Aynalar...

Aynalar...

Tarım Bakanı ya da bakmayanı diyelim bilemiyorum, zenginlik ve refah seviyemiz arttığı için et fiyatlarının arttığını söylemiş...

Zeki Oğuz

Tarım Bakanı ya da bakmayanı diyelim bilemiyorum, zenginlik ve refah seviyemiz arttığı için et fiyatlarının arttığını söylemiş. Kocaman bir bakan yalan söyleyecek değil ya herhalde doğrudur. O sözlerin doğru olabileceğini geçtiğimiz cuma günü yaşadığım bir olayla anladım ben. İstanbul’dan birileri gelecekmiş, onlardan biride Karadağı çok merak ediyormuş. Bir fotoğrafçı arkadaştan kendilerini o bölgeye götürmelerini istemişler. Arkadaşım da yolları pek bilemediği için işi bana havale etmiş. Hayır deme huyum pek olmadığı için kabul ettim. Kabul etmemin bir nedeni de oradaki dostlarımı yeniden görmek ve okuma düşkünü olan Oğuzhan’a söz verdiğim gibi son kitabım Miço’yu götürmekti.

Cuma sabahı düştük yola, Binbir kilise bölgesini gezmek için. Harabeleri dolaştık, Oğuzhan’ın annesi Zeynep’e verdim kitabı. Musa dayı ile biraz lafladık. Musa dayı sekiz on keçisi ile yaşamaya çalışan açlık sınırında biri. Bu halinden şikayetçi değil. Yaşadığı yerlerin havasının, suyunun güzelliğinden, doğasının sessizliğinden bahsediyor. Her sözünün arkasından çay için, sofra hazırlayım, diyor ama gezginlerin o ikramları kabul etmeye niyetleri yok.

Sonra volkan çukurunda yaban atlarını görebileceğimiz bir yere çıkıyoruz. Atlar volkan çukurunda sakin sakin otluyorlar. Öğleden sonra Madenşehri gezdiriyorum gezginlere. Zamanda epey geçmiş, arabada yiyecek bir şeyler var mı? Diye, soruyorum sıkıla sıkıla. Rehberim ama onların konuğu olunca azığımı almamıştım.

Dönüş yolunda bir yemek planı yapıyorlar. Filan yerde tandır kebabı, filan yerde etliekmek yeriz, diye. Lokantalar arası gezginlik başlayacak şehre dönünce. Zenginlik böyle bir şey olmalı, diye düşünüyorum yolboyu. Bir yandan Musa dayı geliyor aklıma. Hayatın binbir çilesi çökmüş yüzünü görüyorum.

İlkin tandır kebabı yemek için bir kebabçıya giriyoruz. Etliekmeğe yer kalsın, diye sadece kebaplardan tadıyorlar. Ekmekler kalıyor olduğu gibi. Kalan her parça bir Musa dayıyı doyurur. Onları uğurluyorum etliekmek yemeye. Tarım bakmayanı herhalde sadece böylelerini gördüğü için o lafı etmiştir, diye düşünüyorum. Dağın tepesinde yaşayan Musa dayıyı ya da asgari ücretle kıt kanaat yaşam savaşı veren insanı nerden görecek.

Bazı deyimlerimiz atasözlerimiz vardır, bu sözler toplumun aynası gibidir. Ayna karşısındakini aynen gösterir, yalanı yoktur. Örneğin “abazın kazı gibi yutmak” diye bir deyim vardır. Kimileri abazın kazı gibi yutarlar. Ya da deveyi hamuduyla götürürler. Böyleleri çok var içimizde. Namus ehli, yani deveyi hamuduyla götüremeyenler ne yaparlar, ne olacak kara kara düşünürler. Bozkır’ın bir beldesinden bir fotoğraf karesi hala gözlerimin önünde. Atatürk büstünün altında “ Köylü milletin efendisidir” yazıyor. Yazının önünde ise efendi elini çenesine dayamış kara kara düşünüyor.
Yıllar önce orduevinin yakınında bir fotoğraf çekmiştim.

Yaşlı bir kadın dileniyordu, çevreden insanlar umarsızca geçip gidiyorlardı. Siyah beyaz o kare başka şeyler getirdi aklıma. Çoğunuz görmüşsünüzdür caddelerde, sokaklarda küçük kağıt parçaları uçuşuyor. Üzerlerinde isimler, telefon numaraları filan. Aslında yuvarlanmakta olduğumuz uçuruma dair çok şeyler anlatıyor o isimler, telefon numaraları. Yüksek yüksek makamları işgal edenlerimiz bunu kendilerine dert ediyorlar mı acaba?

Benim tanıdığım insanların çoğu kurbandan kurbana et yüzü görebiliyorlar. Onu da kurban kesen komşusu verirse. Yetiştirdiği üç-beş kilo soğanı, domatesi, tereyi kadınlar pazarının önünde satıpta evinin geçimine katkıda bulunmaya çalışan garip kadınım nerden görecek eti tavuğu. Bizim işgüzar zabıtalar ne yazık ki onları da ağlatıyorlar. Bir Pazar sabahı eski garaja giderken gördüm o kadınların nasıl ağlatıldıklarını. Ellerinde ne varsa toplamış zabıta, kadınları da yaka paça kovalıyorlar. İnsanlığımdan utandım o hallerini görünce. Zabıtalar savaş kazanmış asker edasıyla bağırıyorlardı onlara.
Tarım bakanının sözleri tokat gibi geliyor insana ama günlük o kadar çok tokat yiyoruz ki onunkinin izi bile kalmıyor.