Eskiye hor bakmak...
Merhum Nasreddin Hoca’ya sormuşlar. Hocam eskiyen ayları ne yaparlar?Hoca cevap vermiş: Kırparlar kırparlar, yıldız yaparlar. Onun için gökte yıldız fazla demiş. Şimdi bizler eskiyen binaları yıkıp yıkıp yerlerine beton yığınlar kuruyoruz.
İSMAİL DETSELİ
Eskiye hor bakmak, yeniye ufuk açar mı?
Yıllar kurak geçince yaşam bir zehir oldu.
Yağmurlar yağmayınca kuruyan nehir oldu
Köyler bütün şehre aktı üreten yeyici oldu
Şehirler büyüdükçe yakın köyler şehir oldu
Merhum Nasreddin Hoca’ya sormuşlar. Hocam eskiyen ayları ne yaparlar?
Hoca cevap vermiş: Kırparlar kırparlar, yıldız yaparlar. Onun için gökte yıldız fazla demiş.
Şimdi bizler de onu yapıyoruz, eskiyen binaları yıkıp yıkıp yerlerine beton yığınları, asri hapishaneler yapıyoruz. İşyeri olarak yapılsa aklım erer de bu yapılan inşaatlar daha bitmeden satılık lüks daireler ve iş yerleri diye levhaları asılmış bile.
Nereden bahsediyorum biliyor musunuz? Hayır, nereden bileceksiniz buraların eski halini bilen kaç kişi kaldı ki! Kalanlar ve bilenler de artık bu konularda fazla ilgisiz: ‘Adam sen de, bana ne, ben günümü gün edeyim de, boş ver eskiyi falan’ deyip elimizi ve gönlümüzü taşın altına koymuyoruz.
Değerli Konyalılar, duyarlı Konyalılar. Dün bir dostumu ziyaret için Karaaslan mevkiine gidecektim, Eski Garaj’ın yakınlarında bulunan eski dispanser veya Taş han (Eskiden taş kapı medresesi derlerdi) civarına geldim. Çünkü aynanın oradan yani Karaman Caddesi’nde Hâkimiyet Petrol’den dolmuşa binecektim. Taaa Çocuk Yuvası yanındaki Orman Dairesi’nin bulunduğu yerden, Taş Cami civarından yaya yürüyüp evler arasında geçerken eskiler gözümün önüne gelivermişti. Yeni yeni yüksek katlı beton binalar yapılıyor, her yer yakılıp yıkılıyor. O eski, içinde havuzlarından tulumba şakırtısı ile su çekilen, bahçelerinde dut, kayısı, şeftali, armut ağaçlarının dibine ark denilen ırmaklarla havuzun suyu götürülen, sulanan ve iyi kokar diye iğde ağacı ile hanımeli çiçekleri bulunan ot tuğlası veya kerpiç ile yapılmış o evlerin duvarları yıkılmış. İçinde bulunan dut ağacının hala ben annemden vazgeçmem diye ağlayan çocuk misali inadına yerden yeşerdiğini gördüm. Çok değil, sadece 40, hatta 30 yıl öncesine gittim. Akbaş Mahallesi, Sahip Ata Camii yanında Furkan dede mahallesi, Sahipata mahallesi, Uluğbey mahallesi, Çingenoğlu fırını yanında Muhtar mahallesi, Eski buğday pazarı yanında Karakurt mahallesi… Eski yıkılan Taş Medrese’nin bulunduğu yerlerde Baruthane caddesi ile kesişen Karakurt caddesi. Bu caddeden Ayna tarafına Karaman yolu istikametine doğru giderken, Tahtatepen Mescidi, Karakurt yatırın türbesi Selçuklu döneminden, Sorgun mahallesi, sorgun mescidi, Selçuklu’dan kalma mescitler, ayrıca Demirci Camisi, Şıh Ahmet mah. Hâkimiyet Petrol’ün bulunduğu yerde Bordobaşı mahallesi, Dedemoğlu mahahallesi, Sarı Yakup mahallesi, Fahrunnisa mahallesi, Çaybaşı Caddesi (meşhur), Uluırmak mahalleleri, Hacı Fettah mezarlığı civarında, Emir Halil Mahallesi, hemen Taş Cami (akçe gizlenmez) arkasında Aksinne Mahallesi… Bu eski Konya mahalleleri bir bir gözümün önüne geliyordu. Eski garajın yanından şöyle eskiye gittim. Piri Esat, Abacı Mahallesi, Fakih dede Mahallesi, Tolluoğlu camiinden Üçler’e doğru her iki sokak bir mahalle buralarda araştırmalarıma devam ederken, Tollu oğlu cami dibinde oturdum. O yükselen lüks binalara (Karatay belediye binası ve iş hanları) korkuyla bakan bir mütevazı ev ve onun altında bir dükkânda usul usul baskül tamir işleri yaparak çalışan bir arkadaşın yanına vardım.
Eskileri özlediğimi, buralarda eskiyi aradığımı söyleyince hemen ilgilendi. Sağ olsun başladı içini dökmeye. Bizim buralarda yıkılacak arkadaş güzün dedi. Muhtarlıkların yakınlığından bahsedince yine dertlendi ben muhtar vekiliyim, 12 hane var mahallemde dedi. Fakih dede mahallesinden bahsediyordu. Ardından ilave etti önümüzdeki seçimlerden sonra düzenleme yapılacakmış 7 mahalle birleşecek bir mahalle olacak dedi. Hangileri diye sordum? “1. Piriesat Abacı 2. Çukur mah. 3. Fakihdede 4.Piriesat Kabasakal 5. Yunusoğlu 6. Piri Mehmet paşa 7. Akçeşme mahalleleri, bunlar birleşip tek mahalle olacakmış” dedi. Olması da lazım ufak bir çevrede birçok muhtarlık var birleşmeleri elzem diyorum her iki sokakta bir mahalle tespit ettim ben de. Eee. Buralarda gezilir de eski evlerdeki o tatlı hatıralar adamın gönlünde canlanmaz mı? Bir de muhtar vekili Kemal Dayanık ile sohbete dalarsan. Diyor ki buradan eskiden sığır sürüsü yayılıma giderdi. Bir sabah çoban sığırı sürmüş Aslım’a doğru. Bir komşu kadın soluk soluğa bizim bahçeye girivirdi. Ve hemen oracığa kapının iç kısmına yığılıvırdı yani oturdu. Ne oldu gıy dedi anam rahmetli. Ne olacak siyidi vakasına oğrayasıca çoban erkenden sığırı almış getmiş. Ta Aslım’a varacağıdım nirdeyse gıy inek yetiştirip gelirim çobana dedi diyor. Gelen o teyzenin elllerinde de kuru sığır mayısı var yoldan gelirken toplamış onunla belki yemek de pişirecek. Böyle idi Konya’nın tutumlu kadınları diyordu. Yanımıza sonradan gelipte bizi dinleyen bir başka ihtiyar itiraz etti. Siyidi vakası değil seyit vakası derler dedi. Ağa neymiş bunu özünü anlatır mısın dedim? Başladı. Seyit isminde cabbar birisi bir vakada (kavgada) yaralanmış, yarası uzun süre iyileşmemiş, yaralarına kurt düşmüş, bu vaka bizim Konya’da baya dilere destan olmuş. Onun için bizim Konya kadınları bu olayı birilerine intizar için (naha siyidi vakkasına oğra imi diye söyleye gelmişler dedi. (Bunu başka şekilde anlatanlar da var) Sanırım doğruydu. Ben yine konuşmalar arasında bu eski Konyamız’ın mütevazı kerpiç bahçe duvarlı evlerinin içersinde havuzun başına minder atmış otururken bile boş duramayıp iş yapan hanımı ile evin beyini sohbet ederken, dede ile neneyi kurutmalık biber patlıcan ayıklarken, nenenin heriff şu badılcan suyunu alamamış bunun bir çaresine bakıvır imiii guruyacak yazık bunca çektiğim emek boşa gitmesin ak herif der bey de tamam avrat tamam bakarım himcik der gibi.
Bir başkasının evinde yeni evlenmiş gelin ile oğlanın yarıştırması (ardından söylenme) yapılıyorken, kaynana oğlan anası aman bıktım valla şu gelinden ha bir sabah da erken kalk ta şu dişimi gırayım gıy alıştılar anam öğleye kadar yan gelip yatmaya (bir tarla bostan yan gel Osman hisabı) ne olacak bunların hali gıy der gibi. Bir öbür evde bağ evine gitme hazırlığı var. Yükler ayarlanacak kap kacak katılacak yerleştirilecek kolay değil hazar en az 3- 4 ay kalınacak anam her şeyi tam tekmil götürmek lazım her zaman şehir evine gelinip gidilmez ki.
Bağ evi deyince aklıma bir Gonya fıkrası geldi.
Bağ evine göçerken bir aile aydoğdu da şimdiki tapu dairesinin yanından geçiyorlarmış. At arabasında yük dolu adamlar yayan gidiyor lale bahçedeki bağ evlerine, bu dediğim yerinde yani tapu dairesinin olduğu yolun iki tarafında da askeriye var. Askerler sabah talimindeler. Ama duvarın iç tarafında sadece sesleri duyuluyor. Bağ evine gidenlerden evin hanımı ile çocukları yürüyor. Adam at arabasını sürüyor. Askeriyenin içinden bir ses duyulur sert bir komut bölük dur. Kadıncağız hemen durur. Oğlu bakar niye durdun anne? Baban dur dedi ya oğlum der oğlan ne babası anne o askerlere diyor komutanları babam değil deyince kadın. Vurgunu yiğin gelesi herif bende akıl mı godu höllük dur höllük galk diye diye. Meğer kadın biraz uzun ve kilolu imiş kocası daima çağırırken höllük dermiş kadın bölük sesini höllük anlamış duruvermiş. Buda bir Konya fıkrası idi.
Eskiden buralar çarşının içi ve hanlar civarı idi. Taş han Gevraki hanı Kara Mustafanın hanı Sulu han Emniyet hanı Yeni han Rahminin hanı Mezarlık hanı bozkır hanı Beyşehir hanı halen birkaç han varlığını sürdürmekte ise de geneli yıkıldı gitti. gibi bu civarlarda evi olupta oturan birini buldu mu köyden gelen eşekli bir köylü altın bulmuş gibi sevinirdi. Çünkü her evde ufak tevek eşek bağlayacak bir ahır mutlaka bulunurdu.
Neyse biz yine eski şeher evlerine dönelim. Bir başkasında yine avradın herife sitemi var naha vurgunun yiğin gelsin imi bir inek aldıramadın şu gavır herife gıy gaç kere söyledim elimizin artığını da yer bize de cıynacık süt virirdi eminirdik (sütü sağar dık yerdik) Dediklerini duyar gibiydim. Bir taraftan da höllük hikâyesini anımsamaya çalışıyordum ki, dalgınlığım canıma mal olacaktı Allah esirgesin geçmişi düşünürken yola fazla dalıvırmışsım. Düt düt diye bir düdük(korna) sesi. Hemen can havliyle gıyıya attım gendimi şoför yanımdan geçerken, hop amca uyuma geberecen başımıza bela olacan, seni de adamdan sayacaklar anadınmı diyordu. Haklısın oğlum sende benim gibi o evlerin içinde yaşasaydın o yıllardan haberin olsaydı veya yaşayanları duysaydın daha kibar olurdun dedim. Amma o vesait ve şüferi gitmişti. O güzel evlerin yerine betonarme binalar o güzelim hanların yerine büyük büyük çok katlı iş merkezleri yapılıyor hiç bir şey galmamış eskiyi hatırlatacak. Eski garaja vardım benden yaşlı birini gördüm selamdan sonra pisili camiinin tarihçesini ve neden pisili camisi dendiğini sordum bilmem dedi. Sanırım hikâye şuydu. Çok eskiden buranın imamı çok kedi beslermiş kasaptan et ve ciğerleri getirince kedilere pisi pisi diye seslenir onların karnını günlük doyururmuş onun için bu camiye pisili cami derlermiş diye işittim. (Emekli öğretmenlerden Sayın Mahide Bahadırtürk hanım efendi bu cami Hacıkaymaklar’ın bende onların kızıyım derdi) konuştuğum Adam belki Pisili’yi bilmiyordu ama onunda bazı konularda benden fazla bilgisi vardı. 1950’den evvel gelmiş bu Eski Garaj mezarlıktı buralar pek mezbelelikti bunu biliyorum toz toprak içindeydi işte ben oranın eski garaj olduğunu biliyorum mezarlık olduğunu bilmiyorum çünkü 1950’de mezarlık yıkılıp Eski Garaj’ın duvarları çevrilmiş. Öyle dedi. Cihanbeylili olduğunu söyleyen Sami ağa o hüzün ile karşıdaki sarı Yakup camisini gösterdi ve orada bir kaç mezar var o da bu mezarlığın devamı idi dedi. Hemen kendimi bu caminin mezar olan avlusuna attım. Caminin içinden cıvıl cıvıl çocuk sesleri geliyor hepsi de hoca önünde Allah’ın kelamını heceleyerek telaffuz ediyorlar belli ki öğreniyorlardı. Mezarlıkta halen altında yatan sahiplerinin ululuğunu anlatırcasına heybetli ve büyük mezar taşlarından birisi dikkatimi çekti 15 . asır âlimlerinden Sarı Yakup Efendi, Molla Fenari’nin talebesidir diyordu birde bildiğim kadar mezar taşlarına baktım çok değil kimisi yüz yılı yeni aşmış kimisi de 150 yıla yakındı. Orada bulunanlara bir fatiha gönderip çıktım burası dedem oğlu mahallesi idi. Oralarda da yeni binalar yapılmış ama çok katlı olmayışı biraz gönlümü ferahlattı geçtim. Ayna denilen yere burada yakın tarihe kadar, yakın dersem yinede 35-40 senelik büyük bir boy aynası vardı zamanın trafiğine çözümdü, karşıdan araba gelip gelmediğini sürücü aynadan takip ederdi.
Hâkimiyet Okulu, kara Mustafa’nın hanı derken Karaman Caddesi başlar güneye doğru. kuzeye doğru gidersen İstanbul Caddesi idi. Amele Pazarı’nın yanı Eski Garaj’a doğru çeşitli dükkânlar ve acenteler yer alırdı. Gelelim çay başından ulu ırmağa doğru burada komşular yüz iki yüz metre sağını solunu değil iki kilometre uzağındaki komşusunu bilirdi şimdi ayni apartmandakiler bile birbirini bilmiyor insani ilişkiler koşuluk ilişkileri maalesef hep menfaate bindi menfaati varsa tanıyor birbirini halk akraba yoksa tanımıyor bu da bizim her şeyden koptuğumuzun işaretidir. Çaybaşı ta Meram’dan gelip Paşalı Köprü ve Uluırmak çaylarının birleşmesi ve Aslım’a doğru akıp gitmesi Çaybaşı dedirtmiş buraya. Bir de Uluırmak içinden geçen ırmağın derin ve uzun oluşu Uluırmak denmesine sebep olmuş. oradan bir kardeşimiz ben sordum söyledi bunları ben o kadar detayını bilemiyorum.
İsimler zaten her şeyi ifade ediyor Aşçı Hasanın Bağı, Topçu Parseli, Yüzbaşı Parseli, bu türden yerlerden adres temin edilirdi. 60-65-70’i yıllarda Karaaslan, Evdireşe, Yaylapınar, Uluırmak, Ekmekkoçu, Hasanköy buralara taşımacılık at arabası ile olurdu. Zamanla triportör denilen o üç tekerlekli Arçelikler yıllarca taşımacılık hizmeti verdi ve yerlerini dolmuş denilen Feka ve Ford markalı çok taşımalara bıraktı şimdisi malum. Karaaslan dendi mi barakayı geçmezdi yani köprü var kara aslan girişinin az ilersinde un değirmeni vardı birde baraka vardı zaruri yolcu ihtiyaçlarını karşılayan. Bu semtlerde su deposu, karaslan dönüşü baraka veya son durak diye adlandırılırdı karaman yolunun çevresi daha 20 yıl evveline kadar bomboştu. Bu kadar ev yapılıyor, bu kadar yurt inşa ediliyor hala kiralık ev yok deniyor. Bu galiba şundan ileri geliyor gibi. Eskiden baba oğlan gelin kaynana bir evde yıllarca beraber oturur beraber para kazanır beraber harcardı birlikten dirlik doğar hesapları yapılırdı şimdi öylemi ne ana babalarda bu düşünce kaldı nede evleneceklerde. Birinin kızını istediniz mi ayrı evlenecek şu kadar altın takacan şu kadar mobilya alacan hatta buzdolabı alacan fırın alacan çamaşır makinesi alacan evleneler kırk senelik ana baba yuvasından daha zengin oluyor ondan soğnamda babayı anayı iplemeyyor ben oldum deyiveriyor.
Buraları gezerken şu da aklıma geldi. Meram belediyesi Karatay belediyesi veya şahıslar zenginler birçok eski ve tarihi binaları yıkıp yerlerine büyük iş hanları ve evler yaparken birazda kültür hizmeti yapsalar diyorum. Örneğin aydınlar ocağının Salı sohbetlerini dinlemeye ta silledeki Selçuklu belediyesinin restore ettirip kültürümüzün hizmetine sunduğu görkemli sille konağına gidiyoruz Bu arada Selçuklu Belediye Başkanı Sayın Adem Esen beye teşekkür ediyorum. Oysa şehir merkezinin içinde meram veya Karatay ilçelerinde böyle bir eski bina restore edilip te yazarların aydınların hizmetine sunulsa fenamı olur katılım iki üç kat artar ve ulaşım kolaylaşır bunu mutlaka bu belediyelerimizden Büyük şehir. Meram ve Karatay belediyelerinden hatta Selçuklu belediyesinden şehir merkezinde böyle bir yer bekliyoruz.
Bu gidiş pekiyi gidiş değil atayı evlattan evladı atadan dedeyi ve nineyi de torun sevgisinden mahrum edip aile bağlarının kopmasına neden oluyor. Batısı batıya uzandı. Doğusu doğuya uzandı, güneyi güneye kuzeyi kuzeye. Konya batıdan doğuya 50 kilometreyi geçti. İstanbul yolu dokuzun belinde ki veya dokuzun hanında ki de ko0nyada oturur. Kaşın hanındaki de Konya da oturuyor. Amma arası 50 kilometreden fazla her inişin bir çıkışı her çıkışın bir inişi olur derler Allah bizi ve bizden sonraki evlatlarımızı yükseldikleri yerden inişe mecbur etmesin. Gördüklerinden de mahrum etmesin inşallah şimdi ki nesil zoru pek yaşamadı her şeylerin bolluğuna geldi darlık zor olur bu nesil için Allah darlık vermesin. Babam rahmetli derdi ki benim 10 tane evladım olsa ben onları köy yerinde beslerim ama 10 evlat beni besleyemez gelecek bunu gösteriyor derdi. Bende neden baba sen 10 evladı ve çocuklarını nasıl beslersin dedim mi. Oğlum iki öküz alsam 4 tarla eksem yeter ekmeği budun mu katık aranmaz Allah ekmeği eksik etmesin derdi. Biz niye 10 evlat seni besleyemeyelim dedik mi sizler ekin ekmeyi tarla sürmeyi bilmesiniz de ondan derdi. Biz onların hepsini yaptık tarlada sürdük ekinde ektik düğende sürdük orakla ekinde biçtik dünyanın her zorluğunu yaşadık Allah ım sizlere bu zorlukları yaşatmasın gençler inşallah. Konya gezimize kaybolmakta olan o konaklarımıza evlerimize bakalım Karatay da piri Mehmet paşa mahallesi mengüç caddesinde şimdi (Akça konağı ile meşhur) Burada ki o kerpiç evlerde yıkıldı yerine eski garajdan Mevlana ya doğru büyük büyük iş yerleri yapıldı eski karılar pazarı olarak tanıdığımız (o mütevazı. Yere eski haliyle tabi) mahallelerden evinin bahçesinde yetiştirdiği patlıcanı biberi salatalığı semizotunu bir başka tüketicinin hizmetine sunmak için yapılmış olduğundan dolayı genelde kadınların alışveriş yaptığı buraya karılar veya kadınlar pazarı denirdi. Buranında estetiği bozuldu beton yığını haline geldi.
Nereye baksan her yere yüksek demir ve beton yığınları insanın içini karartıyor o eski amele pazarından aziziyeye doğru giderken büyük eczanenin karşısındaki kadınlar pazarının dış dükkânların da helvacılar kadayıfçılar aş evleri aktarlar hepsinden sokaktaki insanlara ayrı ayrı birer koku sunardı.
Kızılay dispanseri karşısında bir buğday pazarımız vardı yıktılar oto park yaptılar doğusunda mostralık bir kapı bıraktılar neye benzediği belli değil insanlar için bir şey ifade etmiyor bence bilme bir anlayan var mı. Ben orada daha başka şeyler hayal ederdim bir ara yağcılar meyve sebzeciler gibi esnaflar vardı oda olmadı ama buğday pazarının bendeki hayali daha ayrıydı. Bundan 35- 45 sene önce iri yarı hamallar bellerinde elbisenin üzerine sarılmış yünden dokunmuş kuşaklar. Belinin sağ tarafından aşağıya sarkan püskülleri püsküllerin ucuna bağlanmış ufak nazar boncukları bunlar çok yük taşıyıp çok çalıştıkları için aileleri ve anaları tarafından nazardan korunmak için dikilirdi. Boğazlarından deriye sarılmış büyük beyaz iplikle dikilmiş nazar muskaları. Pala bıyıkları gür sesleri hepsinin ayrı birer değeri vardı. Birde başlarında bezden veya gök dimiden kara dimiden (bir nevi kumaş) basit dikilmiş takkeler. Köy delikanlılarının buğday çuvallarını 50- 60 kilo belki daha ağır tek eliyle taaa omzuna sallayıp taşıması. Tüccar olan alımcıların ellerinde uzun üç otuz üç tespihleri veya daha genç tüccarların tek otuz üç sarı kehribar şak şak tespihleri. Şöyle oturağa oturdu mu bütün ayıplarını örten oturağa tam yayılan kadı biçimi şalvarları(donları Konya ağzıyla) önünü böyle fermuarla değil de telden yapılmış çapraz veya kilte diye adlandırılan ilikleri ayak mestlerinde de ayni kilteler kullanılırdı. Birde tüccar amcaların sırtında yelekleri olurdu yandan koltuk altından düğmelilere avcı yeleği. Önden düğmelilerde de normal yelek denirdi. Tam beline doğru önünde genişçe iki cep onların biraz üstünde iki ufak cep yeleğin bir tarafından üst cebin iliğine bağlanmış gümüş bir zincirden köstek adamın zenginlik durumu bu kösteğe göre değerlendirilirdi yeleğin önünden öbür tarafındaki cebe konan demiryolu Serkisof saat. Adamlara ayrı bir heybet ve olgunluk verirdi. Allah tan korkarlar Allah için dürüst çalışırlar art niyetleri olmazdı bir malı kendisi almazsa köylü kaç para eder ağa bu benim matah (mal) dedimi benim param olsa veya bana ehtiyaç (ihtiyaç) olsa misal bir liraya alırım ve 1.5 liraya alırım diye de vatandaşı uyarırdılar. Mesela omzuna yükü alan hamallar buğday silosunun üstüne kalasın üzerinde yürürken nefesinden yanı başında bizim gibi ufaklıklar sanki titrerdi alnından akan teri elinin tersiyle sildiğiyle kenara sallayıverirdi. Ben derim ki onlardan nostaljik birkaç dükkan bırakılsa da bugünün gençleri eskiyi daha iyi tanısalar yaşamı n zorluklarını insan gücünün yaptıkların düşünseler olmaz mıydı derim. Geçenlerde afyonun Bolvadin ilçesine bir gezi yaptık. TYB Konya şubesinin yazarçizer takımı ile onlarında yaşamı Konya ile eşdeğer hiç değişiklik yok. Bir müze yapmışlar at eğeri eşek semeri atın gem çeşitleri atın nalı eşeğin nalı hatta öküzün nalını bile koymuşlar bizde böyle bir müze olduğunu sanmıyorum varsa da özür dilerim görmediğim için ama benim Bolvadin müzesinde yazar arkadaşlarıma bunların izahını yaparken geçmiş kültüre ne kadar yabancı olduklarını gördüm. Üzüldüm kendimin de artık ihtiyarlamış olduğumun farkına vardım. Sanki Konya ve Konyalı ile alay edercesine.
Mevlana katlı oto parkının yanında bir üzüm pazarı vardı. İçinde o köylü kıyafetli iri iri adamlar halen gözümün önünde. Kocaman küfelerle dolu üzümlerin çevresinde dolaşıp “yüzüme bakma üzüme bak üzüm ucuzzzzz kan yapıyor kannnn” diye bağırır gibiydi. Hani bir söz vardır geçmiş zaman olur ki hayli cihan değer diye benimkide o hesap geçmişi hayal ediyorum rüyalarımda yaşıyorum hayali bile benim için cihan değiyor. Eski matbaacıların hal olduğu 75 li yıllara kadar oranında ayrı bir güzelliği vardı. Taş Han tarafından kamyonlar gece girer getirdiği sebze meyve yükünü sabah olmadan boşaltır büyük bir hareketlilik yaşanırdı. Sonra Adnan menderes hali yapıldı hal o tarafa gidince baruthane sebze Halide hallaç pamuğu atar gibi atıldı ve darmadağın matbuacılar bilmem ne derken yıkıldı harap oldu her şey. Beton yığınlarına teslim oldu
Konuşmalarını muhabbetini sevgi saygıyı ve insan kıymetinin bilinmesini insana insanca kıymet verilmesini özlediğim komşuluklarını unutamadığım eski yıllar.
Yeniyi yaşarken eskiyi düşün
Yazlarda tatlıydı hele şu kışın
Veresiye ömür yok verilmiş peşin
Saati saniyesi hesaplı ömrüm
Hatıraları nasıl unutsun gönlüm
Bir doğum bir yaşam bir ölüm vardır
Dünya kimine geniş kimine dardır
Dürüst yaşayana peygamber yardır
Kimseye küs değil bu güzel gönlüm
Ben çok şeyler yaşadım çok şeyler gördüm
Ermişlerin Konya sında gezindim
Bazen hüzünlendim bazen sevindim
Genç nesil’e yukarda bilgiler verdim
Okuyup ta bir hisse alsınlar derim
Ben sizlere hizmet için gezerim.
20 Haziran 2006