Başörtüsüne özgürlük talep ettiler
Konya İnanç Özgürlükleri Platformu üyeleri 89. kez Kalayıpark’ta bir araya geleerk başörtüsüne özgürlük talep ettiler.
Hak ve özgürlüklere müdahalenin sınır tanımadığının ifade edildiği ve platform adına hazırlanan basın bildirisini Bayram Vanlı okudu. Bildiride sağlık kuruluşlarında meydana gelen başörtüsü ve çarşaf skandalları kınandı.
Bildiride ayrıca şu ifadelere yer verildi: Hak ve özgürlüklere müdahale, hiçbir şekilde sınır tanımıyor artık. Muz cumhuriyetlerinde gerçekleştiğinde “Olur böyle şeyler. Orası diktatörlükle yönetiliyor. Baskı ve zorbalık toplumun doğasına işlemiş” dediğimiz olaylar ülkemizde yaşanıyor. Saf kalplilikle bir yerlerde duracağı tahmin edilen zulüm, bütün sınırları aşarak, hayatın kendisini de değersiz görüyor. İdeolojik dayatma, insan sağlığını da hiçe sayıyor. Sağlık kuruluşlarında meydana gelen başörtüsü ve çarşaf skandalları, dayatmanın hiçbir sınır tanımayacağını ortaya koyuyor. Evet, dayatma doğası itibariyle karşı olduğu şeylere hiçbir hayat hakkı tanımayacaktır. Onu yok edinceye kadar bütün sınırları aşacak; bütün hadleri çiğneyecektir. Zorbalığın da bir sınırı olduğuna inanalar, saflığın ve gafletin en ucunda durmaktadırlar.Adı baskılarla, dayatmalarla, örtüye ve islami kimliğe düşmanlıkla özdeş hale gelen; ideolojik ve putlaşmış kavramlar ardına sığınarak, Müslümanlara ve İslami kimliğe hıncını her ortamda gündeme getiren bir bayanın ölümü, onun dini merasimle defnedilmesi ve ardından gelen rahmet tartışmaları, baskının ve dayatmanın boyutunun nereye kadar ulaştığını ibretamiz bir şekilde ortaya koymaktadır. Kime dua edeceğimizi, kime rahmet dileyeceğimizi de onlar belirliyor. Onların dine ve inanca saldırma hakları baki, bizim onlara dua etmemiz zorunluymuş gibi sanki. Svat vadisi operasyonları, birkaç açıdan değerlendirilmesi gereken bir olaydır. Öncelikle; Müslümanların sessizliği, bu katliamları yapan ülkenin Amerika olmasından mı kaynaklanıyor? Ülkemizin NATO ittifakına dahil olması, ülkemiz Müslümanlarının suskunluğunun sebebi midir acaba? Ya da “Biz ancak akredite tepkiler veririz, devlet ve hükümet büyüklerinden bir işaret almadıkça söz söylemeyiz” mi diyorlar? Yoksa onlar kendilerini ve hassasiyetlerini, hükümetlerin reel politiğine endekslemiş aydınlar mı? Onbinlerin kanı reel politiğe galip gelemeyecek mi? Ne zaman vicdanları, hükümetin sesinin önüne geçecek? Yeni bir yüz, yeni bir anlayış olarak lanse edilen Obama’nın, derisinin renginden başka hiçbir alanda farklı olmadığı, Amerikan emperyalizminin siyah yüzü olarak sahnede bulunduğu, geçen zamanda ve Pakistan olaylarında perçinlenmiştir. Müslümanların kanını dökme hususunda sınır tanımayan Amerika, konseptini Müslüman kanı üzerine inşa etmiş ve topraklarımızı işgale devam etmektedir. Svat olayları, Pakistan işgaline yönelik ilk adımlardır. Ne gariptir ki bu işgalci Amerika, bazı Müslümanlarca medeniyetin merkezi sayılmakta ve onların bu hunharca katliamlarına ya göz kapanmakta ya da alkış tutulmaktadır.
Konya sivil toplum örgütlerinin, altıncısını organize ettiği, Ufuk Turu Toplantıları’nda bu seneki konu: “Birlikte yaşamak” idi. Bu toplantılarda, birlikte yaşamanın bir zorunluluk olduğu ısrarla vurgulanırken, reel hayatta her türlü birlikte yaşamaya mani olan işgallerden, katliamlardan, soykırımlardan bahsedilmemesi, birlikte yaşamanın önündeki en büyük engel olan bu durumun hiçbir şekilde gündeme dahi getirilmemesi, akıllarda “Ne oluyor? Nereye sürükleniyoruz?” sorularını oluşturmuştur. Temennimiz bu tepkisizliğin ve vurdumduymazlığın sadece akademik kaygılardan ve konuların daha önceden belirlenmiş olmasından kaynaklanıyor olmasıdır. Yine de hiçbir özel durum bu tepkisizliğin mazereti olmamalıdır. Davet diyaloga, Müslümanların izzeti birlikte yaşama taleplerine, mahkûm edilmemelidir. Ferit Hepokur-Memleket
