Beypazarı'nda Geçmişe Yolculuk
Beypazarı’na ilk yolculuğu 1967 yılında yapmıştım. Daha doğrusu Nallıhan’da bizim köylüler tuğla ocağında çalışıyorlardı.
Zeki OĞUZ
Beypazarı’na ilk yolculuğu 1967 yılında yapmıştım. Daha doğrusu Nallıhan’da bizim köylüler tuğla ocağında çalışıyorlardı. Ben de o ocaklardan birinde çalışmaya gidiyordum. Beypazarı’ndan geçerken eski evleri görünce otobüsten inmiş, ilçeyi gezmiş, akşama doğru Nallıhan’a geçmiştim.
Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin “Yazılacak çok şeyimiz var” adı altında düzenlediği gezilerin sonuncusunu Beypazarı’na yaptık. Sabırsızlıkla beklediğim bir geziydi bu ve beklediğime değdi. Otuz gazeteci, yazar, şair ve arkadaş dolu dolu bir gün yaşadık. Bize böyle bir güzelliği yaşamamız için olanak sağlayan Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu’na ve şubeye her zaman elinden gelen yardımı yapan KOSKİ Genel Müdürü Ahmet Sorgun’a teşekkür borçluyuz. Bu arada otobanda bile kilometre ibresini 80’den yukarı çıkarmayan, yolculara hiç güler yüz göstermeyen Konya Seyahatin şoförüne ne demeli bilmiyorum.
Kadınhanı-Polatlı üzerinden ulaştık Beypazarı’na. Sarı ve grinin tonlarından oluşan renkleriyle dümdüz bir bozkırda yaptık yolculuğu. Dört saat süren yolculuk boyunca gazeteci arkadaşım, şair Ahmet Aka ile Toroslar’ı yadettik. O her köşesinde bir sürpriz saklı Toroslar’ı.
Saat 12’de Cırcırların konağında kahvaltıya oturunca bütün yorgunluğumuzu unutmuştuk. Şair İbrahim Demirci ile kızları da Ankara’dan gelip Beypazarı’nda bize katılmışlardı. Yöresel yemekleri tatmak ve asırlık bir Beypazarı evinde kalmak isteyenlere Cırcırların konağını ve ikindi yemeğini yediğimiz yine asırlık Taş Mektebi öneririm.
Kahvaltıdan sonra Karakoca maden suyu tesislerini gezmeye gittik. Oradaki yetkilinin verdiği bilgiye göre tesislerde saatte 200 bin şişe dolum yapılabiliyormuş. 2200 metre derinde bir fay hattından fışkıran maden suyunu akşam İnözü çayına bırakıyorlarmış. Bu yüzden İnözü vadisinde yetişen sebze ve meyvelerin tadı bir başka oluyormuş.
İlçeyi gezmeye başlamadan önce Hıdırlık Tepesi’ne çıkıp bütün ilçeyi seyrettik. Bir yanımızda eski Beypazarı vardı bir yanımızda yenisi. Yani asırlık konakları, güzelliğiyle eski, beton yığınlarıyla yeni ilçe.
Gezide ilk durak yerlerimizden biri olan Halk Eğitim Merkezi’nde çeşitli kurslar açılıyormuş. Ankara keçisi tiftiğinden dokunan sof üretimi geliştirilmeye çalışılıyormuş. Dokumalarda kök boyalar kullanılıyor. Gümüş işlemeciliği, takı ve telkari üretimi de hayli yoğun. Teknik Bilimler Yüksek Okulu’nda da kuyumculuk ve takı tasarım bölümü var.
İlçede son yıllarda turizme yönelik yatırımlar hızlandırılmış ve bunun sonuçlarını almaya da başlamışlar. İlçeye gelen turist sayısı 200 bini aşmış. Yaklaşık beş yüz ev ve 30 sokakta restorasyon çalışmaları yapılmış. Tarihi Alaeddin Sokak tamamen turizme yönelik. Burada ilçe kadınları yaptıkları el işlerini, ilçeye özel meyve ve sebzeleri satıyorlar.
Hafız Mehmet Nurettin Karaoğuz’un Ankara İl Özel İdare Müdürlüğü’ne hibe ettiği tarihi konak 1997 yılında müze haline getirilmiş. Müzede tarihi ve etnografik eserler sergileniyor.
Beypazarı Ankara’ya 100 km uzakta, 40 bin nüfuslu bir ilçe. Eski Ankara-İstanbul yolu üzerinde. En eski adı Lagania. Kaya Doruğu Ülkesi anlamına geliyor. Özellikle Roma döneminde İstanbul Bağdat arasında önemli bir yol üzerindeymiş. Selçuklu sultanı Kayı boyuna bu bölgeyi yurt olarak verir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman beyin dedesi Gündüzalp’ın mezarı da Hırkatepe köyünde bulunuyor.
Restorasyonlarla tarih yeniden canlanmış Beypazarı’nda. Sokaklarda gezerken yüzlerce yıl öncesini yaşıyor gibi olursunuz. Konaklar iki üç katlı. Cumbalı ve guşgana dedikleri bir bölüm var çatıda. Binaların en üstünde bir bölümü yarım bırakıyorlarmış. Bunun anlamı Allah’a kısa bir mesaj iletmekmiş. Dünyada daha yapacak işlerimiz var, dermiş gibi…
Tarhana, yaprak dolması, bici, güveç, 80 katlı baklava, höşmerim, havuç lokumu ilçenin en önemli yiyecekleri. Özellikle baklava tadılmaya değer.
İnözü vadisi, Eğriova yaylası, Kirmir çayı, Tekke yaylası kamp ve doğa yürüyüşleri için bulunmaz yerler. Özellikle meraklılarına bir haber. Dünyanın en yırtıcı kuşu olan kara akbabalar Beypazarı’nın Kapaklı ve Karlık ormanlık alanlarında yaşıyorlarmış.
AKP Kadın Kolları Başkanı Fatma Ünver Yazarlar Birliği etkinliklerini hiç kaçırmayan biri. Beypazarı gezimize de katıldı. dönüş yolumuz Ankara-Kulu üzeriydi. Kulu Belediye Başkanı Ahmet Yıldız ve AKP İlçe Başkanı Ali Küçük gecenin onbirine kadar bizi beklemişler. Kulu’da yediğimiz gece yemeği sırasında Belediye Başkanı A. Yıldız bizi çok sevindiren haberler verdi. Bunları bir başka hafta Kulu’yu anlatırken yazacağım size. O gece yemeği ve Olof Palme Parkı’nda içtiğimiz çay unutulur gibi değildi doğrusu.
Son bir not…
Yapı olarak protokolü sevmeyen bir insanım ama kimi zaman bazı incelikler bekliyor insan. Kulu Belediye Başkanı Ahmet Yıldız ve AKP İlçe Başkanı gecenin bir vaktine kadar bizi beklemişler sağolsunlar. Buna karşılık ilçesine ta Konya’dan 30 yazar-şair-gazeteci gelen Beypazarı Belediye Başkanı’nın yüzünü göremediğimiz gibi bizi karşılaması için bir temsilcisini bile göndermemişti. Buna rağmen ikramları için teşekkür borçluyuz.