"Eşim özgür bir Filistin için ömrünün son anına kadar mücadele etti"

"Eşim özgür bir Filistin için ömrünün son anına kadar mücadele etti"

Geçen yıl vefat eden Filistin'in İstanbul Başkonsolosu Abdulkerim el-Hatib'in eşi Kamer el-Hatib:- "Filistin'in, başkenti Kudüs olan bir devlet olacağına dair umudunu hiç kaybetmiyordu. 'Ben bunu göremezsem bile mutlaka bir gün bu gerçekleşecek ve bunu ço

İSTANBUL (AA) - GÜLSÜM İNCEKAYA - MEHMET KARA - Kanser nedeniyle yaklaşık dört ay önce vefat eden Filistin'in İstanbul Başkonsolosu Abdulkerim el-Hatib'in eşi Kamer el-Hatib, eşinin özgür bir Filistin için ömrünün son anına kadar mücadele ettiğini söyledi.

İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede geçen yıl aralık ayında vefat eden Abdulkerim el-Hatib'in ailesine, 3 Mart'ta yapılan Avrupa Ülkelerinde Görevli Büyükelçileri İstişare Toplantısı'nda, Filistin Devlet Başkanlığı Nişan Madalyası takdim edildi.

Nişan madalyasını alan Abdulkerim el-Hatib'in Türk asıllı eşi Kamer el-Hatib, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite eğitimi için Türkiye'ye gelen eşiyle Ankara'da tanıştığını söyledi.

Ailesinin ve çevrenin baskısına eşiyle birlikte direndiklerini ve yenilmediklerini belirten Kamer el-Hatib, "Aşkımız kazandı. Ömrümüzün 40 yılı birlikte geçti. Serhat, Murat, Selim ve Serap adında dört çocuğumuz oldu. Başlangıçta bu evlilik kararına ailem de çevrem de tabii ki karşı çıktı. Ama biz birbirimize çok aşık olmuştuk. Tüm karşı çıkışlara birlikte mücadele verdik ve aşkımız için başardık. Gül gibi yavrularımız oldu. Çok iyi bir eşti, çok iyi bir babaydı ve en önemlisi çok iyi bir insandı. Filistin davasına kendini adamıştı. Ömrü boyunca da bu dava için çalıştı. Türkiye'de o dönemlerde bir yabancının yaşaması çok zordu, özellikle Filistinli birinin." diye konuştu.

-"Sanki gözümü el- Hatip ailesinde açmış gibiyim"

Tüm ısrarlarına rağmen eşinin Türk vatandaşlığına geçmediğini, ölene kadar Filistin vatandaşı olarak kalacağını söylediğini aktaran Kamer el-Hatip, "Türkiye vatandaşlığına geçmesini istedim. Ona 'Daha rahat edersin, birtakım hakların olur' dedim. O ise bana 'Asla' derdi ve devam ederdi; 'Türkiye'yi çok seviyorum ama hiçbir zaman Filistin vatandaşlığından çıkmam, Filistinli olarak doğdum, Filistinli olarak hayatım boyunca mücadele edeceğim ve Filistinli olarak öleceğim' derdi. Bütün hayatı mücadeleyle geçti. Allah onu bizden çok erken aldı. Hasretine dayanamıyoruz. 3 ay oldu her gün evimizde yas var, gözyaşı var. Onun boşluğunu hiçbir şey dolduramıyor." ifadelerini kullandı.

Filistin'de 1995 ile 1997 yılları arasında kaldıklarını kaydeden Kamer el-Hatib, şunları anlattı:

"Filistin'de iki yıl kaldık daha sonra görev nedeniyle İstanbul'a döndük. Orada kaldığımız yıllar içinde çocuklar Arapça öğrendiler. Ama derler ya ana dil. İşte çocuklar da Türkiye'ye dönünce unuttular. 'Ana dilleri baskın çıktı. Sorulduğunda doğal olarak 'Filistinliyiz' diyorlar ama anne vatanında doğdukları için galiba annenin ağırlığı daha fazla oluyor. Bizim evde hiçbir zaman Filistinli ya da Türk diye bir ayrım olmadı. Ben Filistinlileri çok seviyorum. Eşim çok asil bir aileden geliyor.

Bana, 'Sülale olarak kimlerdensin?' diye sordukları zaman el-Hatib ailesindenim diyorum. Çünkü eşimin ailesini çok seviyorum, iki yıl orada kaldık ama hiç gurbette gibi hissettirmediler. İki yıl boyunca beni çok güzel ağırladılar. Sanki gözümü el-Hatib ailesinde açmış gibiyim. Gözümü kapatana kadar da eşimi ve ailesini hatırlayacağım. Eşimi çok sevdim. Ben umreye gittiğimde eşim gelememişti işlerinden dolayı. Arafat'a çıktığımda beni aramıştı 'Adem ile Havva orada buluştu, biz de orada buluşacağız' demişti. Onunla Arafat'ta buluşamadık ama inşallah cennette buluşacağız."

-"Yahudiler, vurdukça, yıktıkça onlar yeniden inşa ediyordu"

Hatib, Filistin'de yaşadığı iki yıl süresince çok sayıda İsrail ve Yahudi zulmüne tanık olduğunu ama Filistinlilerin İsrail'in tüm baskılarına rağmen direndiğini kaydetti.

Eşinin 25 yıl yasaklı olduğu Filistin'e, eski Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat'la birlikte girdiğini dile getiren Kamer el-Hatib, "Eşim 25 yıl olmuştu Filistin'e ayak basmayalı. Annesi Türkiye'ye gelmişti ama babası yaşlı olduğu için gelemedi. Babasını 25 yıl göremedi. Arafat, ilk Filistin'e girdiğinde o da babasını görme fırsatı elde etti. Onunla 3 ay yaşadı sonra babası vefat etti. Filistinlilerin bazı özelliklerine hayranım. İnanılmaz azimliler, kültürlüler ve çok okuyorlar. Yahudiler, Filistin şehirlerini vurdukça, yıktıkça onlar yeniden yeniden inşa ediyordu. Yolları, evleri, okulları yeniden yapıyorlardı yani hayatı yeniden kuruyorlardı. Çok şey gördüm yaşadım, Filistin'de anılarım çok fazla." şeklinde konuştu.

Kamer el-Hatib, eşi Abdulkerim el-Hatib'in ömrünün sonuna kadar Filistin davasına hizmet ettiğini, Filistin'in özgür bir devlet olacağına dair hiç umudunu kaybetmediğini dile getirerek şunları söyledi:

"O bu dava için çok çalıştı. Kimse arasında ayrım yapmadı. Filistinli tüm öğrencilere emeği geçmiştir. 'Onlar ayağıma gelsin de pasaport vereyim' demezdi. Hepsiyle tek tek iletişime geçerdi. Hatta pasaportlarını belgelerini evlerine kadar kendisi götürürdü. 4 yıl boyunca hastalığıyla uğraştık. Rahatsızlığına rağmen Filistinli heyetlerle sabahlara kadar ilgilenirdi. Hastanede bile telefonla işlerini halletmeye çalıştı. İşine aşıktı, bana aşıktı. Her şeyden önce vatanına aşıktı.

Ümidini hiçbir zaman kaybetmedi. Bir gün Orta Doğu halklarının yeniden özgürlükleri için bir mücadele başlatacaklarına inanıyordu. Filistin'in, başkenti Kudüs olan bir devlet olacağını dair umudunu hiç kaybetmiyordu. 'Ben bunu göremezsem bile mutlaka bir gün bu gerçekleşecek ve bunu çocuklarım, torunlarım görecek' derdi. Bütün ümidi buydu. Filistin halkına olan umudunu da hiç kaybetmedi. Çünkü Orta Doğu'daki en mücadeleci en cesur halkın Filistin halkı olduğunu biliyordu."

-"Allah nasip etti, Eyüp Sultan'a komşu oldu"

Hatip, eşinin Türkiye'yi ve İstanbul'u çok sevdiğini bu nedenle İstanbul'da defnedilmeyi istediğini söyleyerek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Eyüp Sultan'a defnedilmeyi çok istiyordu. Allah bunu ona nasip etti ve Eyüp Sultan'a komşu oldu. Sürekli Fatih Camisi'nde namaz kılardı. Arayıp 'Neredesin hayatım?' diye sorduğumda, Fatih Camisi'ndeyim' derdi hep. Cenazesi de Fatih Camisi'nden kalktı çok şükür. 'İstanbul'da evliyaların arasında olmak istiyorum' derdi. Allah ona bunu nasip etti. Ama giderken bana da bir iyilik yaptı, yanında boş bir mezar da bana bıraktı."

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :