Bit pazarı can çekişiyor
Bir zamanlar Konya’nın alışveriş kültüründe önemli bir yer tutan ve halk arasında ‘Bit Pazarı’ olarak bilinen Kapı Camii kıblesindeki Yılanlı Medrese esnafının sıkıntılarını dinledik
Bir zamanlar Konya’nın alışveriş kültüründe önemli bir yer tutan ve halk arasında ‘Bit Pazarı’ olarak bilinen Kapı Camii kıblesindeki Yılanlı Medrese esnafının sıkıntılarını dinledik. Pazar esnafı, büyük alışveriş merkezlerinin açılmasıyla birlikte pazardaki alışverişin bitme noktasına geldiğini kaydetti.
Mehmet abi hem işini yapıyor, hem de sorularımıza cevap veriyor. Dükkanda tezgahtarla müşteri arasındaki diyaloga dikkat ediyorum. Fiyatı yüksek bulan nine tezgahtara çıkışıyor: “Nö’rün len? Düş aşşaaaa biraz.” Tezgahtar cevap veriyor: “Valla bir şey öö’rmem. Fiyatı o.”
Murat GÜZEL
Tarihi Konya çarşısının önemli mekanlarından, halk arasında bilinen ismiyle “Bit Pazarı”, esnafın verdiği isimle “Yılanlı Medrese Hazır Elbiseciler ve Çeyizciler Çarşısı” can çekişiyor. Elli yılı aşkın süredir pazarda ticaret yaptıklarını belirten esnaf, işlerinin artık kesatlaştığını belirtiyor. Kimisi Çumra’nın, kimisi Akören’in, kimisi Bozkır’ın köylerinden gelmiş. Konuştuğumuz esnaf ağırlıklı olarak Akkiseli.
Pazarda bulunan dükkanların bir çoğunun kepenkleri kapalı. Esnafın bir kısmı işlerini oğullarına bırakarak emekliliğin uzlet köşesine çekilmiş, oğullar ise Konya ve havalisindeki köy ve ilçelerde haftanın çeşitli günlerinde düzenlenen pazarlarda ekmeklerini taştan çıkarma kavgasını sürdürüyor.
Pazarda ticarete devam eden bazı esnaf ise, “Bu bizim mesleğimiz. Bundan başka bildiğimiz bir iş yok. Bu yaştan sonra öğrenecek de değiliz. Ne yapalım? Ekmek kavgası, bu mesleği sürdürüyoruz” şeklinde konuşuyorlar. İşlerin kesat olmasına rağmen bütün pazar esnafı yine de hallerine şükretmekten uzak durmuyor. Sadullah abi gibi bazı pazar esnafı fotoğraf çektirmekten uzak durmasına karşın, bize çay ısmarlamayı ihmal etmiyor. İşler hakkında konuşmak da istemiyor Sadullah abi. “Çok şükür” diyor, “İdare ediyoruz. Ya bir işim olmasaydı ne yapardım?” kaygısı hakim belli ki.
İşlerin niye kesat gittiğini sorduğumuz, 1952 yılından beri aynı dükkanda eski elbisecilik mesleğini icra eden “Şapkacı” lakaplı 72 yaşındaki Necati Faydalı ise daha açık sözlü: “Şimdi piyasada naylon türü çok. Bunlar ucuz satılıyor. Eski elbise alınacağına bu tür naylon şeyler alıyorlar. Eskiye rağbet yok. Artık hiç kimse battal beden, Avrupa işi falan sormuyor” diyor. Faydalı, Çumra’ya bağlı Dinek’te doğmuş. Uluırmaklı olduğunu hassaten belirtiyor, fakat “Ama artık Fatih Işıklar’da oturuyoruz” demeyi de ihmal etmiyor.
Mesleğe şapka dikmekle başladığı için lakabının “Şapkacı” olarak kaldığını vurguluyor Faydalı: “Eskiden kasket dikerdik. Kaskete rağbet kalmayınca eski elbiseciliğe döndük.” Pazarda unutamadığı bir hatıra olup olmadığını sorduğumuzda ise yüzü buruluyor. Verdiği cevap memnuniyetsizliğini ifade etmeye yetiyor: “Yok öyle bir hatıra. Memnun değilim. Kaldık buralarda.”
Bit pazarının bulunduğu mekan Selçuklular döneminde Yılanlıoğlu Medresesi olarak Konya’ya uzun yüzyıllar hizmet vermiş. Medresenin mekanının kullanımı pek değişmemiş. Sadece medrese öğrencilerinin kaldığı bazı hücre tarzı odalar, yüzyıllar sonra, Cumhuriyetle birlikte dükkana dönüşmüş, zaman içinde de dükkanlar ya birleşmiş ya da bölünmüş. 1949 doğumlu olan, önceden Bozkır’a şimdilerde Ahırlı’ya bağlı Akkise kasabasından Konya’ya gelen Celal Akıncı bu duruma dikkat çekiyor ve buranın imardan geçirilip iş merkezi olması gerektiğini vurguluyor: “Çok katlı bir yer olmasını istemiyoruz” diyor, “En azından şu eski püskü, döküntü görünümden kurtarılsa yeter.” Celal abiye dükkanı babasından kalmış anlaşılan. Biraz tereddütlü de olsa 1952’den beri bu işi sürdürdüğünü söylüyor çünkü. 1980’de dükkanında çıkan yangında pazardaki 4 dükkanın yandığını kötü bir anı olarak naklediyor.
Akıncı, müstamel elbiseye artık halkın ilgi göstermediğinden yakınıyor: “Benim dükkanım iki yönlü olunca biraz idare ediyorum. Sadece pazara değil, pazarın yanından geçen yola da bakıyor dükkan. Öyle olmasa siftah bile edeceğimiz yok. Saat 11. Pazara giren bir Allah’ın kulu var mı, bir bak hele. İki çeyizci dükkanı var pazarda. Onlara gelen olursa oluyor. Bazen de ‘iş elbisesi’ olarak kullanmak üzere eski elbise soran oluyor. O yüzden artık biz de hazır elbise satıyoruz.”
86 yaşındaki Ali Arlı amcaya yaklaşıyorum. “Kerim’in oğlu” olduğumu, hatıra niyetine bir fotoğrafını çekeceğimi söylüyorum. Gözlüklerini alnına doğru kaldırıyor, yüzü hafif aydınlanıyor, sonra tekrar eski haline dönüyor. Elli sekiz senedir aynı dükkanda eski elbisecilik yapıyor, eski ayakkabı alıp satıyor Ali Arlı. Yaşından beklenmeyecek bir dinçliğe sahip hâlâ ama. Fazla konuşmuyor, o da Akkiseli. Hayatın zorluklarına dayanmış sert tabiatı ve yüzündeki ifade söyleşimiz esnasında hiç değişmiyor.
Son olarak, pazardaki iki çeyizciden biri olan Mehmet Altunay’a (54) uğruyorum. Pazarın başka bir Akkiseli esnafı Mehmet abi. 36 senedir çeyizcilik yapıyor. Genelde köylere ve kırsala yönelik çalıştığını söylüyor. Pazarın kurtulmasının imar planının değişmesiyle mümkün olduğunu belirtiyor. Fakat bunun kısa vadede gerçekleşmesinin zor olduğunu da ekliyor. Bu yöndeki girişimlerinin pazar mekanının SİT alanı olduğunu öğrenmeleriyle akamete uğradığını kaydediyor.
Mehmet abinin oğlu Rıfat da katılıyor babasına. Piyasaların durgunluğundan yakınıyor o da. Fiyat düşüşlerinin satışları da düşürdüğünü, gelen müşterilerin bir şey alamadan geri döndüklerini söylüyor: İşsizlik diz boyu, gelen ağlıyor giden ağlıyor.
Mehmet abi hem işini yapıyor bir yandan hem de sorularımıza cevap veriyor. Dükkanda tezgahtarla müşteri arasındaki diyaloga dikkat ediyorum. Fiyatı yüksek bulan nine tezgahtara çıkışıyor: “Nö’rün len? Düş aşşaaaa biraz.” Tezgahtar cevap veriyor: “Valla bir şey öörmem. Fiyatı o.”
Bu pazarlık usulünün de Konya piyasalarından yavaş yavaş çekildiğini, yerini kredi kartlarının, pos makinelerinin pazarlık kabul etmez sesine bıraktığını görmenin hüznü çöküyor üstüme. Uğradığım dükkanlarda içtiğim çayların buruk tadı ve bu “hoş sohbet” insanların her şeye rağmen hayata olumlu bakma yönünde sürdürdükleri mücadele unutulacak gibi değil.
Kimi dükkanların kepenkleri sanki akıp giden zamanın yüzüne indirilmiş. Hafızamda pazarın orta yerindeki çeşmenin hizasına çekilen ip üstünde voleybol oynanan Ramazan gecelerini canlandırmaya çalışıyorum. Müşterilerle esnafın çatır çatır pazarlık ettiği, oğulların babalarının yanında ticareti öğrenip hayata atıldığı, birbirleriyle kavga edip küsüştükleri, barışıp gazoz ısmarladıkları zamanların kanı çekilmiş. Geride sadece birkaç kara kuru hatıranın izi kalmış. Her şey o kadar eski, her şey o kadar geleneksel…
Artık bu geleneksel alışverişin müşterisi bile yok. Bu alışverişin satıcısı konumunda olanlar da bu dünyadan tek tek el ayak çekiyorlar. Görünen o ki, Konya’da geleneğin kendisi yavaş yavaş “kesatlaşıyor.”