GÖKÇEYURT (KEMPOS)
Kempos adı da at yetiştirilen yer, hara anlamına geliyormuş. Başarakavak’ın yaylalarında çok değerli atlar yetiştirilirmiş. Belki burası da Selçuklu sultanlarına at yetiştiren bir belde olabilir, yerleşimi, arazi yapısı da buna uygun.
Sultan Dağlarının Üzerinde Bir Cennet:
GÖKÇEYURT (KEMPOS)
Zeki Oğuz
Değerli aydınımız Mehdi Halıcı şehrimiz beldelerinden birini anlatırken, beldenin adı değiştirildiği için yakınır ve bir belde daha tarihten silindi, der. İşte tarihten silinen yani bin yıllık adı bir çırpıda değiştiriliveren beldelerimizden biri de Kempos, yeni adıyla Gökçeyurt’tur.
Biz gezginler kimi zaman cızıdan çıkmayı severiz. Bu yeni maceralar, yeni keşifler demektir aynı zamanda. Kempos’u da böyle cızıdan çıktığımız bir gün keşfetmiştik. Beykonak’ta bir şenliğe katılacaktık. Bir gün önceden giderek Beykonak yaylalarında kamp yapmaya, ertesi sabah da şenliğe katılmaya karar verdik. Ama normal yoldan değil Tepeköy’den geçerek Sultan Dağlarını aşarak gidecektik. İşte o yolculuk sırasında, dağların arasında, kocaman bir koyakta karşımıza çıkıverdi Kempos. Lakin durmaya zamanımız yoktu. Gün batmadan kamp yerimizi bulup, ateş için odun toplamalıydık. İlk fırsatta buralara yeniden geleceğim, çamlarının altında oturacak, insanlarıyla söyleşeceğim, dedim ama ancak iki hafta öncesine kısmet oldu gidişim.
Argıthanı’na gitmeden önce Belediye Başkanı Eşref Korkmaz’ı aramış, Argıthanı’nda buluşalım, demiştim. Biz kahvede çaylarımızı yudumlar, okey oynayanları seyrederek, oyuncularla sohbet ederken başkan geldi, biz temmuz sıcağında yanarken başkan ceket giymişti. Bunun nedenini çamların arasında dolaşırken anlayacaktım.
Gökçeyurt (Kempos) Ilgın’an 18 km. güney doğusunda. Sultan Dağları’nın tam ortasında, kocaman bir koyakta. Halkın Yumurta Tepe, Çam Deresi ve Akdağ dedikleri dağların arasında. Bütün dağ köylerinde, beldelerinde olduğu gibi geçmişin onlarca kültürünün izi var. Kuruluşu Selçuklu’ların ilk yıllarına dayanıyor. Kempos adı da at yetiştirilen yer, hara anlamına geliyormuş. Başarakavak’ın yaylalarında çok değerli atlar yetiştirilirmiş. Belki burası da Selçuklu sultanlarına at yetiştiren bir belde olabilir, yerleşimi, arazi yapısı da buna uygun.
Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık ama ancak kendilerine yetecek kadar üretebiliyorlar. Köyün tam ortasında bir havuz var. Başkan Eşref Korkmaz, bu havuzu alabalık tesisi yapacağını söylüyor. Belde halkının dediğine göre havuzun suyu yazın buz gibi kışın ise ılık oluyormuş. Çevreden gelen satıcılar da mallarını havuzun kenarında satıyor, havuzun serinliğinden yaralanıyorlar.
Beldenin birkaç km batısında bir mağara var. Üreticiler buraya tuluk peynirlerini koyuyor, güzün alıyorlarmış. Bu küfle peynirlerin İstanbul’dan bile isteklileri oluyormuş. Jeneratörle aydınlatılan mağarada dışarıda ortalık yanarken içerde üşüyor insan.
NASIL GİDİLİR?
Gökçeyurt, yayla turizmi ve kamp yapmak isteyenler için bulunmaz bir cennet. Her biri ayrı güzellikte onlarca yaylası var. En uygunu gurup olarak gitmek.Yiyecek sorunu yaşamamak için tedarikli gitmekte fayda var.
Ayrıca ve zamanı olanlar için bu bölgede görmeye değer güzellikte bölgeler var. Bulcuk Göleti ve çevresi, Mahmuthisar doğal göleti, Tepeköy yaylaları, Başarakavak yaylaları hepsi birbirinden güzellikte. Canınız soğuk bir ayran istediğinde karşınıza çıkan ilk köylüye sıcacık bir merhaba demeniz yeterli.
Aşağı Çiğil Belediye Başkanı pek konuksever değil ama o taraflara giderseniz Yukarı Çiğil’e uğrayın derim. Belediyenin yeni yaptırdığı parkta yorgunluğunuzu giderir, böbrek taşlarına iyi geldiği söylenen buz gibi sudan içebilirsiniz. Önümüzdeki cumartesi hep birlikte Yukarı Çiğil’de olacağız.