Güz çiğdemleri
Eylül sonunda yaklaşıyorduk ya güz havası çökmüş yaylalara. Kayalıklar altında, Gevenlerin arasında güz çiğdemleri çıkmaya başlamış.
Zeki OĞUZ
Sevgili okurlarım…
Geçtiğimiz haftayı acılarla, felaketlerle atlattık. İstanbul sele kapıldı. Felaketin ceremesini yine gariban halkımız çekti. Bizi yöneten büyük çok büyüklerimiz topu ya taca attılar ya suçu olmadık yerlere yıktılar. Elhak yıllardır bu konularda mahirdirler. Başımıza gelen felaket bir şeyi daha gösterdi bize, vatandaşımızın bir bölümünün ne kadar alçalabileceğini… Felaketin ardından o yağma görüntülerini tiksinerek izlemişsinizdir.
Bu satırları yazmaya başladığım Perşembe akşamı 21.30 sıralarında müthiş bir sarsıntı oldu işhanında. Ardından bütün elektrikler kesildi. Telefonlar çalışmaz oldu. Bütün işhanı boşaldı. Geceyi de Şems Parkı’nda geçirmek zorunda kaldık. Dilerim daha büyük felaketlere maruz kalmayız.
Ayın 12’sinde cumartesi günü Anamaslı Mehmet Köse ile yine Kurucuova taraflarındaydık. Kurucuova Belediye Başkanı Vedat Sabırlı ile birlikte yörenin en güzel yaylalarını gezdik. İslibucak, Çataloluk, Kızoluğu, Büyük Muslu, Küçük Muslu yaylalarının tertemiz havasını yeniden soluduk.
Küçük Muslu iki bin metre yüksekte, Anamas kayalıklarının altında müthiş güzel bir yayla.Serik’li iki Yörük ailesi vardı yaylada.Dönüş hazırlığı yapıyorlardı.Kayalıkların altında büyük bir kar kütlesi vardı.Anamaslı Mehmet koca bir poşet dolusu getirdi şehre.
Eylül sonuna yaklaşıyorduk ya güz havası çökmüş yaylalara. Kayalıkların altında, Gevenlerin arasında güz çiğdemleri çıkmaya başlamış.
Başkan Vedat Bey “Hele bir yağmur yağsın, yeniden yemyeşil olur, her tarafta binbir çiçek açar” diyor. Onun deyişine göre yörenin en güzel zamanı da mayıs ayı ile ekim ayı imiş. Yani ilkyaz ve Sonyaz çiçeklerinin açtığı aylar. Aslında yerel tadları, organik yiyecekleri sevenler için bu güz ayları daha güzeldir beldelerimiz.
Nedense güz ayları şairlerimiz için hüzünlü, dokunaklı geçer. Eski hazan yazılarımda da sözetmiştim. Sanırım şairler ençok güz ayları için şiir yazmışlardır. Eğitimci şair arkadaşım Ali F.Bilir için bir tutam fesleğendir güz. Böyle der “Güz anımsamaları” şiirinde.
“güz, bir tutam fesleğendir avucumda sakladığım
sararmış bir fotoğraf karesinden ansızın çıkıp gelen
silinir gider günle birlikte
güz, ayışığı gibi akar penceremden geceleri
kokun tenimde bütün geçmişiyle
gurbete çıkarız birlikte yeniden.”
Yol boyu uğradığımız yerlerde insanlar kış hazırlığı içindeydiler. Kimi bahçelerde avar topluyor kimi salça kaynatıyordu. Daha önceki yolculuklarımda tarhana sergileri de görmüştüm. Bazı beldelerimiz un tarhanasını tercih ederken Beyşehir yöresi diş tarhanasını tercih ediyor.İnce bezeler halinde kurutulan tarhana hem çorba olarak tüketiliyor hem de saçda ya da tavada kızartılarak çerez gibi yeniyor.
Serin eylül gecesinde şehre dönerken Umutcan yol yorgunluğu ile yanıbaşımda uyuyor ben şairlerin dünyasında güzü yaşıyordum.
Bakın ne der Hilmi Yavuz,eylül için.
“eylül! unuttum sizi
Dağ kızarır yol sararırdı
Ve ben dönüşlere bakardım
O aman vermez belleğin
Paramparça gördüğünüz
Aynalarla ve gül
Dolardı içim… eylül!”
Paplo Neruda daha bir yalnız, daha bir hüzünlüdür. Bunu hissettirir “ güz’de unutulmuş” şiirinde:
“Saat yedi buçuğuydu güzün
Ve ben bekliyordum
Kimi beklediğim önemli değil.
Günler, saatler, dakikalar
Bıktılar benle olmaktan
Çekip gittiler azar azar
Kaldım ortada, tek başıma.”
Eğitimci Emine Azboz “Hüzün Sarmalı”adlı yazısında şöyle veda eder yaza:
“Yaz bitti. Ömürden geçip gitti bir mevsim daha. Kızıl havaları görünce hüznün devi, çıkarıp Şapkasından yıldızları saçacak avuç avuç gökyüzüne.”
Her mevsim güzeldir ama güz bir başka güzeldir benim için. Bayram bir geçsin yaylalarda alacağım soluğu. Şimdiden pekmez ocaklarının hazırlığı başlamıştır oralarda.



