“Birlikte yaşama kültürleri”
Konya Sivil Toplum Kuruluşları’nın öncülüğünde her yıl farklı bir şehirde düzenlenen “Ufuk Turu Toplantıları”nın altıncısı 15-19 Mayıs 2009 tarihleri arasında Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde gerçekleştirildi.
Konya Sivil Toplum Kuruluşları’nın öncülüğünde her yıl farklı bir şehirde düzenlenen “Ufuk Turu Toplantıları”nın altıncısı 15-19 Mayıs 2009 tarihleri arasında Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde gerçekleştirildi. Ülkemizin önemli kaplıca merkezlerinden biri olan Kozaklı’da bulunan Divaibis Termal Otel’de gerçekleştirilen toplantılara Konya’nın yanı sıra Samsun, Van, Ankara, İstanbul, Mardin, Kayseri, Karaman gibi farklı şehirden çok sayıda akademisyen ve yüzü aşkın sivil toplum kuruluşunun temsilcileri katıldı. Her yıl farklı bir meselenin masaya yatırıldığı gelenekselleşen “Ufuk Turu Toplantıları”nın bu yılki ana teması “Birlikte Yaşama Kültürleri”ydi. Dört gün boyunca devam eden toplantılarda ülkemizde barış, huzur ve uyum içerisinde yaşayabilmenin yolları tartışıldı. Toplantılar 16 Mayıs günü Latif Selvi’nin yaptığı açılış konuşması ile başladı.
I. OTURUM: “BİRLİKTE YAŞAMANIN İLKELERİ”
Açılış konuşmasından sonra “Ufuk Turu Toplantıları”nın ilk oturumu olan “Birlikte Yaşamanın İlkeleri” konulu oturuma geçildi. Yasal, siyasal ve sosyal çerçevenin ele alındığı oturuma Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fükültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç başkanlık yaptı.
Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük – Yasal Zemin ve Anayasa:
Anayasal demokrasi sivil iradeyi esas olarak kabul eder. Anayasal demokrasilerde birey serbest olarak kendi hayatını kurar. Devlet bireyi şekillendirici eğilimlerde ve yönlendirmelerde bulunmaz. Gerçek demokrasilerde toplumsal mühendislik yoluyla toplumun şekillendirilmesi söz konusu değildir. Anayasal demokrasilerde bireyler kendi kendini inşa eder. Devlet bireyleri manipüle etmez. Devletle birey çatışması olmaz. Devlet adaleti sağlar. Çatışmanın olmadığı yerde diyalog olur. Laiklik ülkemizde yanlış yorumlandığı için anayasanın demokratik devlet ilkesiyle bağdaşmaz. Laiklik bir arada yaşamayı sağlayacağı yerde çatışmaya sebep olmaktadır. Gerçek laiklik birlikte yaşamanın teminatıdır.
Prof. Dr. Bünyamin Duran – Dini Çerçeve ve İttihadı İslam:
Biz Müslümanlara göre Allah’ın yanında din İslam’dır. Onlarda kilisenin dışında kurtuluş yoktur diyor. Öyleyse kimin dediği olacak? Kuran-ı Kerim’in iki üslubu var. Bir ayet Allah’ın razı olduğu tek din İslam’dır. Başka bir ayet biz sizi çeşitli özellikte farklı topluluklar olarak yarattık diyor. İçe dönük din, dışa dönük dil… Kuran’a uymayan, inanmayan necata eremez. Bu kendi aramızda konuşacağımız dil. Ortak alanda ise senin dinin sana, benim dinim bana diyeceğiz. Dışa dönük dilde çoğulcu olacağız. Bediüzzaman ehl-i kitaba “Ey kâfir” demeyiniz diyor. Kâfir denilebilir ama bir köre aşağılayıcı bir şekilde ey kör denilemeyeceği gibi kâfirlere de ey kâfir denilemez. Onlarla ilişkilerimiz vardır. Alış veriş yaparız, evleniriz.
Harun Tokak – Diyalog Çağrıları ve Sonuçları:
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu “Koskoca Anadolu’ya sığmayan bizler küçücük bir hücreye sığdık” diyordu. Biz yıllarca diyalogu savunduk. Bir şeyi yazmak daha kolay fakat icra etmek daha zor. 1998 yılından buyana düzenlenen Abant Toplantıları’na ülkemizin çok seçkin insanları katıldı. Bu toplantılarda sonuç bildirisinden öte bir “Abant Ruhu” doğdu. Zorda olsa farklı düşünen insanların bir arada yaşayabileceği görüşü kabul görmeye başladı. Son toplantı Erbil’de yapıldı. Erbil’e ayak basan üniformasız 100 Türk aydınının buradaki oluşturduğu sinerjiden üreyen gücün, 700 bin üniformalı personele sahip TSK’nın Kandil Dağı üzerindeki etkisinden çok daha etkili olduğunu yerinde gözlemledik”.
II. OTURUM: “İSLAM TARİHİNDEN BİRLİKTE YAŞAMANIN İLK ÖRNEKLERİ”
Oturumun başkanlığını Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdullah Özbek yaptı.
Doç. Dr. Ahmet Özel – Birlikte Yaşamanın İslami Temelleri:
Müslümanlar 15 asırlık İslam tarihi boyunca kendi inançlarını paylaşmayan diğer topluluklarla birlikte yaşaya gelmiştir. Batıdaki müsamaha yeni bir tecrübedir. Özellikle dinin vicdan meselesi olarak algılanması ve dine sadece bu açıdan bakmaları, sosyal hayata dahil etmemeleri nasıl bir sonuç doğuracak? Müslüman toplumları var eden temel, bilgi ve değerlerle ilgili olmalıdır. Vahyin son halkası İslam’dır. İslamiyete göre hakikatte tek din vardır. Bu dinin adı da İslam’dır. Bütün insanlar prensip olarak masum yaratılmışlardır. İnsan ancak işlediği bir suç sebebiyle yargılanır ve öldürülebilir. İman ve küfrün mükâfatı ya da cezası ahiretle alakalıdır. Bir Müslüman gayrimüslimleri gündelik ilişkilerde dost edinebilir.
Prof. Dr. Şerafettin Gölcük – Medine Vesikası:
Peygamberimiz bütün çareleri denedikten sonra Medine’ye göç etti. Medine’de Müslümanlar kendi düzenlerini tesis ettiler. Peygamberimiz hicretten iki yıl sonra bir nüfus sayımı yaptırdı. Sayıma göre Medine’de 1500 Müslüman yaşıyordu. 52 maddelik “Medine Vesikası” Müslümanların ilk toplumsal sözleşmesidir. Bunun içinde mali hükümler, idari hükümler, dini hükümler vardır. Medine Vesikası’na göre ortak düşmana karşı Müslümanlarla Yahudilerin ortak hareket edeceği yazılıdır fakat Yahudiler buna ihanet ediyor ve Kureyşlilerle işbirliği yapıyorlar. Medine Vesikası’nda “ümmet” kelimesi geçer. Peygamber Efendimiz Medine’de muhacir ile ensarı kardeş yaptı. Bizim için birlikte yaşamak hiçbir zaman sorun olmamıştır.
Prof. Dr. Ahmet Önkal – Medine ve Dört Halife Dönemi:
Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiği zaman orada üç yoğun kitleyle karşılaştı. Müslümanlar, Yahudiler ve Arap müşrikler. Allah Resulü bir nüfus sayımı yaptırdı. 10 bin kişinin yaşadığı Medine’de 1500 Müslüman vardı. 4500 Yahudi, 4000 de müşrik vardı. Az sayıda da Hıristiyan ve Mecusiler vardı. Peygamberimiz din, dil ve ırkları farklı olan bir şehirde bir toplum inşa etmek için ilk olarak 186 muhacir ile 186 ensar ailesini kardeş kıldı. Arap toplum yapısı kabile ve aşiret yapısına bağlı bir birliktelikti. İslam’ın ilk anayasası olan Medine Vesikası’nın birinci maddesi çok dikkat çekicidir. “Mekkeli Müslümanlar, Medineli Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler bir ümmettir. Bunlar İslam devletinin birer ferdidir.”
III. OTURUM: “BİRLİKTE YAŞAMA KONUSUNDA TÜRKİYE”
Oturum başkanlığını Fatih Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Çaha yaptı.
Roni Margulies – Farklı İnançlar Açısından Birlikte Yaşama:
Kendimi biraz garip hissediyorum. Yahudi olduğum için değil. Sosyalist oldum ama muhafazakâr bir dinleyici kitlesine bu rakamda ilk defa konuşuyorum. Bir iyi bir de kötü haberim var sizlere. Kötü haber; Türkiye’de 1923’den beri birlikte yaşamak zordur. Türkiye’de iki bin Rum, 20 bin bin Yahudi, 40 bin Ermeni yaşıyor. Hepsi 80 bin civarındadır. Bunların diğerleri niye gitmişler? Cumhuriyet azınlıklara karşı farklı bir politika uygulamıştır. Türk olmayıp Müslüman olan azınlıklar (Kürtler) ile Türk olmayıp Müslüman olmayan azınlıklara karşı farklı bir politika uygulanmıştır. İlk zamanlarda Kürt yoktur tezi vardı. 1990’larda bu bitti. İyi haber; Bu durumdan kurtulabileceğimiz bir sürece başladık.
Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı – Farklı Mezhepler Açısından Birlikte Yaşama:
Aleviler başlarına gelenlerden devlete yakın olan sunnilerin sorumlu olduğunu düşünüyorlar. Aleviler içerisinde bir birinden farklı düşünen gruplar bulunuyor. Bir grup biz Müslümanız sizin gibi değiliz, bir grup biz Müslümanız bunu siz kanıtlayın, bir grup biz Müslümanız bir gün Türkiye toplumu bunu kabul edecek, bir grup ise biz Müslüman filan değiliz bizi siz etkilemişsiniz, bize bir yer açın ve bizi kabul edin diyorlar. Alevilerin öne çıkardıkları şeyler fazlasıyla ideolojik şeylerdir. ülkemizde 6 milyon, bazılarına göre ise 25 milyon alevi bulunmaktadır. Diyanetin alevi klasikleri muhteşem bir çalışmadır. İstisnasız tüm alevi grupları bu kitaplara karşı çıktılar. Devletin Alevileri İslamlaştırmaya çalıştığını iddia ettiler.
Prof. Dr. Şaban Çalış:
Alevilerin devletin ne yapmak istediği şüphesine aleviler kadar katılıyorum. Neticenin ne olacağını tahmin etmek mümkün değildir. Çare millettedir. İsmet İnönü bir konuşma yapar. Savaş yıllarıdır. Son bölümünde şu devlet sizin düşmanınız, bu azınlıklar sizin düşmanınız der ve sesini biraz kısarak bilesiniz ki bu millet sizin düşmanınızdır der. Türkiye’de birlikte yaşama konusunda bir takım gerilim noktalarının var. Kendi içinden çıktığım kalabalıklar adına söylersem en büyük sorun kalabalıkların yani Sünnilerin sorunudur. Ben daha bu ülkede ne olacak bu Sünnilerin hali diye bir toplantı düzenlendiğini hatırlamıyorum. Alevilere özgürlük tanımayanların ne kadar Sünni ilkelerine bağlı olduklarını söyleyebiliriz?
IV. OTURUM: “BATIDA BİRLİKTE YAŞAMA ÖRNEKLERİ”
Oturum başkanlığını Sakarya Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi’nden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Erol Kozak yaptı.
Doç. Dr. Ahmet Nuri Yurdusev – Avrupa Birliği Tecrübesi:
Birlikte yaşamanın çok basit bir formülü insanların birbirini tanımasıdır. Ortak noktalarınız yoksa zaten birlikte yaşama imkânınız yoktur. AB’nin yaptığı da budur. Birlikte yaşamaktan kasıt barış içinde hür olarak yaşamaktır. I. ve II Dünya Savaşlarında 60 milyon insan ve Almanya’da ise 5 milyon Yahudi öldü. AB İslam’la barışık olmadığı için kısmen başarısızdır. Özellikle Fransa ve Almanya’nın tutumu başarısızlığın nedenlerinden biridir. AB kendi tarihiyle yüzleşmediği için de başarısızdır. Fransa’da kaç Müslüman olduğunu bilemezsiniz çünkü Fransa’da ne olursa olsun herkes Fransız vatandaşıdır. Böyle bir araştırma yapmak bile mümkün değildir. Bu da Avrupa’nın başarısızlığının nedenlerinden biridir.
Prof. Dr. Yasin Aktay – Amerika Birleşik Devletleri Tecrübesi:
ABD’nin kirli bir tarihi vardır. Amerika anayasasında din ile devlet arasındaki ilişki düzenlenmiştir. Bu toplumsal barış için alınan en önemli önlemlerden biridir. Kongre her hangi bir dinin lehine veya aleyhine olacak bir yasa tesis edemez. Utah eyaletinde yaşayan Mormonlar çok farlı bir kapalı toplum özelliğine sahiptirler. Sigara ve içki içmezler. ABD çok kültürlülük gerçeğinin zirve mekânıdır. Dünyanın her tarafından gelen insanlardan oluşur. ABD’nin kimseye ait olmadığı gerçeğiyle yeşil kart ile her yıl binlerce insan ABD’ye getirilir. Bunlar uzun vadede tek kültür potasında eritilir. Hiçbir topluluğa ayrı bir statü tanınmaz. Buna rağmen orada oluşan Çin mahalleri gibi gettolar bir sorun alanı olarak görülüyor.
Dr. Ertan Özensel – Kanada Tecrübesi:
Salata ve mikser örneği Amerika ile Kanada’yı birbirinden ayıran bir olgudur. Amerika ve Kanada her ikisi de bir göçmen ülkesidir. Kanada için salata kâsesi örneği verilir. Orada her unsuru kendine has tadıyla ve rengiyle bulabilirsiniz. Kişi başına düşen milli geliri de oldukça yüksektir. Kanada’da “Gücümüz sahip olduğumuz farklılıklardır” sloganı Kanada’nın resmi sloganıdır. Kanada’da çok kültürlülüğün asıl büyüsü vatandaşlık bilincidir. Kanadalıların en sevmedikleri soru nerelisin sorusudur. Çok kültürlülük dediğimiz şey kekin üzerindeki krema gibidir. Bütün bunlara rağmen Fransızların bulunduğu Québec bölgesi sorunları da vardır. Bu bölgede yaşayan insanlar kesinlikle İngilizce konuşmazlar.
V. OTURUM: “TARİHİMİZDEN BİRLİKTE YAŞAMANIN ÖRNEKLERİ”
Oturumun başkanlığını ODTÜ İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İhsan Dağı yaptı.
Doç. Dr. Mustafa Demirci – Endülüs Tecrübesi:
Müslümanlar 711 yılında Endülüs’e ayakbastılar. Yahudiler asimilasyonla karşı karşıya kaldıkları için Müslümanları davet ediyorlar. Yahudiler tarihin en rahat dönemini yaşıyorlar. 756’da Endülüs Emevi devleti kuruldu ve 992 yılından zayıflamaya başladı. 711 yılından 12. yüzyıla kadar süren barış ortamı bozuldu. Yahudiler ise iki tarafı da idare ettiler. 1492 yılında Granada Emirliği düştü. 1500 yılında ilk defa başörtüsü yasaklandı, oruç tutmaları engellendi, domuz eti yemeye zorlandılar. Müslümanlar açısından dünya tarihinin en dramatik yılları burada yaşandı. Tarihte İspanyollar en katil millettir. Yahudileri, çingeneleri, Müslümanları katlettiler, zulmettiler. İslam dünyasında en çok kitap yakılan coğrafya Endülüs’tür.
Prof. Dr. Mikail Bayram – Selçuklu Dönemi:
Selçuklu döneminde Rum ve Ermeni çocuklarını yetiştirmek amacıyla Gulamhaneler kuruldu. Burada yetiştirilen çocuklar ileride devlet yönetimine getirildiler. Anadolu fethedilmeden önce Anadolu’da Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Kürtler ve Gürcüler yaşıyordu. Çok uluslu bir yapıya sahip olan bölgede Selçuklular iktidar olabilmek için bir takım formüller arıyorlar. Vilayetlerin etnik yapısına göre özel yöneticiler tayin ediyorlar. O bölgeler uygun devlet adamları görevlendiriyorlar. Bu dönemde Anadolu boydan boya kervansaraylarla donatıldı. Böylelikle Anadolu’da canlı bir ekonomik hayat oluşması sağlanmıştır. Kayseri ili Pınarbaşı ilçesi Pazarören mevkiinde “Yabanlu Pazarı” denilen bir yer tesis edilmiştir.
Mustafa Armağan – Osmanlı Dönemi:
Farklılıklar Osmanlı’da çok büyük bir yer kaplıyordu. Dünya değişti, insanlar değişti, yine de Osmanlı 20. yüzyıla kadar Osmanlı olarak kaldı. Selanik piskoposu Orhan Gazi tarafından misafir ediliyor ve Onun konuşmalarına, hal ve tavırlarına bakılıyor ki bu insan çok değerli biridir. Gazi ilim adamlarını topluyor ve piskoposun da katıldığı bir sohbet yapıyorlar. Orhan Gazi Piskopos’a farklı bir şey söylüyor: “Biz sizin peygamberinizi kabul ediyoruz siz neden bizim peygamberimizi kabul etmiyorsunuz?” Palamas dinden çıkma tehlikesi olduğu için Hıristiyanlık’ta bir esneklik bulunmadığını söylüyor. Bu Türkler Hıristiyanlığa çok yakın şeyler düşünüyorlar galiba giderek bunlar Hıristiyanlaşacaklar diye bir öngörüde bulunuyor.
VI. OTURUM: “SONUÇ BİLDİRGESİ”
Bu yıl ki Ufuk Turu Toplantıları 19 Mayıs 2009 tarihinde saat 10.30 da yapılan kapanış oturumuyla sona erdi. Kapanış oturumunda Konya Sivil Toplum Platformu başkanı Latif Selvi tarafından sonuç bildirgesi okundu.
Bu yıl altıncısını düzenlediğimiz Ufuk Turu Toplantısı 15–19 Mayıs 2009 tarihleri arasında Kozaklı Diva İbis Otel’de gerçekleştirilmiştir. Konya STK'ların öncülüğünde yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda akademisyen ve yüzü aşkın sivil toplum kuruluşunun temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda ‘Birlikte Yaşama Kültürü’ tartışılmıştır.
Beş Oturum ve özel Sohbetler halinde gerçekleştirilen toplantılara birlikte yaşama kültürünün yasal, siyasal ve toplumsal ilkeleri ele alınarak başlanmıştır. Bu çerçevede bugüne kadar hazırlanan anayasaların yetersizliğine temas edilerek toplumun gerçeklerini ve taleplerini dikkate alan geniş katılımlı sivil bir anayasanın gerekliliği hassasiyetle vurgulanmıştır. Bu bağlamda, toplumsal hayatın temel dinamiklerinden birisi olan dini çerçeveye ve bu çerçevenin sağlamış olduğu diyalog imkânlarına atıfta bulunularak hem nazari hem de pratik anlamda toplumda var olan ortak yaşama zemininin önemine dikkat çekilmiştir.
Birlikte yaşamanın İslami temellerinin ve örneklerinin Hz. Peygamber ve Hulefa-i Raşidin dönemindeki uygulamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuş, bu örneklerin günümüz ve insanımız açısından birlikte yaşama kültürünün sağlam temeller üzerinde yeniden inşasının imkânları üzerinde durulmuştur. Değişik köken, din ve inançtaki insanların asgari müşterekler ve insani değerler etrafında birbirlerini tanıyarak, birlikte yaşamasının Temel Kaynaklarla desteklenmesinin imkânları ortaya konulmuştur. Uygulamadaki problemleri orijinal metin ve kaynaklar ışığında yeniden değerlendirme ve çözmenin mümkün olduğu anlaşılmıştır.
Birlikte yaşama kültürü konusunda İslami temel kaynaklarla paralellik arz eden tarihsel tecrübeler konusunda Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı örnekleri dikkatle analiz edilmiş, Birlikte Yaşamanın tarihi örneklerinden hareketle günümüzde karşılaşılan problemlerin çözüm yollarının yine bizatihi toplumumuzun tarihsel imkânlarında mevcut olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tarihsel tecrübeler toplumumuzun bugün karşı karşıya olduğu problemlerin rahatlıkla üstesinden gelebileceğini göstermektedir.
Öte yandan, birlikte yaşama kültürünün insani boyutları dikkate alınarak dünyadaki ve özellikle Batıdaki örnekleri de değerlendirilmiş, bu bağlamda Avrupa Birliği, ABD ve Kanada tecrübelerinden alınacak negatif ve pozitif dersler ortaya konulmuştur. Birlikte yaşama kültürünün yeniden inşa sürecinde bu tecrübelerden yararlanma imkânları araştırılmış, dengeli bir model ortaya koymanın hiç de kolay olmadığı tespitinde bulunulmuştur.
Türkiye özelinde yapılan tartışmalarda ise; ülkemizde yaşayan insanların birlikte barış ve uyum içinde hayatlarını sürdürmek için muhtaç olduğu toplumsal, kültürel, dini ve tarihi tecrübelere sahip olduğu; ancak çok-kültürlü, çok-uluslu ve çok-dinli bir devletten ‘ulus devlet oluşturma’ projesinin Birlikte Yaşama zeminini temellerinden sarstığı ifade edilmiştir. Sarsılan bu zeminin yeniden tesisinin de ancak toplumun gerçeklerine ve değerlerine saygı göstererek, evrensel insan hak ve özgürlükleri temelinde bir toplumsal, siyasal ve hukuksal yapının oluşmasına bağlı olduğu sonucuna varılmıştır.
Sorunların çözümü için yeniden ve acilen toplumsal bir sözleşmeye ihtiyaç vardır. Anayasa değişikliği tartışmalarının bu zeminde ele alınmasının zarureti ortadadır. Bu tartışmaların ülkemizdeki barış içinde birlikte yaşama çabalarına katkıda bulunması temennisiyle. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.



Yazı: Ahmet KUŞ / Fotoğraflar: İbrahim DIVARCI