Çok eski bir gelenek: Gırkım

Çok eski bir gelenek: Gırkım

Geçtiğimiz cumartesi Seydişehir-Bostandere’de Yörük şenliği vardı.

Zeki Oğuz

Geçtiğimiz cumartesi Seydişehir-Bostandere’de Yörük şenliği vardı. Elime ulaşan davetiyede şenliği Sarıkeçililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile Bostandere Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği belirtiliyordu. Şenlik yaylada yapılacağı için benim gibi kendi aracı olmayanlar için ulaşım sorunu vardı.

Dernek başkanını arayıp, ulaşımın nasıl sağlanacağını sordum, bir şeyler geveledi sonra bu konularda belediyenin kendilerine yardımcı olmadığından yakınmaya başladı. Ardından belediye başkanını üç sefer aradım. Sorduğum tek soru, Bostandere’den şenlik yerine nasıl ulaşılacağıydı. Bu basit soru belediye başkanına ahret sorusu gibi geldi sanırım. Tek cümlelik yanıt alamadım.

Cumartesi sabahı Bostandere’ye ulaştık. Otostop yapacak, olmadı yürüyecektik. Hele ki ardımızdan gelen araçlar dernek başkanı ve belediye başkanı kadar insafsız çıkmadılar. Daha beldeyi çıkmadan ardımızdan gelen iki araç bizi şenlik yerine ulaştırdı.

İl Kültür ve Turizm Müdürümüz de orada, bir şenlik çadırında oturuyordu.
Şenlik, tam evlere şenlikti.
İl Kültür ve Turizm Müdürümüzün göçerlerle ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu sanmıyorum. Değilse şenlik düzenleyicilerine sorardı, gerçek göçerlerin şenlik yerinde niye olmadıklarını. Şenlikte birkaç kişiden başka göçer yoktu.

Bütün gösteriler, mizansenler uyduruktu.
Pilav kargaşası ramazan aylarında görmeye alıştığımız görüntüler gibiydi.
Davetiyede Pazar günü yapılacağı belirtilen program ise tümüyle iptal edilmişti.

Pazar sabahı programın gerçekleşmeyeceğini öğrenince çantalarımızı sırtlayıp yola düştük. Yaya olarak Bostandere’ye inince ilk işimiz bir kahvenin gölge yanına oturarak çay söylemek oldu. Bizim kızların konuşmalarını duyan kahvecinin annesi yukardan inip geldi. Hal hatır sorduktan sonra anladı ki biz açız. Yukarı çıkıp bir sürü kahvaltılık getirdi. Çaylarımız tazelendi. Kahveci Bahattin Özkan ve annesi Rukiye’ye teşekkür borçluyuz.

Çaylarımızı yudumlarken Ahırlı’nın Çıbıkiçi yaylasında yayla alan Ömer Karadayı aradı. Çarşamba günü kırkım varmış, orda olmamı istiyordu. Bir sorun çıkmazsa mutlaka varacağımı söyledim.

Salı günü Karacakuyu köyüne giden bir dolmuşla bu köye ulaştım. Üç-beş dakika beklemeden Ömer’in babası Veli Karadayı traktörü ile çıkıp geldi. Sözleşmiştik köyden beni almaları için. Obaya vardığımızda Zeynep çadırın içini temizliyordu. Zeynep Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi sınıf öğretmenliği bölümünü bitirmiş. Sözleşmeli olarak G.Antep’te çalışıyormuş.

Yemekte Veli’nin kardeşi İbrahim ile emmioğlusu vardı. İbrahim Karaman’da sarı evlerde oturuyormuş. Bir güvenlik sertifikası edinmiş ama iş bulamamış.

Yemek sonrası çaylarımızı içerken Bostandere şenliğine neden katılmadıklarını sordum. Aldığım yanıt, “orda hiç gerçek Yörük gördün mü?” oldu. Ve üzerine basa basa şunu söyledi Veli’nin kardeşi:
“Hayatı boyunca sırtında bir çocuk gezdirmeyip, şenlikte bez bebek gösterenlerin, hayatı boyunca bir keçi sürüsünün ardına düşmeyip, konuklarına yapma çadır armağan edenlerin ardına düşmeyiz biz.”

Yaptıkları eleştiriler oldukça ağırdı ve şenliği düzenleyen derneğin Yörük kültüründen, Yörüklerin sorunlarından hiç haberi olmadığını belirtiyorlardı.
İnsanoğlunun hayvanları ehlileştirmeye başladığı andan itibaren sürüp gelen bir şey kırkım. Dağ köylerinde sıcaklar bastırmadan koyun sürülerinin yünleri, keçilerin tiftikleri kırkılır. Kırkım günleri başlayınca yün-tiftik tüccarları akın ederlerdi köylere. Adeta ayaklı bir borsa oluşurdu. Bazı yıllar kıyasıya bir rekabet oluşur, en yüksek fiyatı veren alırdı bu ürünleri.

Sabah erkenden kırkım yapılacak yer hazırlanmaya başladı.
İlkin sıkı bir temizlik yapıldı. Ardından büyükçe bir gölgelik yapıldı. Kırkılacak keçilerin bağlanması için kazıklar çakıldı.

Bir yandan da kırkım yapacak davetliler gelmeye başladılar. Yakın akrabalar, komşu obaların erkekleri birer ikişer geldiler. Sabah kahvaltısından sonra da başladı kırkım.

Kırkım işini törensel hale getirmiş göçerler. Kırkımdan önce eşe-dosta haber veriliyor, kırkım günü bildiriliyor. Sabah kahvaltısı için hazırlık yapılıyor. Kahvaltıya oturmadan kimse işe başlamıyor. Sonra kırkıma gelenler sürünün en besili keçilerinden birini seçiyorlar. Keçi işinin ehli bir Yörük tarafından kesiliyor, etin bir kısmı saç kavurma, bir kısmı haşlama olarak pişiriliyor ve iş bittikten sonra çadırda yeniyor.

İlkin yoz davar kırkılıyor. Ardından sağmallar ağıla dolduruluyor. Kadınlar keçilerin sütünü sağıyorlar, erkekler de sağılan keçileri kırkıyorlar.
Kırkım için getirilen keçinin bir ayağı yerdeki kazığa, başı da kazığın tam karşısına gerdirilen bir urgana bağlanıyor ve kısa bir sürede bitiyor kırkım işi.

Yemek sırasında konuştuğumuz tek konu göçerlerin iskânıydı. Bu işi sürdürelim, diyen yoktu aralarında. İskân edilmek istiyorlardı. Ama adil bir iskân olmalıydı bu. Hele Karaman Sarıevler’deki gibi yapacaklarsa hiç yapmasınlar diyorlardı. Sarıevler’de kalanların durumunu bilen bir göçer, ‘orası açık cezaevi gibi’ diyordu.

Akşama doğru, yeniden görüşmek dileğiyle ayrıldım göçer dostlarımdan.