Eğitimde zafiyet var mı?

Ülkemizin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olduğu hepimizin malumudur. Her eylül ayında yeni öğretim yılının açılışı yapılır. Okulların açıldığı haberi, o günkü televizyon haberlerinin standart en önemlisidir. O gün yaklaşık yirmi milyon çocuğumuz ve gencimizin ilk ve orta dereceli okulda okudukları belirtilir.

Toplam nüfusumuzun dörtte birinden daha fazla olan öğrencilerin, öğrenimleri acaba yeterli midir? Bu soru hep aklımızın bir köşesinde cevap bekliyor. Zira bundan 15–20 yıl önceki eğitim ve öğretim şartları ile bugünü kıyaslayacak olursak, acaba pozitif bir iyileşme sağlanabilmiş mi? Yoksa geriye doğru bir gidişat mı var?

Türkiye’de eğitim ve öğretim sistemi bir yarış mekanizması içerisinde gidiyor. İlköğretimin ta başında, üçüncü dördüncü sınıfından itibaren çocuklarda bir sınav hazırlığı başlıyor. Bu hazırlık şimdilerde on yıla yayılmış durumdadır. Yani ilköğretim üçüncü sınıfta okuyan bir öğrenci, lise son sınıf dâhil her yıl mutlaka bir dershaneye gidiyor.

Hal böyle olunca, dershanelerin sayısı gitgide artıyor. Konya’da zafer ve form bölgesinde hemen her bina neredeyse dershaneye çevrilmiş durumda. Öğrenci bir okula gidiyor ardından akşamları ya da hafta sonu mutlaka dershaneye gitmek zorunda kalıyor. Bu durum yıllar yılı sürüp gidiyor. Peki, bu sistem normal midir? Yani bir öğrenci mutlaka dershaneye gitmeli midir? Bu ve buna benzer birçok soru üretmek mümkündür. Bana göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim konusunda köklü bir sistem getirmesi gerekmektedir. 1200 tane okul birincisinin Üniversiteye girememesini, binlerce öğrencinin yapılan sınavlardan sıfır çekmesini görmezden gelemeyiz. Dershanelerin hemen her gün yenilerinin açıldığı, velilerin son yirmi yıl içerisinde on milyarlarca dolar harcadığı bir eğitim ve öğretim sistemini etraflıca ele almak gerekiyor. Bunları söylerken dershaneleri kötülediğim anlaşılmasın. Dershaneler şu anda var olan bir zafiyeti kapatmaya çalışıyor.

Şimdilerde öğrenciler son derece konforlu bir şekilde okullarına gidiyorlar. Ayaklarına çamur bile değmeden kapılarının önünde servis araçlarına biniyor, iki adım bile yürümeden okullarına ulaşıyorlar. Her türlü okul araç ve gereçleri temin edilmiş bir şekilde eğitim görüyorlar. Ancak hemen her aile içerisinde var olan bir kaygı var: çocuğum üniversiteye giremezse ne yapacağım? Bu bazen o kadar ileri gidiyor ki, öğrenci adeta kendini mahkûm hissediyor.

Okullarda verilen eğitimin kalitesini mutlaka masaya yatırmak gerekiyor. Eğer okullarımız öğrencilere yeteri kadar eğitim veriyor ise neden yıllarca dershanelere gidiliyor. Eğer dershanelerde iyi eğitim veriliyor ise, var olan okullara ne hacet var, dershanelerin hepsine resmi statü kazandıralım olsun bitsin.

Öte yandan üniversitelere giriş sınavının da yeni baştan ele almak gerekiyor. Okul birincisinin yerleşemediği bir sistemin sorgulanmasından daha doğal bir şey olamaz. Yüksek Öğretim Kurulu,  yüksek öğrenim yapacak öğrencilerin kriterlerini yeniden ele almalı, demokratik ve çağdaş bir sistemi ortaya koyacak çalışma içerisine girmelidir. Bizim üniversiteye girdiğimiz yılları hatırladığımda, acaba eğitim çok daha kaliteli miydi demeden edemiyorum. Öğrenci kendisini yıllar yılı dershaneye gitme ihtiyacında görüyorsa, o zaman eğitim sistemimizi topyekûn yeniden yapılandıracak çalışmalar yapmalıyız.

Eğitim her şeyin başıdır. Ülkenin, muasır medeniyetin üzerine çıkması için olmazsa olmaz şarttır. Ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.