Çelebi operası neredeydi?

Çelebi operası neredeydi?

Cemal Reşit Rey'in 30 yıldır kayıp "Çelebi" operasının yeniden bulunması Rey'in sanat mirası hakkındaki tartışmaları kızıştırdı.

Cemal Reşit Rey'in 30 yıldır kayıp olduğu sanılan "Çelebi" operasının, öğrencisi Aydın Karlıbel'in çabalarıyla şef partisyonu dahil olmak üzere Ankara Devlet Operası'nda bulunması, Rey'in sanatsal mirası hakkındaki çelişkili bilgileri yeniden gündeme getirdi.

Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses ile birlikte Türk Beşleri arasında yer alan Cemal Reşit Rey, hiç evlenmedi ve yaşamının son günlerini bakıcısı Rıfkı Ergün'ün refakatinde geçirdi. Ölümünden bir süre önce tüm malvarlığını ve eserlerinin telif haklarını Rıfkı Ergün'e; eserlerinin muhafazasını ise kurucusu da olduğu İstanbul Filarmoni Derneği'ne bıraktı. Peki kaybolduğu iddia edilen "Çelebi" operasına ne oldu? İstanbul Filarmoni Derneği Başkanı Panayot Abacı, bu konuda şunları söyledi:
"Cemal Bey, eserlerin tamamını Filarmoni Derneği'ne bıraktı ve o eserler şimdi İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Devlet Opera Orkestrası, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve daha pek çok orkestra ve kuruluşlara dağılmış bulunuyor. Bazıları orijinal, bazıları da fotokopi. İsteyenlere verdik biz. Cemal Bey'in kayıp eseri yok, hepsi bulundu. Çelebi operası nasıl oldu da kayıptı, bilemiyorum. Çok sene evvel Suna Korat'ın da söyleyeceği bir konser için eserin son perdesini istedik. Ankara Devlet Opera Balesi bize üç perdeyi de gönderdi. Biz de konserden sonra onlara geri gönderdik. Hem İstanbul hem Ankara postanelerinden bizim eseri Ankara'ya gönderdiğimize, onların da Opera'ya teslim ettiklerine dair kanıtlar mevcut. Meğer kütüphaneye kaldırılmış. Şaşırdığım nokta, üç çuval dolusu bir eser bu, tek partisyon değil ki! Nasıl bulunamamış?"

Abacı, Rey'in kayıp eseri olmadığını söylüyor ama besteci Yalçın Tura ayrı görüşte değil: Eserlerin sahipliği ihtilaflı bir konu ve büyük bir kısmı kayıp. Sanatsal mirasa nasıl saygı gösterilecek? Vefatından sonra evde ne var ne yoksa, mirasçısı hükmündeki Rıfkı Bey hepsini sattı. Muazzam bir kütüphanesi vardı, yüzlerce-binlerce nota vardı o kütüphanede; nereye gittikleri belli değil. Bizzat kanuni mirasçısı olan zat, bu eserlerin değerini bilmedi ve dağılmasına sebep oldu." Tura, başka bir noktaya daha işaret ediyor: Türkiye'de çoksesli müziğin bu hale gelmesinin baş sorumlusu vaktiyle Ankara'da her istediğini yaptırma gücüne sahip olan Adnan Saygun, Ulvi Cemal ve Necil Kazım'ın hem birbirlerini hem de başkalarını kıskanmalarıdır. Bu adamlar Türkiye'de ne bir müzik edisyonu ne de doğru dürüst bir müzisyenler birliği kurdu.

Cemal Reşit Rey'in yasal vârisi Rıfkı Ergün ise, elinde bulunan eserleri korumanın zor bir iş olduğunu, bu nedenle eski Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile görüştüklerini, fakat sonuç alamadıklarını söylüyor: Erkan Mumcu'nun bakanlığı sırasında Cemal Reşit Rey'in elyazmalarını ve telif haklarını Kültür ve Turizm Bakanlığı'na satmak istedim ama almadılar. Bu eserler itina istiyor; bakılacak, ilaçlanacak vs. Bunları yapma imkânım yok.