DURSUN FAKIH CAMİİ
Tarihi zenginliklerin saymakla bitmeyecek olan Konya’da Selçuklu döneminden birçok eserlerin yanında Osmanlı Devletine ait de birçok eser günümüze ulaşmış durumda
Bunlardan biri si de 1380’li yıllarda yaptırılan eski ismiyle Mescîdi Mahalle-i Dursun Fakih, bugünkü ismiyle ise Tahir Paşa Camii’dir. Alaaddin tepesinin güneyinde yer alan bu camii, manlı Devletinin kuruluşunda mühim bir rolü olan Dursun Fakih hazretlerinin oğlu tarafından yaptırılmıştır.

Mabedin altı gayr-ı muntazam taşlarla, kubbesi, kubbe eteği ve kubbe kasnağı tuğla ile yapılmıştır. Kıble tarafına; iki alttan bir üstten üç, sağ ve soluna iki sıra halinde ikişer, son cemaat yerine de kapının sağından ve solundan birer pencere açılmıştır.
Kıble tarafının sağ köşesindeki minaresinin küpüne kadar olan kısmı muntazam kesme taşla, üstü tuğla ile yapılmıştır. Şerefenin altı sadedir. Sille Taşı'ndan yapılan şerefe korkuluklarına hendesî şekiller işlenmiştir. Kubbenin üstünde aynı zamanda basamak vazifesini görecek olan tuğladan çıkıntılar vardır. Üstü samanlı çamurla sıvanmıştır. Son cemaat yerini dört mermer sütun üstünde yükselen üç yuvarlak kubbe örter. Kemerleri beyzîdir.
Sağdaki birinci sütunun üstünde ve iç tarafında 8 satırlık Yunanca bir kitabe vardır. Dış taraflarındaki sütunların başlıkları düz ve sadedir. Ortadaki iki sütun başlığının dörder taraflarında birer yaprak kabartması görülür. Bunların Bizans güvercininden bozma oldukları anlaşılmaktadır.


Kapının üstündeki mermerde talik ile şu üç satırlık kitabe okunur:"
1-İşbu cami-i şerif murûr-i zamanla müşrif-i harab olmasıyla
2-Taleben li-merzatillâhi teâlâ Mecidiye Zade Tahir Paşa
3-ve Ali Bey taraflarından tecdîden tamir ve inşasına muvaffak olunmuştur. 1306.
Bu Kitabeye göre mabedin 1306 Rumi veya Hicri yılında Mecidiye Zadeler'den Tahir Paşa ile biraderi Ali Bey tarafından esaslı bir surette tamir edildiği anlaşılmaktadır.
Bu tamirin esaslı izlerini doğu duvarlarında açıkça görmek mümkündür. Plânı dörtgene yakın olan Mabedin kubbe askıları zarif süsleri ihtiva eder.
Hiçbir yerinde çiniye, nakşe, alçı ve tezhip işine rastlanmaz. Mihrabı adi sıva ile sıvanmıştır.
Mabedi kuzey, doğu ve batıdan bir bahçe sarar. Son cemaat yerinin önünde üstü açık fıskiyeli bir şadırvan vardır. Bunu Mecidiye Zadeler yaptırmıştır. Mabedin sol kapısının yanında eskiden açık bir türbe içinde âdi sıvalı birkaç sanduka vardı.
istasyon Caddesi genişletilirken bu türbe yıkılmıştır. Buradan alınarak şimdi bahçenin mezar taşı hicri 1864 yılında ölen Hac; Mehmed isminde bir Melâmi Dervişi'ne aittir. Mescid ne zaman yaptırıldı dersek Fatih Sultan Mehmed'in 1476 yılında yaptırdığı Karaman ili Tahrir Defteri’nde509 bu mescid; 'vakf-ı mescid-i mahalle-i Dursun Fakih Camii şeklinde geçmekte ve Değirmen Deresindeki bir değirmenin dörtte bir hissesi de bu mescidin evkafı arasında gösterilmektedir.




III. Murad zamanında 1584 yılında yapılan bir Karaman İli defterinde de adı; 'Mescid-i mahalle-i Dursun Fakih şeklinde geçer.
Kanuni Sultan Süleyman devrine ait Konya Müzesi'nde bulunan 971 tarihli bir şer'î sicil defterinde bir Dursun Oğlu Mahallesine rastlıyoruz. Konya Vakıflar Müdürlüğü'nde bulunan ve 1670 umumî numarayı taşıyan bir kayıtta da Mabedin adı Dursun Oğlu Camii şeklinde tespit edilmiş ve iki tarafı yol, diğer tarafları Ali ve Seyyid isminde iki adamın mülkleri ile sınırlandırılmıştır. Bu kayda göre mescidin bulunduğu sokağa da Dursunoğlu Sokağı adı verilmiştir.
OSMANLI DEVLETİNİN İLK HUTBESİ BURADA OKUNDU
İlk Osmanlı Hutbesi 1389 yılında bu camide okunduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda Fâtih Sultan Mehmed Hanın burada Cuma namazı kıldığı da söylenmektedir. Fatih Sultan Mehmed Hanın 1476 yılında ve 3. Muradı hanın 1584 yıllarındaki Karaman ili tahrirr defterinde Mescîdi Mahalle-i Dursun Fakih şeklinde geçmektedir. Osmanlı Devletinin paşalarından Tahir paşa tarafından 1885 yılında restore edilen bu Cami 1885 yılında restore edilerek Tahir Paşa Camii adıyla değiştirilmiştir. Yapının son Tamirat ve restorasyon çalışmasıyla 2013 yılında Konya Büyükşehir Belediyesi Tarafından yapılmıştır.




KONYA'NIN İHTİYARLARI DURSUN OĞLU CAMİİ DİYORLAR
Caminin önündeki revakı ve minaresi kaldırılınca ortada Karamanoğlu devrinin hususiyetlerini taşıyan bir binanın canlandığı görülür. Mabedin eski mimarî bir ıstılahla mahv-ü ispat suretiyle birçok tadillere uğradığı ve tamirler gördüğü anlaşılmaktadır.
Mabette Abdü'l-mü'min Mescidi'nm karakterini bulmak mümkündür.




DURSUN FAKIH KİMDİR
Selçuk Devleti'rim dağılma ve çözülme devrelerinde bu büyük adam Türk yurdunun dağılan vahdetini temin edeceğine inandığı Kara Osman Bey'in yanına gittiği zaman her halde Karaman ili'nde şöhret yapmış bir adamdı. Belki de Konya'da bir mescid yaptırmıştı. Oğlu da bu mescide yeni gelirler vakfetmiştir. Osmanlı Beyliği'nin kurucusu Osman Bey'in divanında yer alan ve o devirde tefsir, hadis ve fıkıh gibi konularda ilim sahibi bir bilgin idi. Fakih adı fıkıh ilmiyle ilgilenenlere verilen addır. Bir gün, bir toplantıda Osman Bey'e Allah'ın kendisine Müslümanlar'ı bir araya toplayıp idare edecek basiret ve kudreti verdiğini söyleyerek adına hutbe okuma teklifi yapmış ve Karacaşehir'ın fethinden sonra Cuma namazında Osman Bey adına ilk hutbeyi okumuş olduğu rivayet edilmektedir. Bu olay, Aşıkpaşaoğlu tarihinde şu şekilde yer almıştır: Karacaşehir alınınca, Cuma namazı kılalım ve bir kadı isteyelim dediler. Dursun Fakih derler bir aziz kişi vardı. O halka imamlık ederdi. Hallerini ona söylediler. O da gelip Osman Gazi'nin kayın atası Edebali'ye söyledi. Daha söz bitmeden Osman Gazi geldi. Sorup isteklerini bildi. Size ne lazımsa onu yapın dedi. Dursun Fakih, Hanım! Sultan'dan izin gerektir dedi. Osman Gazi dedi ki: Bu şehri ben kendi kılıcımla aldım, bunda sultanın ne dahli var ki ondan izin alayım? Ona sultanlık veren Allah bana da gaza ile hanlık verdi. Eğer minneti şu sancak ise, ben kendim dahi sancak kaldırıp kafirlerle uğraştım. Eğer o, ben Selçuk Hanedanındanım derse, ben de Gökalp oğluyum derim. Eğer bu ülkeye ben onlardan önce geldim derse, Süleyman Şah dedem de ondan önce geldi. Halk razı oldu. Kadılığı ve hatipliği Dursun Fakih'e verdiler. Cuma Hutbesi ilk önce Karacaşehir'de okundu. Bayram namazını orada kıldılar. Bunun tarihi hicretin 699'unda vaki oldu. Servet R. Çolak - Memleket