Bilinmeyen kanlı MİT operasyonu

Bilinmeyen kanlı MİT operasyonu

Yıl 1977. Sol, Ankara'daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde yuvalanmış, tamamen ele geçirmişti. Operasyon kararı verildi ve MİT harekete geçti. Sonrası ise tam bir felaket..

Takvim gazetesi yazarı Emin Pazarcı, son bir haftadır tartışmaların odağındaki MİT'in 1997'deki bilinmeyen kanlı ODTÜ operasyonunu kaleme aldı...

İşe çok sayıda kişinin hayatı kaybettiği öğrenci-işçi çatışmasının arkasındaki güçler:

Bilinmeyen kanlı MİT operasyonu

Hep, MİT'in bu gününü tartışıyoruz; son gelişmelere bakıp yorumlar yapıyor, kararlar veriyoruz. Oysa, sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için düne de dönüp bakmak gerekiyor. MİT nasıl bir kuruluştu, neler yapardı, ne tür operasyonların içinde bulunurdu?
İşte size düne ait ve bilinmeyen bir MİT operasyonu:
Yıl 1977'ydi. Sol, Ankara'daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde yuvalanmış, tamamen ele geçirmişti. Devlet, bir operasyon düzenlemeye karar verdi. ODTÜ'deki bu öğrenci hâkimiyetinin, üniversiteye alınacak işçilerle dengelenmesi kararlaştırıldı.
Operasyonun başında MİT Komünist Masası vardı. 1977 Yılı'nın bahar aylarında harekete geçildi. Önce, üniversitenin Genel Sekreterliğine A. V. Günaydın getirildi.
Günaydın, aynı zamanda MİT Komünist Masası'nın da şefiydi. Ayrıca, ilginç bir geçmişi vardı. Daha önce Aliağa, Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir-Çelik işletmelerinde de aynı görevlerde bulunmuştu.
Oralar da yasa dışı sol örgütlerin hâkim olduğu devlete ait tesislerdi.
Amaç bu tesisleri işgalden kurtarmaktı!
Ancak, maşa varken devlet elini ateşin içine sokmadı. O dönemde MİT'in izlediği taktik solu sağa, sağı da sola vurdurmaktı!
ODTÜ için de Ülkücü İşçiler Derneği devreye sokuldu. Tatil döneminde üniversiteye 300 civarında ülkücü işçi yerleştirildi. Hepsi de mücadeleci, gözünü budaktan sakınmayan Anadolu çocukları arasından seçildi.
Yapacakları görevin tanımı açıktı. Hem çalışacak, evlerine para götürecek, hem de ODTÜ'yü komünistlerden temizleyeceklerdi!
Dönemin şartlarına bakıldığında, onlar için bundan daha iyi bir iş de olamazdı!
Bu arada üniversitedeki üst düzey idari görevlere K.K gibi MİT'e çalışan elemanlar yerleştirildi. Ayrıca, işçilerin arasına da bolca MİT muhbiri serpiştirildi. İlginçtir, o dönemdeki Ülkücü İşçiler Derneği'nin Genel Sekreterlik görevinde bulunan isim bile aslında MİT'e çalışıyordu. O kişinin MİT'le iç içe olduğu Marmara Depremi'nde ortaya çıktı. Çünkü, depreme Yalova'daki MİT lojmanında yakalandı.
Sanıldı ki, üniversiteye alınan işçilerle ODTÜ'ye çeki-düzen verilecek. Ancak öyle olmadı, MİT'in bu operasyonu tam bir fiyasko ile sonuçlandı. Üniversitenin açılması ve öğrencilerin gelmesiyle birlikte her şey eskiye döndü.
Eğitimsiz, Anadolu'dan gelmiş 300 işçi, terör konusunda uzmanlaşmış öğrenciler karşısında hiçbir varlık gösteremedi. Öğrenciler, kısa süre içinde hâkimiyetlerini tescil ettiler.
Hasan Hüseyin Sanlı, Muhittin Canlıer isimli mühendislerle Remzi Kütükçü adlı işçi, Bahçelievler'de kurulan pusuda hayatını kaybetti. Ankara'nın çeşitli bölgelerinde başka işçiler de öldürüldü.
Nihayet, işçiler üniversiteye polis ve asker koruması altında gidip gelir oldular. Sonunda da Rektörlük Binası'nda sıkışıp kaldılar. Artık bu operasyonu devam ettirmek imkânsız hale gelmişti.
Aralık ayı başında büyük ve kanlı bir olay yaşandı. İşçileri Rektörlük Binası'na sıkıştıran öğrenciler, dışarıda gösteri yapıyorlardı. O sırada binanın tepesinden üzerlerine bomba ve mermiler yağmaya başladı. Dışarıda kan gövdeyi götürdü. Ölenler, kolu bacağı kopanlar ve yaralananlar oldu.
Olayın ardından işçiler toplanıp Beytepe'deki Jandarma Tesisleri'ne götürüldü. Jandarma ve MİT elemanları tarafından sorguya çekildi. İçlerinden bazıları tutuklansa da kısa sürede serbest bırakıldı.
Çünkü, o olayı işçiler yapmamıştı. ODTÜ'de öğrencilerin üzerine bomba yağdıranların kim olduğu da bu güne kadar ortaya çıkmadı!

* * *
O dönemde MİT'in başında askerler vardı.
ODTÜ'deki olayların benzeri, Türkiye'nin dört bir yanında yaşandı. Arkasında MİT'in olduğu operasyonların büyük bölümünde kan döküldü.
Faillerinin hiç biri de yakalanmadı!
MİT, 1980 ve 1990'lı yıllarda da çok iyi sınavlar vermedi. Yurt dışına gönderilen elamanların eğlence hayatına dalıp, gazetelerden raporlar derlediği iddiaları ayyuka çıktı. MİT adı hep faili meçhul cinayetlerle anıldı.
Son dönemde ise, o MİT eski hastalıklardan kurtarılmaya ve dönüştürülmeye çalışılıyor.
Bugün başında da sivil bir Müsteşar var.
Biz ise, dün olmadığı kadar MİT'i tartışıyoruz.
Şimdi herkese soruyor ve üzerinde düşünülmesini istiyorum: Acaba neden?
Son günlerde ortaya çıkan tabloda ve yaşadıklarımızda bir sakatlık yok mu?