Dağların Yiğidi Yörük Hasan

Dağların Yiğidi Yörük Hasan

Güllü gadın da çaresizdi garnındaki sabinin hareketlerini tecrübeli ve daha böyük gadınlara anlatmış onlar da gız gözün aydın oğlan ellehem garnındaki bu kez demişlerdi. İsmail Detseli'nin bir hikayesi...

 


İsmail DETSELİ


 


Bu yıl bu dağların karı erimez


Eser badi sabah yel bozuk bozuk


Türkmen kalkıp yaylasına yürümez


Bozulmuş aşiret el bozuk bozuk


 


Göçün yürümesi yaylalara çıkılması lazımdı. Çünkü zaman geldi geçiyordu bile. Obalar hep gitmiş, göç yoluna çıkılmış, çoğu da Torosları aşmış, dağlara, güzelim mis kokan yaylalara, coşkun akan subaşlarına çadırlar kurulmuştu. Sahilde geç kalmış olan Kara Mustafa çok daralıyordu. Çünkü bahar sıcakları artık yakıcı oluyordu. Yaşamları için her şeyleri olan keçilerde sıcaktan bir gicimik (kaşıntı) hastalığı başlamış, sürüler çok tedirgin, hatta develer bile yaylaları hevesler olmuşlardı. Akşam vakti otlamadan getirdiği sürüsünü çadırın yanındaki çitili ağıla yerleştiren Kara Mustafa hiddetle çadıra girdi. Elindeki sarma demirli sentetiyen marka dolma tüfeğini bir kenara fırlatarak söylendi. Ehhh yeter artık doğuracaksan doğur şu karnındakini, ben de sıkıldım sürü de sıkıldı, bu sehilin (sahil) ısıcağında benim bekleyeceğim yok gari, yarın hazır ol yola çıkıyoruz, bu karnındaki velet bizi çok bekletti diye haykırdı.


Erini ocağa koyduğu tencerenin başında hoş karşılamak istemişti, ama Mustafa çok sinirliydi. 8 yaşlarında olan kızı Dudu’yu da yakındaki pınara testi ile su doldurmaya yollamıştı Gllü kadın. Atasından aldığı terbiyeden dolayı eşine çok hoş davranan Güllü kadın yine çok sakin bir tavırla karşıladı erinin sinirli halini. Ama Kara Mustafa bugün hergünkinden daha çok azametliydi. Erinin hakaretvari sözlerini kısık bir sesle şöyle yanıtladı: Sus gara beyim kız sudan gelecek, üzülür sıkılır yavrum. Bunları sonra gonuşalım yiğidim, bu öfke bu celallik neye dedi. Günü, vakti, saati gelince elbet doğacak karnımdaki, sen dur desen de durmaz vakti gelince, elimle çıkarıp alamam ki garnımdan. Bu sabi senin isteğinle oturdu garnıma, bir de ben suçluymuşum gibi neye bağırıyon bene dedi. Gara hala o sinirli hareketlerine devam ediyor ama pek sesini yükseltmiyordu Güllü kadının sözleri doğruydu Dudu gız da gelmiş çadıra girmişti elinde testiyle ve babasına buba geçinin biri oğlaklamış ağılda dedi. Gara geç bilem galmış o da anan gibi oğlaklasın bakalım sabah gider bakarım yoruldum dedi. Bir daha başka kelam etmeden ocakta pişmekte olan Güllü’nün gırdan toplayıp gavurduğu ot yemeğinin üzerini sarımsaklı yoğurt ile süsleyip iştahla yediler ve yattılar.


Akşam erinin ettiği laflar hamile olup doğumu yakın olan ve onun yüzünden dağa çıkmaları geciken (ailenin reisi iğneli laflarla onu ima ediyordu) Güllü kadına. Gara eri haksız da sayılmazdı hani emme Güllü gadın da çaresizdi garnındaki sabinin hareketlerini tecrübeli ve daha böyük gadınlara anlatmış onlar da gız gözün aydın oğlan ellehem garnındaki bu kez demişlerdi. Hadi yolda belde doğuverirse ya yavrusunu  soğuktan sıcaktan eyi goruyamazsa onu da dağlarda kaybetmek istemiyordu Güllü.zaten iki tane yavrusu  ölmüş Hakanım sağ olaydı şindi 6 sın da Halilim ise 4 ünde olacaklardı hadi buda öyle bir şey olursa heç gendini affetmezdi o zaman. Ölenlerin mezarları bilem göç yollarında birbirlerinden çokkk uzaklarda birer dağ başındaydı guzularının.


Sabah gara herifine haber vermeden erkence kalktı. Zaten göçün yükleri hazırdı hepsini toplamış gatmış guynaştırmıştı.(hazırlamak)bir çadır bozulacak birde yükler develere yüklenip yola çıkılacaktı develerin havutlarını(semer) o iki canlı haliyle sırtlarına vurdu keçe kepenek sergiyi de toplayıp balyaladı.


Saygıyla erinin başucuna vardı. Evimin direği gara yiğidim galk (kalk) yola çıkalım kaderimizde ne varısa gaşşığa (kaşığa)o çıkar atalarımız bize öyle öğretti töreyi. Bizde öyle devam ettireceğiz yolcu yolunda gerek haydi erken davranalım bugün toros larda bir sulak yere gendimizi atalım dedi.


Gara çevresine uykulu gözlerle baktı ki her şey hazır bir çadır bozma birde yükleme galmış oda bu işleri tez tamamladı Dudu gızın tutup geldiği develerin birine çök dedi çöken develerin sırtına göçünü yükledi. Güllü kadını öndeki eşeğe bindirdi kızı Dudu'yu da devenin birinin sırtına bindirip haydi, Güllüm tez ışıklı beldeki ardıçlığı tutun beni orada bekleyin davar sıcaktan yörümez gecikebilirim üzülmeyin ben gelir çadırı gurarım sen gendine mukayyet ol Güllüm eziyet çekme emi dedi. Ağşam ki o taframdan ötür de bana gücenme güzel gadınım zaten gece de heç uyumamışsın ellehem yorgun argın yola çıkıyon sabret bakalım dedi.


Güllü gadın içinde ehh ne yapalım ( ite evlenmek yok biz gadınlara dinlenmek yok) dedi ve yola devam etti.


Onlar yürüdü gara da çitili ağıldan sürüyü saldı daha gün henüz doğmamıştı sürünün artık dölü savışmış geçiler hep oğlaklı oğlaklar anaya uyuyor emme nede olsa görpe yoruluyor hem de mal doymuyor yavrusunu da doyurmuyor illa bu kıl geçiye yayla gerekti. Yaylada hem garınları hem yavruları doyacak hem de sütleri sağılıp bol ürün alınacaktı.


Güllü gadın gızı Dudu ile ışıklı belindeki her yıl otağ kurup gonakladıkları yere ancak akşam garanlığın da varabildi. Emme şöyle gulağını toprağa dayayıp çevreyi dinliyor gulağına heç çan sesi filan gelmiyordu. İçini bir ürperti sardı acaba gara Mustafa sı çok mu geç gelecekti başına bir şey gelmeyeydi diye düşündü zaten o yükleri yıkmış develerin sırtından onları kenarlara salıvermişti onlar alışıktı obanın yanından pek bir yere gitmezlerdi. Pınarda çok yakınlarında idi yerden fışkıran buz gibi bir kaynaktı. Biraz su doldurup geldi yemekte bulaşıkta kullanacağı kadar un çuvallarına yaslanıp şöyle biraz dinlendi ve hemen oracıktaki taşlardan bir ocak yapıverdi içine ateş yaktığı ocağa hemen bir un çorbası koydu. Evvelden yapıp her zaman hazır bulundurduğu yufka ekmekleri de getirdiği su ile bir güzel ıslatıp ekmek bezine sardı hiç köz ocağından inmediği için dışı adeta simsiyah olan çinko çaydanlığa da bir kekik koyup onuda un çorbasının yanına yerleştirdi. Ve kaynamaya bıraktı. Onlar kaynamakta iken balyaların üzerinde uyuya kalan Dudu gızın üzerine bir kepenek örttü kendiside yorgunluktan üzeri açık yaslandığı çuvalın dibinde kolunun üstünde uyuya kaldı gendi üstüne de eski beki bir şeyler alaydı unutmuştu dağlar çok serin esiyor adeta dişleri çatırdatıyordu.


Gece vaktin ne kadar geçtiğini bilmeden korkuyla uykusundan uyandı. Şöyle etrafı bir daha dinledi. Çan sesleri yaklaşmıştı acaba yaklaşan eri gara Mustafa mıydı? Çan sesinin geldiği tarafa doğru karanlıkta yürüdü yinede içinde bir korku hissediyordu. Yok, canım başkası olamazdı bu saate zaten anlaşmışlardı orada buluşacaklardı. Bu mutlak garaydı. Eskiden işaretleştikleri gibi elini ağzına götürüp tiz bir çoban ıstlığı çaldı cevap biraz gecikince korktu garnında ki yavrusunu düşündü için bastığı ve gezdiği yerlere azami dikkat ediyordu. Evet, yörenin yabancısı değildi emme tam bir yıl olmuştu buradan geçeli ne de olsa garanlıkta yanılabilirdi. Bunları düşünerek bir ıstlık daha çaldı tam bu sırada sadık köpekleri karabaş mızıklayarak yanında beliriverdi rahatlamıştı garanın da gür ıstlığı hemen cevap olarak geldi. Evet, sürü de eri de kendinindi. Şükür dedi tekrar yüklerin yanına gitti akşam aydınlıkta çaktığı çadır kazıkların yerlerini eli sümesine (eli ile yoklama) buldu biraz daha böyük taşlarla belirledi yerlerini. Garada garnı doyan emme yorulmuş oan sürüyü çadıra yakın bir yere yatırmış çadıra geldi. Güllü gadın merak ettim erim eyi misin? Eyiyim eyiyim ısıcaktan yörüdemedim mübarek malları siz eyi geldiniz mi? Geldik şükür ataşa birez çalı yığda alav yükselsin şu çadırı dikivereyin ayağa dedi. Güllü kadın denileni yaptı oda zaten ustası olduğu çadırı hemen çalının ışığında guruverdi.


Davar yattı mı garam dedi Güllü? Yattı yattı sabaha gadar kalmaz garnı tok hemide yorgun mal dedi. Öyleyse un aşı yaptım kekik ısıttım iki lokma ye açıkmışsındır dedi.Gara yemem güllüm yorgunum yatalım azığıma goyduğun yağlı yufkayı demin yedim. Eşyalar zaten ayarlı olduğu


İçin çadırın içinde galmıştı çadır kurulurken Dudu kız ile Güllü çadırın içine yattılar Garada bir keçiye bağırcak (sürü kalkarsa haber veren keçiyi koluna bağlamak) atarak çadırın dışında


Bir yere kepeneği ile uzanıverdi. Her sabah kalktıklarında tedirginlikleri bir kat daha artıyordu. Gelecek yolcuları gecikiyor gidecekleri yerler yaylalar uzaktı. Birkaç gün orada konakladıktan sonra bir akşam garar verdiler sabah tekrar göçü saracaklardı. O sabah erkenden kalktılar ve bu sefer daha uzun bir yolculuğa çıktılar. Baharın yeşilliği ve bereketi bitmeden bol sulu yaylaları tutmalıydılar. Gara ile Güllü gadın sabah erkenden develeri çökertip yükleri sırtlarına yüklediler. Yine Güllü gadın ile Dudu gız yollar düştüler. Güllü bu kez inip binmesi daha kolay olan kılavuz başı eşeğe bindi dudu kız her zamanki gibi develerden birini sırtına bindi. Bu sefer karalaştırdıkları yerler Ermeneğin yüksek yaylalarından olan oluklu yaylasıydı.


Göç kervanı yürüdükçe garada yetişebildiği kadar onları gerilerden tepelerden takip ediyor. Onları gözden kaçırmıyordu. Oluklu yaylaya yaklaşmışlardı. Eşeğin semerinde yolculuk yapmaktan yürümek daha iyi diyen hamile Güllü gadın eşekten inmiş yürüyordu. Ve aniden bir çığlık atarak olduğu yere çöküverdi. Dudu gız deveden inemiyor ana Ana diye feryat ediyordu. Güllü gadın devenin yularını tutarak ıhhhh(çök) diye şiddetle bağırdı deve hemen çöktü Dudu gız indi ve anasının imdadına yetişti.


Develeri çekmekte olan merkebi bir ağaca bağladı. Anasının durumu pekiyi görünmüyordu. Kadın inleyerek dağları çınlatıyordu kaolay değildi doğum sancısı çektiği belliydi. Beklenen yolcu anasını rahatsız ediyordu. Güllü kadın kızına yakınlardan bir su bulup gelmesini söyledi ve eliye suyun yerini de işaret etti. Zaten dağlarda su boldu dudu kız hemen biraz su bulup geldi. Anasının inlemesi ve kıvranması


Sürüsüyle peşlerinden gelerek onları daima gözetleyen gara göç develerinin yolda beklediğini görünce sürüyü o taraf yöneltti hem koşuyor hem de Güllüüüüü diye ünü çıktıkça bağırıyordu. Güllü şöyle güçlükle doğrulup gara erine baktı seslenmeye mecali yoktu beş dakika geçmeden yanlarına gelen erine güçlükle çocuğunu uzattı ve yolcu yolda geliverdi garam Allah ıma şükürler olsun kıl ağmansız doğdu al sana nur topu gibi bir oğlancık dedi.


Gara düşünce ve sevgiyle baktı güllü kadına ve alnına bir muhabbet öpücüğü koyuverdi dağar güllünün olmuştu. Hemen develeri bir çeşme başına çekti pek uygun olmamasına rağmen çadırı oraya kuruverdi.


8-9 yaşlarındaki Dudu kız da sürüye göz kulak oluyordu. bir kaç gün burada mecburen kaldıktan sonra eli mahkum yine yollara düşmeye garar verilmiş güllü kadın henüz lohusadır ama yolculuk bu lohusayı yatağında 10 gün bile yatırmaz çünkü orası davarın yaşamına elverişli değildir davar ise onların her şeyidir. Güllü kadın hem yeni bebesiyle hem çadırdaki yemek bulaşık çamaşır çuval ve kolan dokuma işleriyle hem develerin bakımıyla uğraşmasına dudu kız üzülerek bakıyor ve geleceğindeki Dudu aynasında kendisini seyrediyordu. Anasına sen yoruldun ana biraz otur da dinlen demesine Güllü kadın kızım biz yorgunluk lafını bilmeyiz Yörük kadınının çilesidir bu diye cevap veriyordu.


Hakan ın doğduğunu dördüncü günü göçler sarıldı yolculuk yine sabah erkenden başladı. İç Anadolu topraklarına doğru zorlu ve meşekkatli göçler yaparak yazı yazladılar. Artık havalar soğumuş onuncu aya doğru dönüş hazırlığı başlamıştı. Bu göç, Çukurova ve karaman-Konya dağları, toroslar derken gidiş gelişler yılar yılı sürdü. Neyse ki dağda doğan Hakan, Hasan ve Halil ağabeyleri gibi ölmedi. Büyüdü, yaşı on altıya geldi. Artık ihtiyarlamaya başlayan ana babasına yardımcı oluyordu ki ablası Dudu’nun da Konya köylerinden birine gelin edilmesi ile Gara Mustafa, Güllü Kadın, Hakan… Bu üçlü göçe devam ettiler. Ama şanssız bir durumu vardı. Çünkü Hakan’ın doğumu 1896 yılı idi. Dedesi Süllü Ağa, ablası Dudu’yu ve abisi Hasan’ı 1892 de nüfusa yazdırmış, o öldükten sonra bir daha Gara Mustafa nüfus dairesine hiç gitmemişti. Zaten nüfus dairesinin nerde olduğunu da bilmezdi. Dudu kızın evlilik işleri de alacağı oğlanın köy muhtarı tarafından yürütülmüştü.


Hasan Asker Oluyor…


Bu yıllarda Osmanlı tüm cephelerde savaş yapıyor, dört bir yandan saldıran düşmanlarla savaşmaktan başını kaldıramıyordu. Kendisi var, nüfusu yok Hakan’ı da bir kış günü Hasan abisinin yerine askere çağırıvermişler. Bu Hakan, bu sonra doğdu, Hasan öldü demek Osmanlının memurlarını ikna ya yetmemişti. Esasen on altı yaşında olan Hakan, yirmi iki yaşında olacak olan abisi Hasan’ın nüfus kâğıdını benimsemiş. Kışları onunla babasının emmisi olan, Toy Ali’nin okuttuğu eski Türkçe okuluna gitmiş. Orada birçok bilgiler öğrenmişti. Görkemli ve gösterişli bir Yörük delikanlısıydı. Hakan, artık Hasan olarak yaşıyordu. Yörüklerin içerisinde okuma yazmayı hesabı kitabı bilen nadir kişilerden biriydi. Ana babanın “Bunun daha yaşı gücük, Efendiler, etmeyin yapmayın.. Bu taze, askerlik yapamaz!” demeleri devlet ricalini normal gelmemiş ve mecburen Hakan, Hasan olarak balkan harbine katılmak üzere cepheye gönderilmiş. Boy, kilo normal ve bıyıkları gür olmasına rağmen, babasının makas ile tıraş ederek alnının tam üstünde bıraktığı siyah saç perçemi gözlerine sarkıyor ve daha çocuk olduğunu bununla ifade ediyordu. İki oğlun ölümünden sonra doğan, bin bir zorlukla emek vererek büyüttüğü ve (artık) oğlum diye hitap ederek sevdiği Hakan’ın askere alınması ana Güllü kadın’ı çok üzmüş ve yıpratmış. Onun başına, ayaklarına ve ellerine kına yapmış. Yatağına yatırmış ve gece şöyle dua etmişti. “Hakan’ım Allah yardımcın olsun! Allah Osmanlı’yı ve ordularını daima muzaffer etsin. Bu imparatorluğa zeval vermesin. Ciğerimden kopma yavrum. Vatan toprağı çok kutsaldır. Heç vazifeden yılma! Eğer şehit olursan, bu kınalar seni rabbime ve onun cennetine götürür. Bizlere de orda şefaat edersin. Rabbim bizlere bağışlarda dönersen, sana senin gibi, sana yakışacak, gınalı bir gız alırım. Hadi yavrum güle güle git gel Hakan’ım. Yüce yaradanım hepinizi korusun.” demiş.


Yıllar uzamış, yollar uzamış, harpler uzamış, Hakan balkan harbinde orduda birçok varlıklar göstermiş. Anasına babasına dönemeden kendisini Çanakkale harbinde buluvermiştir. Doğru dürüst okul görmemesine rağmen Osmanlıcayı okuyup yazan ve hesap yapmayı iyi bildiğinden orduda zabitliğe kadar yükselmiş. Çanakkale de de birçok vuruşmalara katıldıktan sonra orduda kalmayı tercih etmiş. 1919 da kurtuluş savaşı’nın başlamasıyla Atatürk’ün ordularına katılıp, kurtuluş savaşında da harplere devam etmiş. 1921’de tam yirmi dört yaşında ama abisinin nüfusuna göre 28 yaşında ana babasına kavuşmak üzere memleketine dönmeye karar verir. Bu sekiz dokuz sene zarfında Hakan, ana babasıyla hiç irtibat kuramamış. Askerlik dönüşü Konya’nın bir köyünde olan abası Dudu’yla ve onun eşi, eniştesi hasan onbaşı ile irtibat kurmuş. Ve o gece abasının dizi dibine oturarak, doğumunda toros dağlarında çekilen çileleri bir kez daha dinleyip içini geçirerek abasına ana babasının sıhhatini sorar. İyi olduklarını duyunca çok sevinir. Bir gün abasıyla beraber eniştesinden izin alarak, baba Gara Mustafa ile anne Güllü Kadın’a sürpriz yapıverirler. Çukurova’daki çadırlarına aniden girerler. Yılların hasretini günlere bölerler ve uzun yıllar sonra ana baba ve Hakan, yöreden uzak kalan çadırın cici ve çilekeş Dudu kızı bolca hasret giderirler. Hasan 24 yaşın verdiği ve harplerin beyninde bıraktığı yorgunluğunu daha üzerinden ana güllü ile abası dudu hemen bir sabah erkenden yiğit hasanın başına çökerler. Daha uyanmadan ana bir taraftan aba bir taraftan haydi Hasanım Allah’ıma çok şükür bu günleri de gösterdi bana ne olur bir evleneceğim deyiver de yüreğim yerine yata goysun ne olur yiğidim der. Hasan bu ne telaş ana dur bakalım biraz gendimize gelelim gap gapıcımı var dediyse de hasanım aban yarın öbürgün giderse ben ne ederim ona bari deyiver kimi istersen. Der kapıyı örtüp çıkar. Hasan ile abası Dudu kalmıştır evde. Hasan bu ne telâşedir aba der? Oda bubam böyle ister gardaşım benim ömrüm yetti gari torun toklu isterim deye anamı zabaha gadar uyutmamış ondandır zahar telaşı anamın. Deyince hadi abaların abası he dedim gözel gızları bir öğreniver bakalım der. Dudu sevinçle dışarı fırlar ve anasına Anaaaa kimde eyi gız var kimi gözünden geçiriyon gardaşım he dedi? Güllü kadın gözüm sarı velinin gızı Sultan da emme yine de sen o değilden eski gız arkadaşlarının bir fikrini alıver bakalım der.


Dudu o gün akşama kadar kapılarda eski gız arkadaşlarında gezer onlardan fikir alır anasının dediği gız köyde tekdir ve onda garar gılarlar. Ana gız önce bir sohbet için sarı velilerin evine gider şöyle o değilden bir ağız yoklaması yaparlar sultan gızın anası makbule ile.  Hasanı çok isteyen gız vardır hele o ekserlik elbisesi hasanı daha bir gözel göstermektedir Yörük gızlarına emme oğlu ekser olduktan ve yaylalara çıkamayan yerleşik düzene pekte alışamayan baba gara Mustafa biraz asabileşmiş herkesle gavga eder olmuş pek sevilen biri değildir emme cefakar vefakar iyilik timsali Güllü gadın köyden ziyade yörede bütün gönülleri fethetmiş sevilen sayılan bir gadındır. Yalnız adet ve töre bu işlerde üstün gelir gadınlardan sonra ilk dünürcülüğü baba yapacaktır saygı bunu gösterir. Babaya söylerler. Baba yanına sözü geçen birkaç köy eşrafı alır bir kere dünür giderler.  Sarı veli gara m ustafa sen son günlerde azıcık tozuttun emme Güllü hanımı başımız üstünde tutarız onun için sizi fazla getirip götürmek benim şanımı yüğseltmez git Güllü bacıyı ve Dudu gızıda getir sözü verelim duamızı edelim deyiverir.


Söylenenler aynen uygulanır ve zaman fazla uzatılmadan diller destan güzel bir Yörük düğünü ile Hasan ve Sultan evlenip dünya evine girerler. Bu sevinçle Dudu kız da Konya’daki evine çocuklarının başına döner askerde çok tecrübeler edinmiş olan Zabit hasan eşi Sultan ve çilekeş ana babasıyla mutlu bir hayat sürer bu mutlu yuvayı ömrünün sonuna kadar çocuklarla süsler saygın bir aile olarak ölürler çocukları ve torunları halen yaşamaktalar ama bu hikayenin dede ve ninelerinin hikayesi olduğunu bilmezler. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine ölenlere rahmet kalanlara da sıhhat ve afiyetler diler saygılar sunarım.