Doğanbey'de Fidan Dikimi

Doğanbey'de Fidan Dikimi

Programda Salih Aydemir, ‘Ağaçlandırma ve Kuraklık’, Caner Arabacı ise ‘Çanakkale Şehitleri’ üzerine konuşacaklar, sinevizyon gösterisinden sonra Handan Birsen, kahramanlık türküleri söyleyecekti. Zeki Oğuz’un gezi yazısıR

Zeki OĞUZ


 


Beyşehir ilçemizi çok severim. Ne zaman  gitsem beş on kere fotoğraf çekmeden dönmem. Özellikle zamanım varsa, Eşrefoğlu Cami’sinin batısındaki sahilde gün batımını bekler, çekimlerimi yaptıktan sonra dönerim. Anamas Dağları bir oyun etmezlerse çok güzel kareler çıkar ama bazen bu dağların oyununa gelirim. Kimi zaman kocaman bir bulut kütlesi gelip oturur dağın başına, Güneş’i yutar bir kare bile çekim yapamam.


Geçen hafta yüklü bir program davetiyesi alınca pazar günü yine Beyşehir’de aldım soluğu. Sanırım şanslı bir günümdü. Tıp Fakültesi’nin önünde dolmuş beklerken özel bir araç durdu önümde. Beyşehir’e gidiyormuş, beni de aldı. Dönüşte ise yine dolmuş beklerken yine bir özel araç durdu yanımda. Bu aracın sahibi ise yine uzun süredir görmediğim, Tarım Müdürlüğü’nde yıllarca mesai arkadaşlığı yaptığım Hakan’dı. eski günleri yad ederek döndük Konya’ya.


Programda Salih Aydemir, ‘Ağaçlandırma ve Kuraklık’, Caner Arabacı ise ‘Çanakkale Şehitleri’ üzerine konuşacaklar, sinevizyon gösterisinden sonra Handan Birsen, kahramanlık türküleri söyleyecekti.


Ben salona girdiğimde CHP Milletvekili Atilla Kart konuşma yapıyordu. Caner Hoca’nın konuşmasına yetişememiştim. Bu tür toplantılarda, istenmeyen nedenlerle kimi aksaklıklar olur. Nitekim Anamas Dergisi’nin sahibi Aydın Korkmaz’ın düzenlediği bu programda da kimi aksaklıklar oldu. Sinevizyon gösterisi yapılmadı. Sanatçı Handan Birsen gelmediği için kahramanlık türkülerini dinleyemedik. Fidan dikimi için gidilecek olan Doğanbey’in Belediye Başkan’ı toplantıda olmadığı gibi bir temsilcisini de göndermemişti.


Köprünün yanındaki bahçeli lokantada yemek vardı öğleyin. Fidan dikimi için hareket saatini beklerken masalarda sohbet ediyorduk. Bizim masada eski bir siyasetçi vardı. Karşısındaki, Beyşehirli genç siyasetçiye günde otuz-kırk proje ürettiğini, bu konuda, rahmetli Turgut Özal’ın bile aklına gelmeyen projelere sahip olduğunu anlatıyordu. Sonra gizli birşey konuşması gerekmişti herhalde “izin verir misiniz?” dedi. Hiçte  nazik olmayan bir dille git diyordu. Yani böyle adamlar bizi yönetmeye talip oluyorlardı, içimden yazıklana yazıklana lokantanın dışına çıktım. Adam milletvekili olmuştu ama ne yazık ki, başka şey olamamıştı. Benim bildiğim, gizli bir şey konuşacak olan kendi kalkıp gider.


Selçuk Üniversitesi Beyşehir Meslek Yüksekokulu’nun öğrencileriyle, Doğanbey Belediyesi’nin gönderdiği bir otobüse doluşup yola çıktık. Doğanbey Stadyumu’nun yanında indik otobüsten. Doğanbey ile Derebucakspor’un maçı varmış, son on beş dakikasını izledik. Her iki takımın seyircisi de heyecanla tezahürat yapıyordu. Maçı Doğanbey 2-1 kazandı. Doğanbey Belediye Başkanı da maçı izliyormuş. Maç bittikten sonra, bizim peşimizden fidan dikilecek alana geldi. Gençlere bir hoş geldiniz dedikten sonra dönüp gitti. Başkan, hiç kusura bakmasın, bu  hiçte geleneklerimize uygun bur davranış olmadı. Bu gençler belki bir şey beklemiyorlardı ama hiç değilse birer bardak ayranı hak etmişlerdi.


Ormancı arkadaşlar, öğrencilere, fidanları nasıl dikeceklerini tarif ettiler ve yirmiye yakın öğrenci, harıl harıl fidan dikmeye başladılar. Onlar çalışırken  ben de orman sahasının dışında yürümeye başladım, belki navruz, çiğdem bulurum diye ama bir kök bile bulamadım.


O, büyük projeler üreten siyasetçilerin, Aydın Korkmaz’ın  Ankara’dan gelen konuklarının fidan dikim sahasına geleceklerini sanıyordum. Gelmediler, proje üretmekten iş yapmaya zamanları kalmamıştı herhalde. Fidan dikilen alanda ormancılar, yüksekokul öğrencileri ve ben vardık. Aydın Korkmaz’da gelmemişti. Öğrencilerin başında Alibeyhüyüklü Züleyhâ vardı. Züleyhâ çalışkınlığı, okuma tutkusu, azmi ile tam bir Anadolu kızı. Annesi öleli 17 yıl olmuş. Ondan sonra hiç evlenmemiş babası. Yaşlı bir ninesi varmış evde. Züleyhâ yüksekokulu kazanınca karşı çıkmışlar okumasına. “Bu  yaşlı kadını nasıl bırakıp gideceksin” diye. bütün Anadolu kadınları gibi bilge bir kişiymiş Züleyhâ’nın ninesi de. “Ben geldim, gidiyorum kızım, sen hayatın başındasın git oku” demiş. Dilerim okur ve her şey gönlüne göre olur Züleyhâ’nın.


18 Mart günü birlikte fidan dikmeye gittiğim bütün yüksekokul öğrencilerine selam olsun. Günde 30-40 proje üretenlerin bir hayrını görmedik benim umudum o gençlerde.


Ulu ağacı, eti ve nefis sucuğu ile ünlü Doğanbey’i daha yakından tanımak istiyordum ama zaman yetmedi. Mayıs ayında gidip o ulu ağacın fotoğrafını çekmek, Doğanbey’i daha yakından tanımak, insanları ile söyleşmek istiyorum.


Dönüş yolunda yüksekokul öğrencileriyle de kavilleştik. Onlara bir saydam gösterisi yapacağım ve   söyleşi yapacağız. Kim bilir belki, Doğanbey kırlarında bulamadığım çiğdem ve navruzlardan da söz ederiz.