Halk kültürü üzerine
Yazı hayatına başladığım ilk günlerden bu yana halk kültürüne ayrı bir yakınlık duyarım. Yıllar önce yayınladığım bir kitabım da bu konuyla ilgiliydi.
Zeki Oğuz
Yazı hayatına başladığım ilk günlerden bu yana halk kültürüne ayrı bir yakınlık duyarım. Yıllar önce yayınladığım bir kitabım da bu konuyla ilgiliydi. “Gelenekleri Görenekleri ile Konya Dağ Köyleri”.
Halk oyunlarımız ise halk kültürümüzün temel taşlarından biri. Hangi yöremizin oyunu olursa olsun izlemekten büyük keyif alırım. Bir düğünü, asker uğurlamayı, nişan olayını halaysız, horonsuz düşünemem. Silifke deyince aklıma ilk gelen şey oyunları olur. Ankara’nın seymenleri, zeybekleri, Ege bölgemizin efe oyunları, zeybekleri, her biri ayrı bir zenginlik katar kültürümüze. Bursa’nın kılıç kalkanı, Çorum’un dillalası, şehrimizin kaşık oyunları muhteşemdir.
Geçtiğimiz Çarşamba 100. yıl spor salonunda halk oyunları yarışması vardı. Fotoğraf sanatçısı abimiz Naci İdil’i de çağırdım. Birlikte hem oyunları izleriz hem fotoğraf çekeriz düşüncesindeydim.
Oyunlar başladığı andan itibaren milli eğitimin zaptiye kafalı görevlileri de bizi ve muhabir arkadaşları uyarmaya başladılar. Bir fotoğraf sanatçısı, bir basın görevlisi nerden fotoğraf çekeceğini bilir. Elbette oyun oynayan çocukların arasına dalacak halimiz yok. Uyarılar yetmedi en sonunda fotoğrafçıları ve basındaki arkadaşları dipte bir yere tıkıştırdılar, önlerinede bir barikat kurdular.
Biz Naci amca ile durumu protesto edip salondan çıktık.
Halkoyunlarımızı keyifle izlemek ve fotoğraf çekme isteğimiz kalmamıştı. Aslında çocukların 23 Nisan bayramını bile hazır ol, esas duruş, rahat komutlarıyla yürüten bir zihniyetten başka bir şey beklenemezdi zaten.
Günümüzde gelişme çok hızlı. Ekonomiden teknolojiye çok hızlı bir gelişme var. Her gelişme günlük yaşamımızı etkiliyor, biçimlendiriyor. Bu değişim halk kültürümüze de yansıyor haliyle.
Çocukluk yıllarımda karasabandan pulluğa yeni geçiliyordu ama kara saban da hala kullanılıyordu. Günümüzde modern tarım araçları kullanılıyor artık. Bilgisayar biçerdöverlere bile girdi.
On yıl önce tarım gazetesi için bir araştırma yapmıştım. Tarımdaki bu gelişme tarım dilinde ne getirdi ne götürdü şeklinde. Araştırmanın sonunda tarımda kullandığımız yüzlerce kelimenin unutulmaya yüz tuttuğunu, onların yerini başka kelimelerin aldığını görmüştüm.
Günümüzde artık manilerle, masallarla büyüyen çocuklar yok. El dokuması güzelim halılar da yok. Onların ipi, kök boya ile boyanırdı ve hiç solmazdı renkleri.
Testilerin, çömleklerin yerini plastik bidonlar, kaplar aldı.
Halk kültürümüzün parçalarını artık etnografya müzelerinde ya da eskicilerde bulabiliyoruz.
Pazar günleri fotoğraf çekimi için bir yerlere gitmemişsem mutlaka bitpazarına uğrarım. Orada eski bir dibekten bir bilgisayar parçasına kadar her şeyi bulmak mümkün. Sanki dünle bugünü harmanlıyor bitpazarı.
Siz bu satırları okurken ben trenle İstanbul’dan dönüyor olacağım.
Yörükler geçmişlerini unutmamak, kültürlerini yaşatmak adına çeşitli etkinlikler yapıyorlar. Cumartesi günü Sarıyer’de yapılacak olan Yörük Türkmen Kurultayında bende göçer Yörüklerle ilgili bir sunum yapacağım.
Toplumumuzda özgün kültürlerini yaşatanlar halen göçer bir yaşam sürdüren ve sayıları günden güne azalan göçer Yörüklerdir. Orman Bakanlığı hoyratça bu göçerlerin üzerine gidiyor, onları iskân etmeye çalışıyor ama işin kültürel boyutunu hiç düşünmüyor.
Geçmişi olmayanın geleceği de olmaz, diye düşünürüm her zaman. Görüyorum ki birileri geçmişle aramıza aşılmaz setler oluşturma gayreti içindeler. Sadece bir günlük televizyon yayınına bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

