Darbeler ülkesi Türkiye

Darbeler ülkesi Türkiye

Post modern darbe olarak adlandırılan 28 Şubat kararlarının bugün 13. yıl dönümü.

Post modern darbe olarak adlandırılan 28 Şubat kararlarının bugün 13. yıl dönümü. Darbelerle dolu bir geçmişe sahip olan Türkiye’de günümüzde bile sürekli olarak darbe planlarının ortaya çıkartılması Türkiye açısından acı verici bir gelişme olarak nitelendiriliyor.

 

28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen ordu ve bürokrasi merkezli süreç olarak bilinen ve post modern darbe olarak adlandırılan gelişmenin bugün 13. yıl dönümü. Türkiye’nin siyasi tarihine geçen ve kimi çevrelerce bir dönüm noktası olarak değerlendirilen bu kararlarların uygulanması sırasında siyası, idari, hukuki ve toplumsal pek çok değişim yaşandı.

SÜREÇ NASIL BAŞLADI

1995’te yapılan seçimlerde Refah Partisi birinci oldu, ama ikinci ve üçüncü partiler ANAYOL adında (DYP-ANAP) koalisyon hükümeti kurdu. Bu hükümet Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller arasındaki gerilimden dolayı fazla sürmedi ve 8 Temmuz 1996’da Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi arasında Refah-Yol Hükümeti kuruldu.

SÜRECİ BAŞLATAN OLAYLAR NEYDİ?

2 Ağustos 1996: Necmettin Erbakan’ın başbakanlığında 28 Haziran 1996’da kurulan Refah-Yol hükümeti ilk Yüksek Askeri Şura toplantısına katıldı. 13 subay irtica gerekçesiyle ordundan ihraç edildi.

 

5 Ağustos 1996: Erbakan YAŞ üyelerine yemek verdi. Oramiral Güven Erkaya’nın garsona ‘bana rakı getir evladım’ demesi manşetleri taşındı.

 

14 Ağustos 1996: Erbakan ilk yurtdışı gezisini İran’a gerçekleştirdi. Bazı gazeteler geziyi ’70 yıllık batılı imajımız güme gidiyor’ başlığıyla verdi.

 

7 Eylül 1996: Bu kez yargı devreye girdi. Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen ile Yargıtay Başkanı Müfit Utku, adli yılın açılışına laiklik vurgusu yaptı. Özgen’in Türkiye’de insanların şeriat korkusuyla yaşadığı iddiası manşetlere taşındı.

 

21 Eylül 1996: TÜSİAD da devreye girdi. Ekonominin kötüleştiğini ifade eden Rahmi Koç ve Sakıp Sabancı, erken seçim istedi. Gazeteler bunu “İki dev öfkelendi”  başlığıyla verdi.

 

23 Eylül 1996: Sıra Mesut Yılmaz’a gelmişti. Hürriyet’e konuşan ANAP Genel Başkanı, hükümeti düşüreceklerinin sinyalini verdi. Aynı dönemde DYP’li İsmet Sezgin ve Mehmet Ali Yılmaz da yeni parti için harekete geçti.

 

28 Eylül 1996: Afganistan’daki Taliban manşetlere taşındı. Eski Başkan Necibullah’ın direğe asılmış cesedi, “Şeriat geldi, böyle oldu” başlıklarıyla verildi.

 

30 Eylül 1996: Cumhurbaşkanı Demirel Afganistan haberlere atıf yaparak “Laikliğin kıymetini bilin” ifadesini kullandı.

 

3 Ekim 1996: Erbakan Mısır, Libya ve Nijerya’yı kapsayan bir geziye çıktı. Erbakan’ın kendisini çadırda ağırlayan Kaddafi’nin PKK’ya destek veren sözlerine tepki göstermediği ileri sürüldü. “Bunun hesabını millet sorar” başlıkları atıldı. Ardından CHP lideri Baykal, Refah Partisi’nin 1989 yılında Libya’dan 500 bin dolar para aldığını iddia etti.

17 Ekim 1996: Libya gezisinin ardından verilen gensoru reddedildi. “Evet” oyu veren DYP’li milletvekilleri kahraman gibi gösterildi. “Türkiye onları konuşuyor” başlıkları atıldı.

 

23 Ekim 1996: Aczemendiler sahneye çıktı. Gözaltına alınan 113 kişi birinci sayfalara yansıdı.

 

3 Kasım1996: Susurluk kazasında Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı, Gonca Us hayatın kaybetti. Sedat Bucak ağır yaralandı. Olayın ardından devlet-mafya-polis üçgeni gündeme geldi. Başbakan bu ilişkiler için faso-fiso dedi.

 

8 Kasım 1996: İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, görevinden istifa etti. Yerine Meral Akşener getirildi.

 

24 Kasım 1996: Mesut Yılmaz Macaristan’da otel lobisinde saldırıya uğradı. Gerekçe olarak Abdullah Çatlı ile ilgili açıklamaları gösterildi.

 

7 Aralık 1996: Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, Başbakan Erbakan, Çalışma Bakanı Necati Çelik ile bazı milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

10 Aralık 1996: Üniversiteler konuşmaya başladı. 61 rektörün katıldığı rektörler komitesi bir deklarasyon yayınlayarak, Susurluk ve basına baskı konularında sert uyarılarda bulundu. Deklarasyonu YÖK Başkanı Kemal Gürüz okudu.

 

28 Aralık 1996: Fadime Şahin olayı patlak verdi. Aczemendilerin lideri Müslüm Gündüz ve gazeteci Hüseyin Üzmez’in evinde Fadime Şahin’le yakalandı. Operasyon adeta canlı yayında gerçekleşti. Medya günlerce bu olayın üzerine gitti. Mütedeyyin insanlar töhmet altında bırakıldı. Ali Kalkancı isimli sahte şeyh de televizyonlara çıktı. Ardından Kalkancı’nın eşi Emine Kalkancı operasyona dahil edildi.

 

7 Ocak 1997: Refahyol hükümetine tepki göstererek DYP’den istifa edenler Hüsamettin Cindoruk’un  başkanlığında Demokratik Türkiye Partisi’ni kurdu.

 

11 Ocak 1997: Erbakan, bazı dini cemaat liderlerine Başbakanlık Konutu’nda iftar yemeği verdi. Gazeteler olayı “Hocanın özel konukları” şeklinde duyurdu

 

22 Ocak 1997: Yüksek rütbeli subaylar Gölcük’te irtica toplantısı yaptı. Gazeteler orgeneral rütbesindeki 9 komutanın, 72 saat boyunca üst üste toplantı yaptığını duyurdu.

 

28 Ocak 1997: Medyada irtica haberleri artıyordu. “Taksim’e cami, Ayasofya ibadete açılacak” gibi başlıklar birinci sayfaları süsledi.

 

30 Ocak 1997: Sincan Belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve İran Büyükelçisi Ali Rıza Bagheri’nin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihat oyunu gündemi değiştirdi. Gazeteler Yıldız’ın “Sabrederek istediğimiz yere geleceğiz. Türban bizim sancağımızdır” dediğini ileri sürdü.

 

31 Ocak 1997: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyasi partiler yasasına aykırı davrandığı gerekçesiyle RP’yi uyardı. Dönemin Başsavcısı Vural Savaş partili gençlerin kıyafetlerini “Özel Üniforma” olarak yorumladı. Baykal, Erbakan’ın ülkeyi iç savaşa sürüklediğini iddia etti.

1 Şubat 1997: Türk-İş Başkanı Bayram Meral, Türk Metal Başkanı Mustafa Özbek Atatürkçü Düşünce Derneği temsilcileri, İstanbul ve Hacettepe Üniversiteleri yetkilileri ile üç general Ankara’da bir araya geldi. Askerler, “siviller de bir an önce harekete geçsin” çağrısını yaptı.

 

2 Şubat 1997: ANAP  Genel Başkanı Mesut Yılmaz, “Türkiye kaosa gidiyor. Güçbirliği yapmaya hazırız” açıklamasını yaptı.

 

2 Şubat 1997: Başbakan Erbakan, “Ordu da  Demirel’de bizden çok memnun açıklamasını yaptı.

 

3 Şubat 1997: Kudüs gecesi için Sincan’a kurulan çadırın sökülüşünü izlemeye giden Star TV muhabiri Işın Gürel saldırıya uğradı. Televizyonlar günlerce Işın Güler’in yere düşüşünü gösterdi.

 

4 Şubat 1997: Sincan’da askerler tankla geçiş yaptı. Genelkurmay bunu “normal bir faaliyet” olarak açıkladı. Fakat olaya AA çağrılmıştı. Birçok medya kuruluşunun da haberi vardı. Olayı kaçıran Hürriyet muhabiri için tankların yeniden yürütüldüğü ortaya çıktı.

4 Şubat 1997: Sincan’daki tankların geçişiyle ilgili konuşan Erbakan, “Cumhuriyet Bayramı’nda da 240 tane geçiyor” dedi.

 

4 Şubat 1997:  Baykal, RP’nin İran ile işbirliği yaparak, rejimi yıkmaya çalıştığını öne sürdü. Buna karşı ortak mücadele çağrısında bulundu.

 

5 Şubat 1997: Gazeteler, Sincan’daki olayı “Tank Sesleri” başlığı ile duyurdu. Cindoruk, “RP düzeni silahla değişecek” dedi..

 

5 Şubat 1997: Demirel Erbakan’a uyarı mektubu gönderdi. Oramiral Güven Erkaya, “İrtica PKK’dan daha tehlikeli” açıklamasını yaptı.

 

8 Şubat 1997: Mesut Yılmaz’dan ilginç bir açıklama geldi: “RP silahlanıyor” Hürriyete özel mülakat veren Yılmaz, RP tabanının militanlaşma ve silahlanmaya sürecine girdiğini savundu. Bu açıklamalardan sonra “Pompalı silah satışları arttı” haberleri gündemi meşgul etti. Olay MGK’ya taşındı.

21 Şubat 1997: Kudüs gecesi sebebiyle Türkiye ile İran büyükelçiliklerini karşılıklı çekti. Çevik Bir, İran’ın “Terörist devlet” muamelesi görmesini istedi.

 

23 Şubat 1997: Beşiktaşlı Amokachi’yi başlık yapan Hürriyet, “Amokachi’den ders” başlığı altında, “İslam en güzel ama en istismar edilen din” ifadeleri kullanıldı. Devamında şu cümle vardı: “ Amokachi, Türkiye’deki din istismarına büyük ders verdi. Haberin yanında eliyle yüzünü kapatan Erbakan’ın fotoğrafı duruyordu.

 

28 Şubat 1997: Günler öncesinden birinci sayfalara taşınan tarihi MGK toplantısı yapıldı. Alınan kararlar hükümete bildirildi. Laiklik konusunda yasaların uygulanması istendi. Başbakan Erbakan,  5 günlük direncin ardından kararların altına imzasını attı. MGK kararlarını uygulamam komitesi kurularak,  ülke genelinde irticacı avına çıkıldı

 

5 Mart  1997: TÜSİAD, KESK, DİSK ve Türk-İş MGK kararlarına tam destek verdiklerini açıkladı. Derviş Günday, Bayram Meral ve Rıdvan Budak “Laiklik ve çağdaş demokrasi tehlikede” diyordu.

30 Mart 1997: Medya Ankara’da Bethoven konserinin günler öncesinden duyurdu. Salonda 10 bin kişi toplandı. Demirel’in “İşte Çağdaş Türkiye” sözleri büyük alkış aldı. Çağdaşlaşmanın göstergesi olarak takdim edilen konserin yapıldığı yer Türk-Metal İş Sendikası’na bağlı Mustafa Özbek Salonu’ydu.

 

5 Nisan 1997: Çevik Bir ağırlığını hissettirmeye başladı. Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Bir “İlk hedef irtica” açıklamasını yaptı. Washington Post’a konuşan Bir, laiklik karşıtı akımlarla mücadelenin TSK’nın bir numaralı önceliği olduğunu söyledi.

 

20 Nisan 1997:  Tuğgeneral Osman Özbek, .bir tiyatro grubunun sahnelediği “Bir hak düşmanı” isimli oyunda ordunun eleştirildiği gerekçesiyle Başbakan Erbakan’a ağır hakarette bulundu. Özbek’e Genelkurmay Başkanı Karadayı destek verdi. Gazetelere konuşan üst düzey askerler “Hükümet gitmezse daha ağır açıklamalar gelecek. Buna hazırlanın” açıklamasını yaptı.

 

26 Nisan 1997: 8 yıllık kesintisiz eğitim MGK’da kararlaştırıldı.

 

29 Nisan 1997: Genelkurmay Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyeleri ile üniversite rektörleri Karargaha çıkarak irtica brifingi verdi.

 

20 Mayıs 1997: Başbakan Erbakan ile Çiller bir yıl içinde erken seçim kararı aldı. Bir ay içinde de başbakanlığın Çiller’e devredileceği ifade edildi.

 

21 Mayıs 1997:  Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, “Kan emici yarasa, habis ur” gibi tanımlamalar içere bir iddianame hazırlayarak RP hakkında kapatma davası açtı. Savaş bazı politikacıların gaflet ve ihanet içinde olduğunu belirtti.

 

7 Haziran 1997: Genelkurmay bir genelge yayınlayarak, “İslami Sermaye” olarak gördüğü firmalardan ürün alınmamasını istedi. Sakıncalı görülen şirket isimleri sıralandı.

 

10 Haziran 1997: Bütün savcılar Genelkurmay’a çağırılarak,  “İslami Sermaye Brifingi verildi. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay, üyeleri ile birlikte 420 savcı ve yargıç salonu doldurdu. Tümgeneral Fevzi Türken’in verdiği brifinge Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden ile Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş da katıldı.

 

10 Haziran 1997: Genelkurmay’da irticai faaliyetleri izlemek için Batı Hareket Kuruldu. Ordunun gerekirse silah kullanacağı ifade edildi. 

 

18 Haziran 1997: Başbakan Erbakan, görevini Çillere devretmek amacıyla istifa etti.

 

21 Haziran 1997: Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi. Çiller, “Bu Çankaya darbesidir” dedi. Yılmaz , Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk ortak bir hükmet kurdu.

 

1 Temmuz 1997: Sarmusak olayı patlak verdi. Deniz kuvvetlerinde görevli Onbaşı Kadir Sarmusak gizli belgeleri dışarıya çıkardığı iddiası ile tutuklandı. Sarumsak’ın darbe girişimini haber alarak Bülent Orakoğlu aracılığıyla hükümete ilettiği ortaya çıktı. Başbakan Erbakan’ın konuyla ilgili belgeyi Cumhurbaşkanı Demirel’e ilettiği onun da Genelkurmay Başkanı Karadayı’ya gönderdiği anlaşıldı.  Ordu içindeki gizli yapılanma olarak tanımlanan Batı Çalışma Grubu’nun varlığı gün yüzüne çıktı.

 

1 Temmuz 1997: Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya ,BCG’yi savunarak, “Yasal bir kuruluştur. Görevi irticai tehdidin resmini ortaya çıkarmaktır” dedi.

 

17 Temmuz 1997: Orakoğlu TSK’ya yönelik istihbarat faaliyetlerinde bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı.

 

Ve Sonrası: Anayasa Mahkemesi 17 Ocak 1998’de Refah Partisi’ni Ardından Yargıtay, Siirt’te okuduğu şiir sebebiyle 10 ay hapis cezasına mahkum edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan hakkındaki kararı onadı. Bazı gazeteler, Erdoğan’ın siyasi hayatının bittiğini savundu. Erdoğan Pınarhisar Cezaevi’nde 4 ay hapis yattı. Ardından AK Parti’yi kurdu ve tek başına iktidar oldu.

YAPILANLAR REFAH-YOL HÜKÜMETİNİ YIKMAK İÇİNDİ

28 Şubat sürecinin yol haritasının belirlendiği ve kamuoyuna ilk kez yansıyan belgelerde, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi’nin oluşturulduğu ve Batı Harekat Konsepti’nin yayımlandığı belirtilip, Türkiye genelinde “Her türlü gelişmenin sürekli takip edilerek ilgili makamların zamanında harekete geçirilmesi” “sorumluluk bölgesi ayrımı gözetilmeksizin” isteniyor. Kişilerin, kurumların, ticari firmaların, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların fişlenmesinin istendiği belgede, “Jandarma Genel Komutanlığının yurdun en ücra köşesine kadar ulaşan yaygın teşkilat yapısı ve vatandaşlarla olan ilişkileri nedeniyle her türlü gelişmeyi anında tespit edebilecek imkanlara sahip olduğuna” da vurgu yapılıp, jandarmanın nasıl bir yol izleyeceği de anlatılıyor.

SONUCUNDA NELER OLDU

Ülkede var olan düzeni ve kararları tamamen altüst eden 28 Şubat Kararlarının ardından MGK kararları hükümete bildirildi. Kararlarda laiklik için yasaların uygulanması istendi. Tarikatlara bağlı okulların denetlenmesi ve MEB’e devredilmesi şeklindeki özgürlüğü kısıtlayıcı kararlar alındı. “Ordunun din düşmanı imajı kaldırılmadır” denildi. Ali Murat Mırçık-Memleket