GEORGE'UN İNSANLIĞI

GEORGE'UN İNSANLIĞI

Avrupa Birliği Gençlik Projeleri Kapsamında Konya’dan Bakü’ye bir yolculuk...

BAHADIR BOZOĞLAN

6 Mayıs 2008’de Avrupa Birliği Gençlik Projeleri Kapsamında Konya’dan Bakü’ye doğru yola çıkıyoruz. Projeye Gürcistan, Polonya, Romanya, Türkiye ve Azerbaycan katılıyor. Türkiye’den beş arkadaşız. Zeliha Mersin’den katılan engelli bir arkadaş. Bizi karşılıyorlar. Bizi Bakü dışında bir eve götürüyorlar ve bizim George bir gece önceden Romanya’dan gelmiş… George ile birlikte altı kişi aynı odada kalıyoruz…

George genel itibari ile sakin ve iyi geçimli biri. 33 yaşında, Bükreş üniversitesi, matematik bölümünde mezun. Ama matematik öğretmenliği yapmıyor. Değişik işler denemiş, ama teknoloji ile özellikle fotoğraf makinesi, kamera ve ışık teknolojisi ile arası çok iyi olduğu için film ve televizyon sektörüne girmiş. Kendisini “Free Lancer “ olarak tanımlıyor. Yani bir bakıma serbest çalışıyor..Dizi çekimleri, reklam veya görüntüleme çekimleri filan. Kendisinin free lancer oluşunu kimseye bağlı olmak istemeyişi ile açıklıyor çünkü birçok televizyon kanalı devletten yardım alıyormuş dolayısıyla etki altında kalıyorlar diyor. George yaptığı işlerin onu maddi olarak zorlasa da bağımsız olmak istiyor. Çektiği bir film parasızlıktan dolayı yarım kalmış: George film için bir sponsor bulmuş ama bir süre sonra sponsor para olmadığı için filme devam edememiş. George ne yapsın  başka destekleyici firma bulmak zorunda kalmış ama eski sponsor filmden pay almak istemiş. George filmi yarım bıraktığı için eski sponsor ile istediği oranda anlaşmak istememiş. Ama George free lancer ya tabi ki kamera ve stüdyosu yok, dolayısıyla sponsorun yerini kullanmış film için. Film tam 70. Dakikada yani 14 dakika daha çekse bitirecek (yardımseverlere duyurulur). Sponsor yüksek pay istiyor George olmaz katkın neyse onu alırsın diyor. Sponsor razı olmuyor. George bu sefer kızıyor ve sponsorun yerini basıyor ve sponsoru bir güzel dövüp polislik oluyor ama elde gene film kasetleri yok. Artık George’u sponsorun yerine yaklaştırmıyorlar. George’tan film kaseti için 10 bin avro istiyorlar. Ama nerde? George günü birlik aldığı işlerde 10 metre karelik Bükreş’teki evinin 300 avro kirasını zor veriyor. George çaresiz para biriktirip filmleri geri alma umuduyla peşini bırakıyor ve gündelik işlere devam…

5 Haziran’da,  Romanya’nın Piteşti şehrinde gerçekleşecek olan bir konferans için Konya’dan Bükreş’e yola çıkıyorum.. Yaklaşık bir hafta kalmayı planlıyorum ama param bunun için çok yeterli sayılmaz ve aklıma Bakü’de tanıştığım George geliyor ve telefon açıyorum ve telefonu açıyor ve elbette diyor ben hava alanından alırım diyor. Konya’dan yola çıkıyorum ve  İstanbul’dayım ve hava alanında sunumumu hazırlıyorum ve akşam 17 gibi Bükreş’e doğru yola çıkıyorum.. Bir saat sonra Bükreş’teyim.. Küçük bir hava alanı..epey sonra hava limanından çıkıyorum, her zamanki gibi gülümsüyor.. Artık Romanya’da George’ la beraberim…

George hemen elimdeki çantayı alıyor. Bu arada George beraber olduğumuz sürece bir ağabey gibi hiç bana çantayı taşıtmıyor. Dışarıda bizi bekleyen taksiye biniyoruz. Taksi şoförü George’un 4 yıl önce beraber taksicilik yaptığı bir arkadaş. Arkadaşı birçok Romanyalı gibi güler yüzlü. İngilizce bilmediği için George aracılığı ile anlaşıyoruz. Hava alanın şehre uzaklığı bir saatten fazla ve Bükreş’in merkezine varıyoruz. Taksiye para vermeye kalkıyorum ama George müsaade etmediği gibi kendide ödemiyor. Sonradan anladığım kadarıyla George eskide beraber çalıştığı arkadaşını ayarlamış zaten George’un da ödeme durumu yok.  O sıralar George’un işleri kesat. Free lancer ya bağımsız iş bulmakta zorlanıyor. Neyse epey sonra taksici arkadaşıyla vedalaştıktan sonra George’un apartmanına giriyoruz. Apartman yürüme mesafesiyle şehir merkezine yaklaşık 10 dakika. Eski bir apartman ve arkada küçük bir avlusu var. Kimi üç odalı kimi tek oda. Birince kattaki evine çıkıyoruz. George demir kapıdaki iki kilidi açıyor ve arkasındaki kapıyı da açtıktan sonra eve girebiliyoruz. Şaşıyorum ve George fark ediyor. Açıklama yapma ihtiyacı hissediyor. “Ben burada fazla kalmıyorum  yatmaya geliyorum, biraz küçük ama işimi görüyor”.

Tahmin ettiğim kadarıyla ev toplam 10 metre kare: bir oda, bir mutfak ve tuvaletten oluşuyor. George’un yattığı oda, zaten evin tek odası, yaklaşık 5 metre kare. Mutfak 3 metre kare ve tuvalette yaklaşık 2 metre kare.  Odada bir tane çekyat var. Çekyatın boyu en fazla 1,5 metre George’un ise 1.80. Çekyat ama çektiğin zaman bir daha kapanmama ihtimali yüksek ve kaldığım iki gün boyunca hiç çekmeyi denemiyorum. Odada iki demir sandalye, bir sehpa, eski bir banyo tipi kömür sobası ve kıyafetlerini koyduğu iki kapılı bir dolap. Tahmin ettiğim kadarıyla ki bende öyle yaptım çek yatın kısa gelen kısmını sandalye ile tamamlıyor. Ve birde George’un yatmak için kullandığı bir uyku tulumu var. En ilginç olan ise, bu on metre karelik evde George hiç kullanmaya teşebbüs etmese de bir çamaşır makinesi, küçük bir buzdolabı, mermer bir mutfak tezgâhı ve mutfak dolabı, odada ADSL bağlantılı internet, banyoda sıcak su şofbeni ve bir de klozet bulunuyor. George bu küçük eve tam 300 avro ödüyor ama 33 yaşındaki bekâr bir free lancer’ın ihtiyacı olan her şey var. Çantamı bırakıp çıkıyoruz artık yemek yememiz gerekiyor…

Evde çıkıyoruz ve apartmanın bulunduğu sokağı unutmamak için dikkatlice etrafa bakıp hatta bununla da yetinmeyerek sokağı ve önemli yerleri kaydettikten sonra sokaktan  bir yer bulmak için ayrılıyoruz. Bükreş’te tarih boyunca egemenlikleri ve etkisi altında kaldıkları imparatorluk, ülke ve milletlerin etkisini görmek mümkündür. Daha çok şehrin kesimine göre, Alman, Fransız, Latin ve kısmen Rus mimarisinin izleri görülmekle beraber Alman mimari etkisinin görüldüğü evlerin sağlıklı durumda olduğunu söylemek çok zor. Çavuşesku zamanında yirmi yıl 1989’a kadar bu Alman mimari izlerini taşıyan evler gipsy’lere (bizim deyimimizle Çingene) hırpalanıp Alman izlerini yok etmek amacıyla verilmiş. Romanya’nın nüfusu 20 milyon olduğunu dikkate alırsak epey (5 milyon) Çingene var! Neyse epey sonra bir restoran, genel itibari ile bunlar iki katlı ev tarzı restoranlar, ve restoranın ikinci katına çıkıyoruz. George kız arkadaşını arıyor ve bir müddet sonra o da geliyor. Kız arkadaşı, Christina,  çok kibar ve iyi kalpli biri. Sonra düşünüyorum yoksa bizim free lancer’ımıza kim katlanabilir ki! Ben salata söylüyorum içinde İtalyan peyniri olan kesinlikle bizim peynirlerden farklı. Yemekler geliyor…Yemek muhabbetle  ve saat 11 gibi ayrılmaya başlıyoruz. Ben George’a para vermek için bakıyorum ama George kendinden emin bir şekilde “dur dur diyor acele etme” diyor. Bekleyip olanları izliyorum. Hesap çok az yememize rağmen yaklaşık 40 Avro yani 80 YTL. Asgari ücret sadece 300 avro olmasına rağmen yemesi içmesi ve yatması pahalı olan bir ülke. Neyse kız arkadaşı gülümseyerek hesabı kontrol edip üçümüzün hesabını ödüyor ve oradan ayrılıyoruz. Christina  arabayla bakıyor ve George ile eve çıkıyoruz. Ben bir 1.5 metrelik yatağa bir de George’a bakıyorum. George hemen anahtarları bana uzatıyor ve yalnız kalacağımı söylüyor. Gitmeden  yukarıda anlattığım eşyaları tek tek tanıtıyor, bu arada George’un yatağının sol çaprazında elbise dolabının üzerinde kalan televizyonun varlığından söz etmeyi unutmuştum, ve şofbene gelince birkaç defa nasıl yakılacağını gösteriyor ve benimde yapabildiğimden emin olunca odaya dönüyoruz tam iki metre yürüdükten sonra. George’a Turkcell hatlı telefonumun Romanya’da çekmediğini nasıl haberleşeceğimizi söyleyince hemen telefonunu çıkartıp bana veriyor. Sen ne yapacaksın diyince “Christina’nın iki telefonu var” diyor. Alemsin George! Neyse odayı iyice kaydettikten ve sandalye yardımı ile çekyata sığmaya çalışıyor ve George’un yaptıklarını düşünerek uyuyorum.

Sabah kalkıp, odayı düzenliyorum ve THY (Sağ olsunlar)’in verdiği diyet bisküviyi yiyip George’u bekliyorum. George fazla gecikmeden geliyor ve çıkıyoruz. Günlerden Perşembe, 5 Haziran 2008, George ile Bükreş sokaklarında geziyoruz ve bana ilginç yerleri gösteriyor. İlk önce çişmecu parka “yani bizim çeşmeci” ,Romence’de ve Romanya’da Osmanlı dil kültür etkisi hissediliyor, gidiyoruz. Bükreş’in ortasında büyük yeşil bir park. George bana her şeyi anlatıyor ve ben kahvaltı diyorum o dur daha diyor, saat nerdeyse 12.00. George ile mısır patlağını beraber paylaşıyoruz. Ve polis törenini, ufak bir müzeyi gezdikten sonra parkın ortasında çoğunlukla yaşlı insanların sürekli dama, satranç, okey ve diğer oyunları oynadığı bir yere geliyoruz. Oradan ayrılıp para bozdurmak için bir döviz bürosuna, en fazla 1.5 metre kare, gidiyoruz. Burada her şey küçük ve hayat pahalı. George ile meclis bir Macar restoranına gidiyoruz George bir çorba içiyor ve başka bir şey yemiyor. Kendince fazla masraf olmak istemiyor. Oradan bir Mısır kahvesine gidiyoruz ve George ile uzun uzun konuşuyoruz. Akşam meclis binasına ve bir sergiye gidiyoruz. George beni eve bırakıp ayrılıyor.

Ertesi sabah erkenden 5 gibi sunum için Piteşti şehrine gidiyorum. George erkenden geliyor. Ve çıkıyoruz.. Otobüse biniyoruz ve George bilet diyorum oda sen dur diyor. Zaten ineceğiz. Girişte şoför ile yolcu arasında ayrım var yani birbirlerini görmüyorlar. Arada biletçiler gelip kontrol ediyormuş. Onlarda her gün aynı saatte geldiği için, sabah 9.00 -10.00, o saatte daha dikkatli oluyormuş insanlar. George’a ya yakalarlarsa diyorum o da zamanında görevlileri çok dövdüklerine bu yüz den yıldıklarını söylüyor. Ya şimdi, endişeyle, yakalanırsak diyorum oda gülerek “ o zaman polise gidelim derim” diyor. Tam bir yavuz hırsız. Yani bu hep böyle mi diyorum oda yine gülümsüyor “Romanya’da toplu ulaşım ücretsizidir yani” diyor. Bilet alıp Piteşti’ ye yola çıkıyorum.

Taksiyle konferansın olacağı yere gidiyorum çantamla ve beni Selanik’ten tanıdığım Emanuel karşılıyor. Üniversite’de İngilizce öğretim görevlisi olarak çalışan bayan beni arabasıyla otele getirip götürebileceğini söylüyor. Genelde sıcakkanlı insanlar. Konferans Balkan ülkeleri havasında geçiyor yani tam bir rahatlık ve bol muhabbet. Etrafımda Romence konuşan insanları dikkatlice dinliyorum! Bitişte bir öğrenci şovuna gidiyoruz. Çok güzel! Yemeğe gidiyoruz. Saat 20.00! 02.00’e yani kapanana kadar kalıyoruz. Bol yemek ve  geleneksel danslar. Yemeği, içmeyi muhabbeti çok seviyorlar.

Ertesi gün dağların üstünde bir yere yemeğe götürüyorlar. Tek yabancıyım. Ev sahibi bir papaz ama ne papaz. Sürekli konuşma ve şamata. Saat 13’te yemeğe başlıyoruz ve 18’e kadar sürüyor arada yeşillikler arasında yürüyüp gene yemeğe devam ediyoruz. Etraf yemyeşil, kuzular, inekler, köpekler, yüksek dağlar ve ağaçlar. Etraftaki tek binadayız. Papaz yemek boyunca konuşuyor ve bana sıcak davranıyor. Papaz “ istersen burada kal yollarımız veya başka şeyler yok ama ineklerimiz, peynirimiz, kızlarımız ve güzel yemekler var daha ne istiyorsun” diyor. Akşam güzel evlerin ve tepelerin arasından otele varıyoruz akşam Türkiye maçını Romence bir kanaldan yattıktan sonra yatıyorum.

Sabah otelden ayrılıp Bükreş’e doğru yola çıkıyorum. George orada yok telefonu kapalı telaşlıyım.  Orada dolaşıyorum ve otogardaki dükkâna giriyorum. Oradaki iyi kalpli kız telefonu ve interneti kullanmama izin veriyor ve kiraz ikram ediyor. Gene George’a aramak için çıkıyor ve buluyor. George kederli ve evden çıkmak zorunda olduğunu ve ev sahibi ile anlaşamadığını söylüyor. 150 avroluk banyosu ve mutfağı ortak olan bir oda tuttuğunu söylüyor ama bir hafta sonra taşınacakmış. “Zaten banyo ve mutfağı kullanmıyorum” diyor. Neyse ki o gün George’ a 700 Avro’luk bir reklam çekimi ve ertesi günde 16 bölümlük 7 bin Avro’luk bir dizi çekimi geliyor George biraz avans alıyor. Artık biraz mutluyuz. Romanya’da film sektörü düşük. George bir arkadaşını ayarladığını ve benim orada kalacağımı söylüyor. Ama arkadaşı meşgul olduğu için gerçekleşmiyor. George üzgün. George ile Romanya’nın deniz kenarında bulunan Contanza’ya araba tutup gitmeye karar veriyoruz. Bükreş’in ortasında bilgisayarımı açıp kiralık araba arıyoruz.Bana makul geliyor çünkü Romanya’da petrol ucuz. Ama George sen bu fiyatlara, 30 Avro, inanma diyor. Nitekim haklı çıkıyor. O günlük fiyatmış ve 6 gün tutarsan geçerli imiş yani bizim 30 Avro birden 80 avro oluyor 200 avro depozit de cabası. Otobüsle gitmeye karar veriyoruz. 17’de yola çıkıp iki otobüs ve bir taksi değiştirdikten sonra varıyoruz George’un favori tatil köyüne, gerçek bir tatil köyü değil sadece turistlerin çokça uğradığı bir deniz köyü. Orada George’un favori pansiyonuna gidiyoruz, tabi ki çok pahalı.  “Şavurma” yiyoruz aynı lavaş döner ama içi daha zengin dönerci bizim Rizelilere benziyor. Onlarda bolca hamsi yiyor.  Gece sahile gidiyoruz ve 1 km ötedeki Bulgar sınırına kadar yürüyüp geri geliyoruz sabah geç kalkıyoruz. Ve George ile biraz durduktan sonra beni orada bulunan Türk ve Tatar köyüne gidiyoruz. Köyde yaşlı bir nine yaklaşık 80 yaşında buluyoruz ve onunla konuşup hüzünleniyorum evde yalnız kalıyor. Türkçeyi epey konuşuyor elini öpüp George beni köy camiine götürüyor ama kapalı çünkü köydeki Müslümanlar yaşlı olduğu için gelmiyorlarmış camiye. Hafta da bir müftü geliyormuş. George bana “mümkünse bu yaşlı insanları Türkiye’ye götür çok sevinirler, ben organizasyona yardımcı olurum veya belgeselde olabilir” diyor. Orada bir Rus’un işlettiği restoranda hamsi ve patates yedikten sonra otostop çeki ilk şehre oradan da Bükreş’e gidiyoruz.

Akşam neredeyse 22.00 ve George arkadaşı Bırdan’ı arıyor geleceğimizi söylüyor. Bırdan bir psikiyatrist ve aynı zamanda müzisyen ünlü bir rock grubunda şarkı söyleyip enstrüman çalıyor. Türkleri çok seviyormuş Türk arkadaşları olmuş eskiden. Eve varınca onları maç izler halde buluyoruz ev arkadaşları Ruslar ve Romenler ile. Maçtan sonra bana yaptıkları ıspanaklı böreği ikram ediyorlar. Burası mutfak istediğini ye istediğini yap diyor bana çok sıcak davranıyor Bırdan ve bilgisayarını kullanıyorum. Gece epey geçtikten sonra bana kendi yatağını gösteriyor, saat neredeyse sabahın 5’i. Benim uçak 10.45’te. Sabah 08.00 de kalkıyorum zaten George uyumamış evde 4 yatak ama 6 kişi var. Genelde geceleri muhabbet edip bir şeyler içiyorlar. 

Evden ayrılırken daha 9 saat önce tanıştığı Bırdan ve arkadaşlarına sıkıca sarılıyorum. Bırdan bana “ne zaman gelirsen zilime bas ve ben Bahadır Türk olan de hemen açar seni ağırlarım” diyor ve çok hoşuma gidiyor. George aynı taksiciyi gene çağırıyor ve biraz bir şeyler vermeye ikna ediyorum. Hava alanına varıyoruz ve George ile bir iki defa sarılıyoruz ve bana son zamanlarda Türkiye’de çok az duyduğumuz bir cümleyi söylüyor bir ağabey gibi “Beni İstanbul’a varınca ara merak etmeyeyim”. İstanbul’da doğru güzel duygularla ayrılıyorum George ve Romanya’dan….