Eşenler’de Bir Düğün

Eşenler’de Bir Düğün

Eşenler, Toroslar’ın tepesinde kartal yuvası gibi bir köy. Sarıhacı ise Toroslar’ın eteğinde yamaca kurulmuş. Bir virajdan çıkmadan diğeri başlıyor. Yolun bir yanı uçurum. Yaklaşık bin metre aşağıda Göksu akıyor.

Zeki Oğuz


 


Bu yazıyı yazdığım Perşembe günü sabahı TRT 2’de bir haber dinlemiştim, sabahleyin. Göksu ırmağının Akdeniz’e ulaştığı noktada oluşan Göksu deltasının susuzluk nedeniyle çok büyük bir bölümünün kuruduğu, bir çok kuş ve balık türünün büyük tehlike altında olduğu haberi veriliyordu.


Geçtiğimiz Cumartesi-Pazar bir düğün için gittiğim Eşenler’de gördüğüm manzaradan sonra böyle bir habere hiç şaşırmadım doğrusu. Çünkü kışın tam ortasındayız ama koca Toroslar’da kar yok! Köylüler de sıkıntılı bu yüzden. Yaşlılar “bu mevsim diz boyu kar olurdu, bu dağlarda” diyorlardı.


Kar yağmayınca elbette Göksu ırmağı da coşkun akmayacaktı. Göksu’yu besleyen dereler, çaylar kuruyacaktı. Bizim medyaya hep şaşarım. Biraz kar yağınca felaket geliyormuş gibi haber verirler. Oysa kar berekettir. İşte kar yağmayınca yüzlerce yıldır akıp duran pınarlar, çeşmeler kuruyor. Özellikle tarım alanları için felakettir kurak geçen kış. Güzün ekilen ve erken filizlenen ekinler, karın altında yatmayınca don tehlikesi kapıdadır.


Mehmet Uçar, Konya’da yıllardır halı kilim işiyle uğraşır ama yüreğinin bir yarısı köyünde, dağlarında olan bir arkadaşım. Bir arkadaşının düğünü varmış, “Birlikte gidelim” dedi. Yanında da Amerikalı bir arkadaşı gelecekti. Cumartesi akşamı geç vakit düştük yola.


Yolda iken Ekrem Doğdu, birkaç kere aradı, “Düğün evine gitmeden bana geleceksiniz, akşam yemeğini hazırlatıyorum” dedi. Güzün bağbozumunda da onun konuğu olmuştum.


Yemekten sonra düğün evine geçtik. Gençler evin önünde ağıl gibi bir yerin üzerini naylonla kapatmışlar, olun oynuyorlardı. O kadar güzel oyun oynayan gençleri ilk defa gördüm. Gençlerin büyük çoğunluğu İstanbul’da çalışıyorlarmış. Kimi düğün için, kimi de kış tatili için gelmiş. Yaşlı bir köylü, “Geçim şartları zor olunca, büyüyen kaçıyor köyden” diyor.


Düğün sahibi Ali Pekdemir, köylülerin deyimiyle Kır Ali koşturup duruyor. Oradan Muhtar H. İbrahim Kocabaş’ın evine geçiyoruz. İçeri girmeden kapının önünde dikilip uzun uzun gökyüzünü seyrediyorum. Dingin tertemiz bir hava var. Işıl ışıl gökyüzü..


Sabah bütün dağ köylerinde olduğu gibi düğün evinin damına çullar seriliyor. Üçer beşer kişilik gruplar, düğün yemeğine geliyorlar. Biz yemekten sonra geri döneriz, diye hesaplarken, Mehmet Uçar’ın arabasını gelin arabası yapmak istediklerini öğreniyoruz.


Öğle namazından sonra Sarıhacı köyüne gelin almak üzere yola düşüyoruz. Amerikalı ile ben de bir minibüsün önünde gidiyoruz. Konvoyun en gerisinde bir kamyona doluşmuş geliyorlar. Birinin elinde bayrağımız var.


Sarıhacı köyüne girmeden konvoy durdu. Sarıhacılı köylüler yolun ortasına küçük bir masa koymuşlar, üzerinde bisküvi kolonya var. Damat evinin yakınları masanın yanına çağrıldı. Başta damadın babası olmak üzere hepsi ellerini ceplerine attılar. Herkes gönlünden tutanı verdi. Sarıhacılılar yolun kenarına dizilmişlerdi. İki köyün halkı el sıkışarak hal hatır sorduktan sonra yaya olarak gelin evine yürüdük. Gelin evinin yakınındaki bir damın üzerine çul sermişlerdi. Oraya davet edildik. Yine bisküvi,şerbet ikram ettiler. Gelinin göçü bir arabaya yerleştirilip hoca dua ettikten sonra Eşenler’e dönmek için hareket ettik ama gelin arabasının yol alması biraz zor oldu. İlkin iki genç kesti arabanın önünü. Üç kız çocuğu ellerine bir sırık geçirmişler gelin arabasını bekliyorlardı. Ben de yardım ettim onlara.


Dönüşte kamyon en öndeydi.


Gittik döndük, diye anlatıvermek kolay da gidip gelirken yaşanan heyecan anlatılacak gibi değil. İki köy arasındaki uzaklık 8 km. Eşenler, Toroslar’ın tepesinde kartal yuvası gibi bir köy. Sarıhacı ise Toroslar’ın eteğinde yamaca kurulmuş. Bir virajdan çıkmadan diğeri başlıyor. Yolun bir yanı uçurum. Yaklaşık bin metre aşağıda Göksu akıyor. Başta da dediğim gibi, akışı bereketli olduğu yıllardaki gibi coşkulu değil.


Eşenler’e yaklaşırkane kamyonun neden önde gittiğini öğreniyoruz. Köyün girişinde kamyon yolu kesti. Bayraktar bayrak sırığını kucağına alarak düğün sahiplerini çağırmaya başladı. Zorunlu olarak eller yine cebe gitti. Geçmişte daha sert uygulamaları varmış bu geleneğin. Gençler bir kuzu ya da koyun sözü almadan açmazlarmış yolu. Damadın babasını köyün girişindeki çeşmenin oluğuna bile attıkları olurmuş.


Gelin arabadan indirilirken, damat ile sağdıç dama çıkmışlardı. Gelin tam dengine geldiğinde damat içi şeker leblebi dolu bir tabağı sonra içi su dolu bir testiyi gelinin ayaklarının dibine attı. Oğlan evinden bir bayan yaktığı üzerlikleri geline doğru tutarak tütsü yaptı.


Gelin eve girdikten sonra düğün sahipleri dama dizildiler. Köylüler tek tek tokalaşarak hayırlı olsun dediler.

İki gün boyunca eski dostları görüp yeni dostlar edindikten sonra şehre döndüğümüzde, şehrin üzerinde simsiyah bir duman ve kirli havanın kokusu uzaklardan bile hissediliyordu.