CHP mi oy alamıyor halk mı vermiyor?

CHP mi oy alamıyor halk mı vermiyor?

İyi not aldığında “ben aldım” deyip kötü not aldığı zaman “hoca verdi” diyen öğrenciler gibi, CHP’nin oy alamayışını “seçmenin suçu” olarak görüyor Kılıçdaroğlu.

İbrahim kiras/ Star

İçimizdeki Stockholm

Kemal Kılıçdaroğlu’nun AK Parti’ye oy verenler için Stockholm Sendromu benzetmesi yapması hiç şaşırtıcı değil. Çok partili sisteme geçtiğimiz günden beri halkın oyunu alamadığı için iktidar yüzü görememiş bir partinin kendi durumu için bir açıklama bulması gerekiyor çünkü.

Bazen “bizim seçmen pikniğe gitmişti, pikniğe gitmeyenlerin oylarıyla onlar kazandı” diye bir açıklama bulunuyor.

Bazen “Daha az oy alıyoruz, ama bize oy verenler daha kaliteli vatandaşlar. Profesörün oyuyla çobanın oyu bir sayılırsa olacağı budur” analizi yapılıyor.

En sık başvurulan yorumlardan biri de “halkın dini duygularını istismar ederek oy alıyorlar. Biz bunu yapamadığımız için oy alamıyoruz” şeklinde oluyor...

Son zamanlarda bir de “Vatandaşa kömür dağıtıyorlar. Dağıttıkları kömürün karşılığında oy alıyorlar” demeye başlamışlardı

Stockholm Sendromu benzetmesi yeni bir aşama. Biliyorsunuz, 1970’li yıllarda bir grup solcu militan soymak için girdikleri bankadaki görevlileri birkaç gün boyunca rehin tutarlar. Bu rehin alınan kişiler eylemcilere yakınlık duyarlar. Kurtarma operasyonu yapmak isteyen polise karşı direnirler. Olaydan sonra yargılanan eylemciler için avukat tutarlar vs...

Stockholm Sendromu sözü söz konusu rehinelerin yaşadığı psikolojik durumu ifade etmek için kullanılıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu “mutsuz olmalarına rağmen” AK Parti’ye oy verenleri de işte bu rehinelere benzetmiş. Benzetmede fazlaca bir yaratıcılık yok. Çünkü kısa bir süre önce, hem CHP’li hem de “Dersimli” olması hasebiyle kendisi için de aynı benzetme yapılmıştı.

Diğer yandan CHP kalemşorları aynı benzetmeyi daha az rafine bir dille ve Türkçe’deki kaba bir deyimi hatırlatarak yapmışlardı zaten.

***

İyi not aldığında “ben aldım” deyip kötü not aldığı zaman “hoca verdi” diyen öğrenciler gibi, CHP’nin oy alamayışını “seçmenin suçu” olarak görüyor Kılıçdaroğlu.

Bunun pratik bir anlamı da var. “Parti oy alamıyor” derse genel başkan olarak kendi sorumluluğu veya başarısızlığı gündeme gelecek. “Halk oy vermiyor” deyince sorumluluktan sıyrılmış oluyor.

***

Ama burada üzerinde durulması gereken nokta galiba başka: Kılıçdaroğlu ve arkadaşları gibi düşünen bir kesim AK Parti iktidarında halkın “mutsuz” olması gerektiğini varsayıyor. Çünkü AK Parti sağ bir parti ve tanımı gereği sağ partiler sermayeden yana olurlar; işçiyi, köylüyü, memuru, dar gelirliyi ezen politikalar uygularlar. Yoksul kesimlerin haklarını ise sol korur. Öyleyse sağ partilere oy veren emekçilerde bilinç eksikliği vardır.

(Vaktiyle Marksistlerin “işçiler neden devrim yapmıyor” sorusuna verdikleri cevap da aşağı yukarı bunun aynısıydı.)

Aslında problem AK Parti için uygun görülen şablonun kendisinde. AK Parti sağ bir parti, piyasa yanlısı bir ekonomi anlayışına sahip. Ama bu anlayışın adını “neo-liberal” koymak çok da doğru görünmüyor. Sosyal adaletçi yönü bu kadar vurgulu, bu kadar güçlü olan bir siyasi hareketi böyle tanımlamak ciddi bir hata.

Sağlık başta olmak üzere birçok alanda devlet eliyle uygulanan sosyal politikalar, en başta sosyal demokrat olma iddiasındaki CHP için bir şey ifade ediyor olmalıydı. İktidarın sosyal politikalarına önce “iane ekonomisi” diye karşı çıkıp sonra seçim sürecinde benzer projeleri “vaat” olarak halkın önüne getiren CHP’nin kendisi için gerçek anlamda “sosyal demokrat” bir çizgi arayışı içinde olabileceğini ummuştum. Öyle değilmiş.

CHP’nin yaklaşımı değişmemiş: Halk mutsuz olduğu halde Stockholm sendromuyla hareket edip AK Parti’ye oy veriyormuş!

Aslında sosyal demokrat siyasetin gereklerini yerine getirdiği için CHP’nin siyaset yapma alanını büyük ölçüde daraltan bir partinin iktidarda olmasından kaynaklanıyor mesele.