, anlayışı olamaz. Önce bunu kavramak, anlamak durumundayız, alamak durumundalar. Sıkıntının kaynağında cumhuru, cumuhuriyeti tanımamak yatıyor."
CHP TARİHİNDE BU KADARI GÖRÜLMEDİ
CHP'deki resepsiyon krizi de Erdoğan'ın gündemindeydi. Muharrem İnce ve Kılıçdaroğlu'nun farklı konuşmalarını hatırlatan Erdoğan'ın hedefinde CHP lideri vardı:
''Bir genel başkanın gün içinde defalarca kendisiyle çelişmesi, defalarca kendisini yalanlaması, defalarca çark etmesi, siyasi tarihimizde bir ilktir. Gazetelere verilen her röportajın 'ben öyle demek istemedim' şeklinde bu kadar sık şekilde yalanlanması da siyasi tarihimizde bir ilktir Değişime direnenlerin maskesi er ya da geç düşüyor. Muhalefetteyken bu kadar hayal kırıklığı yaratan bir genel başkanın eskaza yani farzı mahal iktidara gelmesi durumunda ülkeye nasıl bir rota, nasıl bir vizyon çizebileceğini de ben milletimizin takdirine bırakıyorum. Zaten diyorlar ki, 'biz şimdi açıklamayız'. E ne zaman açıklayacaksın? 'İktidara geldiğimizde'... İktidara gelmezseniz ne olacak? O zaman böyle kalacak."
"NE PROFESÖRÜ OLURSAN OL"
"Laiklik inancından dolayı başını örten için bir güvencedir" diyen Erdoğan'ın gündeminde başörtüsünü hedef almakla suçladığı bazı Anayasa profesörleri vardı:
"1982 Anayasası'nın gerekçesinden ben bunu anlıyorum. Bunu tam tersine çevirerek başörtülü gezmeyi laikliğe tehdit olarak göstermek zorlama bir yaklaşımdır ve bugüne kadar hep bunu yaptılar. İşte şimdi bu yerine oturuyor. Anayasa profesörüymüş... Ne profesörü olursan ol, işin aslına bakalım. Çünkü, bir tane anayasa profesörü yok ki Türkiye'de çok anayasa profesörü var. Sen kalkıp farklı yorumlarken bir başka anayasa profesörü de diyor ki 'Hayır öyle değil kardeşim, böyle' diyor."
"HOR GÖRÜLMEK NEDİR BİLİRİZ?"
"Damdan düşenin halini bilen bir kadroyuz" sözleriyle yasaklı günleri hatırlatan Erdoğan, ''Biz dışlanmışlık nedir biliriz, biz mahrumiyet nedir biliriz, biz yoksulluk nedir biliriz. Biz susturulmak nedir, ötelenmek nedir, hor görülmek nedir biliriz" sözleriyle yakın siyasi tarihe göndermeler yaptı.
"BUNLARI NEDEN ANLATIYORUM"
CHP'nin tek parti dönemini de unutmayan Erdoğan, örnekler verdiği konuşmasında, neden bunları gündeme getirdiğini de anlattı:
"Bu ülkede kitapların yasaklandığı, hatta yakıldığı dönemler oldu. Bunu siz de en az benim kadar biliyorsunuz. Bu halk partinin iktidar dönemidir. Bu ülkede inançlara, ibadetlere, hatta ve hatta ezanın okunuşuna müdahale edildiği dönemler oldu. Evler basıldı, kitaplar derdest edildi, seccadeler suç aleti sayıldı. Ben size başka bir ülke anlatmıyorum, size ben ülkemi anlatıyorum ülkem bunları yaşadı. Bize şimdi bazı yerlerde diyorlar ki niçin 10 yıllarca öncesini anlatıyorsunuz. Nasıl anlatılmaz. İşlerine geldiği zaman 'Biz Cumhuriyeti kuran bir partiyiz' diyenlerin yaptıkları bunlar. Bunu bu kuşaklar bilmez bunu bu kuşaklara anlatacağız ki bunların söylediklerinde ne denli samimi olduklarını, ne denli samimi olmadıklarını iyi bilsinler iyi görsünler diye anlatıyorum."
LAİKLİĞİN TANIMI
Her kesim tarafından farklı algılanan ve tarif edilen laikliğin dinsizlik olarak algılanmasına isyanı vardı Erdoğan'ın:
"1982 Anayasası'nın gerekçesinde laiklik şöyle tanımlanıyor, hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik, 'her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir' Yani eşitlik, yani özgürlük, yani hukuk ve adalet,eşitliğin olmadığı yerde laiklikten söz edilemez, ibadet hürriyetinin olmadığı ortamda laiklik yaşayamaz. İnsanlar inançlarına göre farklı muamele görüyorsa, orada laiklikten de demokrasiden de hukuktan da bahsedilemez. 'Laiklik tehlike altında' diyenler, laiklik adına özgürlükleri kısıtlama hakkını kendilerinde görenler, böylece hem laikliğe hem de demokrasiye karşı olduklarını artık görmeliler.''
KİMİN TAVUĞUNA 'KIŞT' DEDİK
"Bize yapılan ne kadar yanlışsa başkasına yapılan da o kadar yanlıştır" diyen Erdoğan, onun için de kendilerine değil ''73 milyona özgürlük'' dediklerinin altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şurada 8 yıldır ülkeyi idare ediyoruz, kimin tavuğuna 'kışt' dedik ya. Yani eğlenmekse, nasıl eğleniyorsan eğleniyorsun. İstediğin gibi yaşıyorsun, nerede, kime müdahale ettik? Hangi yaşam koşulunu değiştirdik?"
"KAFA AYNI KAFA"
Sadece 15-20 sene içinde değil İttihat ve Terakki dönemine gidildiğinde dahi aynı şeyin görüldüğünü bugün de aynı şeylerin yaşandığını savunan Erdoğan 4.5 yıllık belediye başkanlığı dönemininden örnek verdi:
''Trenden bir kızcağız düştü, 'işte bak demedik mi, işte kızı trenden attılar'... Bakın, 58-42 hemen ardından 1-2 olay yaşandı, işte Tophane olayı, hemen faturayı buraya kestiler, 'bak 58'in şımarıklığı' dediler. Kafa aynı kafa''
