FABRİKA AYARLARINIZA DÖNÜN

                Fabrika ayarlarınıza geri dönün, yoksa dünya corona ile sadece perdeyi açtı. Bugünlerimizi mumla arayabiliriz, daha beterleri kapıda. Çok daha beter musibetler, felaketler yaşamak istemiyorsanız, günlük yaşantınızı Allah’ın dinine göre ayarlayın.

(Yazımın ana fikri budur, isterseniz yazının geri kalan kısmını okuyabilirsiniz)

Telefonunuz ağırlaştığında, virüs girdiğinde ya da başka ciddi sorunlar yaşadığında genellikle yaptığınız işlem, “aklı başına bir gelsin” diyerek, az becerikli biri iseniz fabrika ayarlarına geri döndürmek olur değil mi? Daha olmadı, bir tamirciye götürür ona format attırırsınız. Bilgisayarınız için de aynı şey geçerlidir, başa çıkamayacağınız virüs vb. sorunlarda format attırmak en güzel çare olarak gelir bize.

Bu arada size ufak bir ipucu vereyim, telefonunuzu fabrika ayarlarına döndürmek, içinde virüsü ortadan kaldırmaz. Yapılması gereken işlem format atmaktır. Bu ise ciddi bir işlemdir ve öyle kısa sürede yapılması zordur, birkaç gün alabilir hatta yapılamaması bile mümkündür, telefoncu arkadaşlar kızmasın ama onların çoğu “format attık” deseler de yaptıkları işlem fabrika ayarlarına geri döndürmekten öteye geçmiyor.

Aradaki en bariz fark şudur: Fabrika ayarlarını yüklediğinizde, telefonunuzun sistem ve yazılımında aslında çok işlem yapmazsınız. Cihazı, ilk günkü haline geri yüklersiniz. Format attığınızda ise cihazın yazılımını sıfırlar ve yeniden program yazarsınız, tüm kimliğini yeniden kazandırırsınız cihaza.

                E köşemizin adı “Teknoloji Dünyası” olmadığına göre ben bunları neden anlattım?

                Bizim de Ademoğlu olarak zaman içerisinde ayarlarımız bozulur. Kalbimize dünya hayatının değişik virüsleri, kötü yazılımları girer. Bozuluruz tabir-i caizse. Amacımızdan uzaklaşır, sapıtırız. Biz de burada bir müdahaleye ihtiyaç duyarız. Ancak bizim durumumuz biraz farklı. Çünkü insanoğluna ve insanlığa format atmak pek bizim elimizde değildir. Rabbimiz Nuh Tufanı, Lut, Semud ve diğer kavimlerin helakı gibi olaylarla, gerektiğinde formatı atıyor.

                Bize düşen, Rabbimizin formatlaması gelmeden kendimizi fabrika ayarlarımıza geri döndürmektir. Evet, bizim de fabrika çıkış ayarlarımız vardır ve en mükemmel yükleme oradadır. Çünkü Peygamberimiz: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar." (Buhari, Cenâiz 92; Ebu Davut, Sünne 17; Tirmizi, Kader 5) buyurmaktadır.

                Yani bizler dünyaya gelirken Allah’ın dinine uygun, elverişli olarak geliyoruz.

                Bu demek oluyor ki eğer insan, fıtratını bozmadan büyürse aslında kıskançtır. Helalini, karısını, kızını kıskanır. Eli altındaki bayanların açık ve dar giyinmesine müsaade etmez. Ancak sonradan her ne olduysa olur ve doğarken kıskançlık programı yüklü olan insan, DEYYUSlaşabilir. Kıskançlık, bayanların giyim kuşamı, deyyusluk üzerine elimizde İslami delil var mı? Fazlasıyla var. Dileyen daha önceki yazılarımıza da başvurabilir, İslami kaynaklara da bakabilir.

                Her doğan İslam fıtratı üzerine doğuyorsa demek ki insanın temelinde faiz olgusu yok, kanaat olgusu var. Şükür kavramı var. Neden böyle dedik? Çünkü günümüzde faize gidenlerin neredeyse tamamına yakınını gözlemlediğimizde şükürsüzlük ve kanaatsizlik kaynaklı hareketler görüyoruz. Örneğin vatandaşın evi, arabası var ama şükretmiyor. Daha lüks, kendince daha iyi ev veya araba istiyor, bu sebeple faize gidiyor veya adam anasından patron olarak doğmuşçasına asla işçi olmayı, fabrikasını satmayı-kapatmayı göze alamıyor. Faizli kredi ile işyerini çevirmeyi ve patron koltuğunda kalmayı tercih ediyor.

Oysa şükür sahibi olsak emin olun 2 göz oda evler de bize yeter, Murat 124 arabalar da bize yeter, sabah 8 akşam 6 işçi olarak çalışmak ta bize zor gelmez.

                Ama biz lanetlenmek, cennete girememek, cehenneme girmek uğruna açık ve dar giyiniyoruz, buna göz yumuyoruz, faize gidiyoruz ve dinin yasakladığı, aslımıza uygun olmayan davranışlar içine giriyoruz.

                Peki, biz kendi kendimize vücudumuzdaki herhangi bir yere basıp ta “fabrika ayarlarını yükle” diyebilir miyiz? Mümkün değil tabi ki. Bizim de her yaratılmış, yapılmış gibi bir kullanım kılavuzumuz, talimatnamemiz var. Nedir o? Elbette Kur’an ve Sünnet.

                Allah’ın sözlerinin içinde bulunduğu Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin hadislerinin toplandığı kitaplar, bizim ölene dek kullanım kılavuzumuzdur. Özellikle hadisler ve de kalp ile ilgili hadisler çok önemlidir bu konuda. Çünkü sistemsel bozulmamız kalpte başlar. Ufak bir günaha girebilirsiniz bir kez, iki kez ama siz İslam’ın yasaklarına zıt bir şekilde yaşar hale gelmişseniz, yaşantınızda İslam’dan pek iz, eser kalmamışsa, sıkıntı kalptedir ve hadi bu sefer başka daldan bir tabir kullanalım, motor rektifiye istemektedir.

                2019 yılında bireysel kredi kullanan kişi sayısı 31 milyon 600 bin. Sadece geçen sene aralık ayında ise daha önce hiç kredi kullanmamış 147 bin kişi ilk kez faizli kredi kullanmış. Yani ülkemizde bu kadar insan ALLAH’A VE PEYGAMBERE SAVAŞ AÇMIŞ. Ne hikmettir ki (elbette sadece bu sebeple değil ama) 2020 yılı başında da corona musibetini yaşar olduk.

                Elini rahat rahat gözüne götürüp kaşıyamaz oldun kardeşim, daha ne zaman aklını başına alacaksın. Kolonyağı manyağı oldun, bütün yaşantın değişti, hala mı devam edeceksin Allah’a isyan etmeye. Hala mı para peşinde, kadın peşinde, lüks-saltanat peşinde koşacaksın? Hala mı tövbe edip vazgeçmeyeceksin?

                Felaket tellalı olmak istemem ama emin olun ki daha beter felaketler kapıda. Bugünlerimize rahmet okutacak musibetler başımızın hemen üstünde. Açın bakın ey kavmim dergisine ve bu köşedeki yazılarıma: 2017’den beri “dininize dönün, günahlardan vazgeçin, tövbe edin ve günah işleyenleri uyarın yoksa umumi bela ve musibetler bizi vurabilir” diyordum ve bu sene itibariyle corona geldi.

Bakın şimdi de söylüyorum, Allah’a dönmezseniz, tövbe etmezseniz, dünyalık hırslarınızı terk etmezseniz, CORONA daha BAŞLANGIÇ OLABİLİR. Bugünlerimizi bile arayabiliriz.

“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, kişi uğradığı bir mezarın yanında yatar ve ‘Keşke bu kabirde yatan kişinin yerinde ben olsaydım.’ diyecek. Bunu Allah’a kavuşmak için değil, gördüğü şiddetli bela / sıkıntıdan ötürü söyleyecektir.” (Hakim, 4 / 454)

                Allah’ın peygamberi böyle diyor. Bir düşünün şu okuduğunuz hadisi. Mezarda yatanların yerinde olmayı bir insan neden ister? O günlere kavuşmak mı istiyorsunuz? Nedir bu haliniz? Neden koşar vaziyette o günlere doğru gidiyorsunuz? Evet, kendi amellerimizle gidiyoruz o günlere.

                Bayanların açık ve dar giyinmesiyle, faizle, hileyle, yalanla, karaborsacılıkla, zinayla… gidiyoruz o günlere.

                Gelin kendi fabrika ayarlarınıza dönün. Vallahi kurtuluş oradadır.

                Yemin ederek söylüyorum ki günahlarınıza samimi bir şekilde tövbe eder, dünyanın peşini (hırsı) bırakır ve günah işleyenleri uyarırsanız, corona da biter ve diğer felaketlerden de kurtulur, emin olursunuz. Ama yok paraya, kadına, benliğinize, dünyalıklara kul olmaya devam ederseniz, hadiste bildirildiğine göre “o gün geldiğinde ettiğimiz DUALAR BİLE KABUL EDİLMEZ”.

                Yok, yok, anlamıyor musunuz, Allah’tan bir kaçış, kurtuluş yok. O’nun ellerindeyiz, O ister sebepsiz yere ister bir kafirin eliyle bize umumi bela, musibet gönderebilir.

                Kendinizi kurtarmaya bakın, Allah’ın dinine dönün, samimiyetle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.