Bu Toprakların Hikayesi
Çıkılır da o yörede toprağınızdan bir parçasını alıp yerleşen, acılı, sevinçli günümüzde çevremizde dolanıp duran, daha ne kadar mahremiyetinize sokulacağını bilemediğiniz bir yabancıyı düşünün.
Öyle güzel, öyle muhteşem bir ülke yaşıyoruz ki ayağımızın izinin olmadığı bir karış toprak parçası kalmasın istiyorum. Lakin parça parça satılıyor topraklarımız. Kurtuluş Savaşı'nda süngü zoruyla kovaladıklarımız bugün paralarıyla satın alıyorlar. Üçbeş kuruş uğruna gidiyor Aşık Veysel'in kara toprağı. Yazar Orhan Özkaya'nın tespitlerine göre, ülkemizde toprak satın olma hakkında sahip 76 ülke var. Yabancıların Ege bölgemizde aldıkları mülk bir milyon dekarı geçiyor.
Türk-İş, atatürkçü Derneği ve Konya Çalı Kültür Sanat dergisinin düzenledikleri ve konuşmacı olarak Prof. Dr. Alparslan Işıklı ile Orhan Özkaya'nın katılacakları "Türkiye-ABD ve AB İlişkileri, genişletilmiş Ortadoğu Pojesi (BOP) "Yabancıların Türkiye'de Toprak Yağması" konulu konferans bugün saat 13'te Esnaf Sanatkarlar Odaları Birliği Salonu'nda yapılacak.
Bölge duyarlı bir konuda umarım sizlerde aramızda olursunuz dileğiyle, objektifimize yansıyan topraklarımızın hikayesini, üç beş kareyle de olsa anlatmak istiyorum size.
1
Çatalhöyük: Yaklaşık dokuz bin yıllık bir tarih. Çumra'nın 20 km güneyinde. Damlardan girilen küçücük evlerde yaşamışlar. Karadağ'ın lav püskürttüğü dönemleri görmüş olmalılar ki evlerinin duvarlarını resmetmişler. Kazıdan çıkan iki Çatalhöyük'lü iskeleti öyle çok şey düşündürüyor ki, insana. Bu insanlar dokuz bin yol önce yaşadılar. Steplerde avladılar. Yabani hayattan korkup kapısız evlerde yaşadılar. Arkeoloji Müzesinde bir çocuk mumyası var, Çatalhöyük'lü. Kolundaki bir dizi boncuk en katı yürekli bir insanı bile duygulandırır.
2
Başarakavak. Erozyona uğramış bu tepelerin arasında cennet gibi vadiler var. Başakavaklılar vadi tabanlarındaki bereketli topraklarda, doyumsuz tatlar içeren meyveler sebzeler yetiştiriyorlar. Üçpınarlar yaylasındaki pınarların çevresindeki çayırlıklarda koyun keç sürüleri otluyor. Oralarda hangi yayla evine varsanız bir bardak ayran içmeden bırakmazlar.
3
Küpesinde ekmek bitmiş. Yaylası ekmek bekler, harmanda çalışan ekmek bekler. Hamur yoğrulur, bezeler açılır, közde iyice ısınan tandırın duvarlarına bezeler vurulur. Sıcak ekmeğin kokusu bütün mahalleyi sarar. Yolunuz oradan geçerde uzattıkları sıcacık ekmeği almazsanız gücendirirsiniz onları. Ekmek vermekle de kalmazla, onca işi bırakıp küpesine koşarlar ve bir sahan yağ getirirler. Doyamazsınız. Tadı yıllarca damağınızda kalır.
4
Belki bin yıldır böyle bu. Eşeğinin sırtına palaz vurmuş azık heybesini üzerine atmış sürüsünü yayladan sağıma getiriyor. Eşinin hazırladığı sarımsaklı saç böreğini yer yemez çerkesinin altına kepeneğini serip, ikindiye kadar uyuyacak. Eşeğin sırtında kepeneğin bir ucu görünüyor.
5
Sürü sıcak bastırmadan suvada gelmiş yatmış. Kıl keçisini sağıyor kadın. Sağdığı ürünün pek azını kendine ayırabilecek. Yaz boyunca aldığı peyniri, yağı, yoğurdu bastırılada saklayıp, güzün, horantanın kışlık ihtiyaçları için satacak.
6
Bir uçtan patlamış bahar. Güz ekinleri yeşermeye başlamış, meşeler göveriyor artık. Fırsat buldukça avar ekilecek yerleri de sürüp hazırlamak gerekiyor. Bulamaya, Gilisra, Detse beldeleri birbirine paralel vadilerdeki yerleşim yerleri. Bu bereketli topraklardan binlerce yıldır süregelen ve son sekizyüz yıldır bizim damgamızı vurduğumuz bir yaşam biçimi. Kavakların arasından, Alisamas Dağından inen kar suları akıyor. Yaz-kış hiç kesilmeyen bu su bereket saçıyor vadi tabınındaki topraklara.
7
Harman kaldırılmış, bahçeler bozulmuş, küpevleri dolmuş sıra düğünlere, derneklere gelmiştir. Allılar, güllüler giyilir, çıkılıp ortaya.
... Çıkılır da o yörede toprağınızdan bir parçasını alıp yerleşen, acılı, sevinçli günümüzde çevremizde dolanıp duran, daha ne kadar mahremiyetinize sokulacağını bilemediğiniz bir yabancıyı düşünün. Ol hikaye Filistin topraklarında böyle başlamadı mıydı?