Düşmanlarını kazanmak için dostlarını küstürdüler

28 Şubat Postmodern Darbesini yaşayanlar o dönemi öncesini ve sonrasını çok iyi bilirler Çünkü 28 Şubat Darbesi açıkça “inançlı” insanlara karşı yapılmış bir darbedir.

Bu sürecin bilmeyenler için hafızamızda kısa bir canlandırma yapmak gerekirse; “o zamanki samimiyeti ve heyecanı çok az bilsek de, bildiklerimiz arasında olan insanları İslami davet gayretini  (İslam Tarihi Hazreti Peygamberin hayatı, İslam Tarihi, Kuranı Kerim Tefsiri Fıkıh), öğrenciler ile ilgilenmeyi, sürekli okuma ve öğrenme çabamızı ve azmimizi kendi adıma özlüyorum.

O süreçten sonra çok şeyler değişti inançlı kesime darbe yapanlar ve bu darbenin bin yıl süreceğini iddia edenler bu darbeyi yaptıklarına yapacaklarına bin pişman olarak hesap verdiler.

Bu millet onlara “Siz bu millete inançlarından dolayı zulmedemezsiniz” dediler ve zulmedilenleri iktidara taşıdı…

Darbe döneminde mağdur edilen, insani hakları elinden alınan kesim bu süreçte iktidara geldi, siyaset yapmaya başladı ve birçok noktada üst düzey görev aldı. 

Yeni süreç 28 Şubat mağdurlarını Müslüman! Kimliğiyle siyaset yapma olanağı verildi.

Şimdi yıl 2020 geldiğinde bizim o günlerde aynı inanç ve hedef için oturup evlerde ders yaptığımız arkadaşlarımız, öğrenci olduğu için ilgilendiğimiz kişiler siyasete girdi yöneten oldu karar, veren oldu.

Unutmayınız, bu millet sizi, bu düşünceyi bir takım ekonomik sıkıntılarla birlikte asıl 28 Şubat zihniyetinin militarist baskılarından bunaldığı için iktidara getirdi. Sizlerde; özgürlük, insan hakları adalet, hak ve hukuk için yönetmeye talip olarak siyasete girdiniz.

Bizler ulaştığımız makamlar basit dünyevileşmeyle, iktidar olmanın nimetleriyle zafer kazandığımızı zannederek savunma pozisyonunu bırakıp bulunduğumuz pozisyonu koruma mücadelesi giriştik. Bu da bizleri düşünce dünyamızdan davamızdan uzaklaştırdı. Bunun sonucu olarak da bu süreçte muhafazakâr kimlik ile siyaset yapmaya kalkan kişi ve kadroları; makam, mevki para, şan, şöhret,  bozuk para gibi harcadı. 

Hani meşhur bir deyim vardır ya “inandığın gibi yaşamasan, yaşadığın gibi inanmaya başlarsın”  işte öylede oldu.

Değişmeyen bizim inancımız olduğuna göre değişen dönüşen biz olduk. Dün eleştirdiklerimizi yanlış dediklerimizi asla olmaz dediklerimizi biz yapmaya başladık gücümüzü göstermek için aynı kulvarda siyaset yaptığımız aynı partiye oy verdiğimiz aynı düşünce dünyamızdaki arkadaşlarımıza bizi eleştirdi diye yanlışlarımızı söyledi diye mobing uyguladık ekmeği ile oynadık sürdürdük görevden aldırdık. Bizim gibi düşünmedi, yanlışlarımızı desteklemedi diye hain ilan ettik ötekileştirdik selam vermez olduk.

Yani artık O Müslümanlar biz değiliz bizi zamanında ayrıştıranlar gibi biz de kendi içimizde birbirimizi ayrıştırdık.

O gün bu gündür iktidarı arakasına alıp ta siyaset yaptığını sanan kesimin ilk sorgulaması gerekenler ve en önemli problem şey “kimlik”tir. 

Şimdi soruyorum "Siz kimsiniz?" diye soran birilerine hiç utanmadan, sıkılmadan, iftiharla "ben buyum" diyebilecek kadar kendinizden ve değerlerimizden emin miyiz?

 Ait olduğu kimliği, mahcup bir eda ve mazeretçi bir tavırla utana sıkıla taşıyanlara saygı duyulduğu nerede ve ne zaman görülmüş? 

Dün can ciğer olup yola girdiğiniz kişiyle ile aynı kişi değilseniz nelerden vazgeçtiniz yolda neleri feda edip neleri bu uğurda feda ettiniz

 Başkalarının kendisine saygı göstermesini isteyenin, yapması gereken yegane şey, önce kendisine saygı duymak olmalıdır. Vazgeçtiğiniz her şey karakterinizi zayıflattı bizi biz yapan şeylerle birlikte kendimizi değerlerimizi kaybettik ve olmaktan korktuğunuz şeye çoktan dönüştük.

Her taraf olan bertaraf olur; her şey olan hiçbir şey olamaz. Eğer davet sahibiyseniz, önce sizin bir adresiniz, durduğunuz sabit bir noktanız olması gerekir. 

Eğer ilan ettiğiniz adrese davet ediyor ve fakat gelenler sizi adresinizde bulamıyorlarsa, onlara dönüp de şu sitemi etme hakkınız yoktur: 

Niçin beni beklemediniz? 

Horasanlı Ebu Müslim'in, dünyanın en güçlü hanedanıyken kısa zamanda ibret-i âlem olan Emeniler için tarihi bir tespiti var: 

"Düşmanlarını kazanmak için dostlarını küstürdüler. Fakat düşmanlarını kazanamadıkları gibi, dostlarını da kaybettiler."

Sonuç Hz Âdemden beri işleyen kural gereği tarihin çöplüğünde yerini aldılar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.