Guinn'in sütlaç aşkı
Torku Konyasporlu Richard Thomas Guinn saha içi ve saha dışında kendisiyle ilgili bilinmeyenleri anlattı.
Daha önce Finlandiya, İsveç, Almanya, Ukrayna, Fransa, Yunanistan, Polonya ve İsrail liglerinde forma giyen Guinn, Yunanistan ve Ukrayna’da şampiyonluk yaşarken, İsveç’te forma giydiği dönemde ise eşi ile tanışarak evlendi.
Gelecekte Türkiye deyince aklına ilk ne gelir? sorusuna “Sütlaç” kelimesi ile cevap vereceğini düşündüğüm kadar bir sütlaç sevgisi var. Baklava ikinci sırada!
Fantezi-bilim kurgu filmleri çok seviyor. “Yüzüklerin Efendisi mi? Harry Potter mı?” sorusuna cevap verirken feci zorlanıyor...
Bilgisayar vazgeçilmezi, iyi bir müzik insanı.
Basketbol oynamaya nasıl başladın?
16 yaşıma kadar basketbol oynamadım. Sonra baktım ki uzuyorum, uğraştığım diğer sporları bırakıp basketbola yoğunlaştım. Denediğim başka branşlar benim için eğlence olurken basketbol nasıl olduysa bir anda mesleğim oldu.
Peki hayatında basketbol olmasaydı ne yapıyor olurdun?
Tam bir bilgisayar çılgınıyım. Kesinlikle bilgisayarla ilgili bir işte çalışıyor yada bilgisayar mühendisiliği yapıyor olurdum. Aslında şu anda internet üzerinden bilgisayar dersleri alıyorum ve bu konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Kolejde oynarken de hep bilgisayar üzerine yoğunlaşmıştım. Basketbolu bıraktıktan sonra belki bilgisayar bilgimle para bile kazanabilirim.
Takım olarak nasıl bir sezon geçiriyorsunuz?
Burası Avrupa’nın en zor liglerinden birisi diyebilirim. Her gün her maçta karşımıza çok sert rakipler çıkıyor. Güçler birbirine çok yakın. Takım olarak inişli çıkışlı günler geçirdik, şanssızlıklar yaşadık/yaşıyoruz. Ama genel olarak kendi adıma yaptığımız işten memnun olduğumu söyleyebilirim. Bir aile gibiyiz ve beraber oynamaktan keyif alıyoruz.
Kuzey ülkelerinde basketbol oynadın orada ne gibi tecrübeler edindin?
Muhteşem bir tecrübeydi diyebilirim. Bir anımı paylaşayım; kolejden sonraki ilk senemde Finlandiya’ya transfer olmuştum. Ama kimse bana oranın sürekli gece olması hakkında bilgi vermemişti. İlk 3-4 hafta normalde gün içi olması gereken saatlerde uyudum çünkü sadece 2-3 saat gün ışığı vardı. Kafam karışmıştı ne zaman uyansam karanlıktı ve daha çok uyuyasım geliyordu. Neyse ki bir süre sonra bu sorunu aşmayı başardım. İsveç, Finlandiya’dan da güzeldi hatta bulunduğum en güzel yerdi çünkü eşimle orada tanışmıştık. Birkaç yazımı daha İsveç’te geçirdim ve bana en keyif veren ülke olduğunu söyleyebilirim.
Peki basketbol olarak farklılıklar nelerdi? Burası gerçekten de denildiği kadar zor mu?
Her yerde mücadele var ama kalite farkı gerçekten çok fazla. Şu an burada Avrupa’nın en iyi ligi oynanıyor. Finlandiya’da ise takımlar birbirine çok yakın güç ve yapıdaydılar, böyle olunca da hep aynı takımla oynuyor hissi yaşıyordunuz.
Kendini eleştiriyor musun?
Artık belirli bir yaşa geldiğim için kendimi biliyorum.Takım için iyi performanslar verebildiğimi düşünüyorum. Herkeste olduğu gibi benim de iyi ve kötü yanlarım var. Duruma göre karar alma yeteneğimin iyi olduğunu ve bunun bana avantaj sağladığını biliyorum. Elbette eksik yanlarım da var sonuçta herkesin vardır. Yaşlanmaya başlamam atletikliğimi azaltıyor, bazen fake üzerinden drive ederken yavaş kaldığımı hissediyorum.
Sosyal medyayı çok etkili kullandığını biliyoruz. Sosyal medya ve yarattığı dünya hakkındaki yorumların nelerdir?
Sosyal medya aynen adı gibi “Sosyal Medya”. Günümüzde iletişim için bir güç. Kişisel olarak kendime baktığımda sessiz, sakin bir kişiliğim var ama sosyal medya sayesinde son derece konuşkan, eğlenceli bir kişiliğe bürünebiliyorum. Hayatım boyunca dinleyip izleyerek bir şeyleri öğrenmekten çok büyük keyif aldım. Sosyal medyada karşılıklı iletişime geçerek çok daha fazla şeyi öğrenebiliyorsunuz bu da benim çok hoşuma gidiyor. İlginç gelecek ama favorim hala Facebook. Sosyal medya aslında eşimin kontrolünde ama Facebook’ta daha özgür olabiliyorum.
Basketbolcuların hatta hemen her profesyonel sporcunun başına gelebilecek eşler ile ayrı ülkede yaşama durumuyla karşı karşıyasın. Nasıl idare ediyorsun?
Evet, evlendiğimizden beri ilk kez yan yana değiliz. Benim yanıma gelemedi bu sefer. Başlangıçta çok zor geliyor. Artık o insana alışmışsınız ve müthiş bir eksiklik hissediyorsunuz. Neyse ki şimdi bu durumu aştık, hayat konusunda daha tecrübeliyiz ve teknoloji çok gelişti.
Dövmelerinizle ilgili ilginç hikayeleriniz var mı?
İnanılmaz sevdiğim güzel bir büyücü dövmem var çünkü çok çok büyük bir “Dungeons and Dragons” hayranıyım. Büyücülük sihir gibi şeylere bayılıyorum. Annemin vefat ettiği günün dövmesi var. Ailemin dövmesi de tam kalbimin üstünde yani olması gerektiği yerde bulunuyor.
Yüzüklerin Efendisi mi Harry Potter mı?
Bu soru gerçekten çok zor. İkisine de bayılıyorum. Tam bir bilim kurgu-fantezi insanı olduğum için ayrım yapamıyorum şu an. Harry Potter’ın bütün filmlerini sinemada izledim hepsini çok beğendim. Yüzüklerin Efendisi de harika bir seriydi. Karar vermek çok zor ve ben bu soruya cevap olarak birinin ismini söyleyemeyeceğim. Aksiyon ve komedi filmlerini de severim ama fantezi filmleri bambaşka bir keyif veriyor bana.
Konya ve kulüp organizasyonu hakkında neler düşünüyorsun?
Konya’yı seviyorum. Ne çok büyük ne çok küçük bir şehir. Aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz. İstanbul gibi şehirlerle karşılaştırırsak hiç trafik de yok. Çok hoşuma giden bir şehir tarzı var. Organizasyon ise açıkçası beklediğimin bile üstünde. Her türlü sorunumuzla hemen bir şekilde ilgileniliyor, hiçbir şekilde yaşamakta zorluk çekmiyoruz.
Peki ya yemekler...
O kadar çok ülke dolaştım ki artık her şeyi yiyebileceğimi düşünüyorum. Bir zamanlar seçici biriydim ama artık seçiciliği bıraktım. Vücudumun ihtiyacı olan şeyler var ve onları alabilmek için her şeyi yemeye hazırlıklı olmalıyım, profesyonel bir oyuncu böyle davranmalı. Favorilerime geçersek, sütlaç ve baklava aklımı başımdan alıyor. Sütlaç iyi yapılırsa bence baklavadan bile daha lezzetli bir tatlı, neyse ki Türkiye’de herkes çok güzel yapabiliyor bu tatlıyı.
Eğer koç olsaydın sahada ne tür oyuncularla çalışmak isterdin?
Sıkı çalışan, takım için oynayan, birbirini kollayan ve her şeyi sahada bırakan oyuncularla çalışmak isterdim. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum eğer bir şeyleri sahada bırakamazsanız ondan çok daha fazla zarar görüyorsunuz. Koçların oyuncuları motive etmesi önemlidir ama bunu anlayıp oynamaya hevesli isimleri bulmak çok daha önemlidir.
Aziz Bekir ile çalışmak nasıl?
Çalıştığım en iyi koçlardan birisi diyebilirim. Ne istediğini biliyor olması çok fark yaratıyor. Birçok koçla çalıştım ama çoğu ne istediğini bize tam olarak anlatamayan koçlardı, Aziz Bekir bunu çok iyi yapıyor. Sahaya çıktığımda ne yapmam gerektiğini bu sayede çok iyi biliyorum. Ayrıca onun bize oynatmak istediği sistemi de seviyorum. Bazen maçlarda çok fazla tepkili gözüküyor ama kendini çok iyi kontrol edebildiği için bu zarar vermekten çok bizi motive ediyor.
Ayağını yere vurarak sizleri uyarması da farklı bir yaklaşım değil mi?
Sahadayken genelde bütün kalabalığı görmezden gelirsiniz. Sesleri unutur sadece sahada ne olup bitiyorsa ona odaklanırsınız. Fakat Aziz hocanın ayağını yere vurmasını duyabiliyorum. Bazen bağırdığında fark etmiyorum ama o ne zaman ayağını yere vursa bir şeyler demek istediğini anlıyorum. Nedeni de şu; bu ses basketbol sahasında normalde duyduğunuz bir ses değil. Farklı bir ses olunca dikkatimizi çekiyor. Sonuçta bir yerden sonra ıslıkları, bağırmaları ve alkışlamaları unutmak zorunda kalıyorsunuz. O ayağını yere vurma sesi ise unutulamayacak kadar dikkat çekici.
Boş zamanlarında neler yapıyorsun?
Ne zaman fırsat bulursam ailemi arıyorum. Bir çok müzik aleti çalabiliyorum şimdi ise yeni merakım piyano. Minik dersler alıyorum ve piyano çalmayı öğrenmeye başladım. Bir süre gitar çalmıştım. Müzikte de iyi olduğumu düşünüyorum. Kariyerim bittikten sonra kim bilir belki küçük bir kafede gitar çalabilirim…