Arkeoloji üzerine üç kitap
Şehrimiz tarihi miras bakımından gerçekten çok şanslı şehirlerden biri. Ne tarafa gitseniz karşınıza tarihten bir kalıntı çıkıyor. Çatalhüyük’ten başlayarak gelip geçmiş onlarca medeniyetin izleri var şehrimizde.
Şehrimiz tarihi miras bakımından gerçekten çok şanslı şehirlerden biri. Ne tarafa gitseniz karşınıza tarihten bir kalıntı çıkıyor. Çatalhüyük’ten başlayarak gelip geçmiş onlarca medeniyetin izleri var şehrimizde.
Ne zaman Beyşehir’e yolum düşse ilkin Eşrefoğlu Camii’nin o muhteşem görüntülerini çeker ondan sonra sahile inerim gün batımını çekmeye. Eflatunpınar tâ Hititler’den selam getirir. Yine Hititler’den kalma Fasıllar köyündeki kaya anıtı, bu anıtın karşısında yer alan kaya mezarları ve kabartma anıtlar binlerce yıl öncesine götürür bizi.
Kurucuova’nın, Yeşildağ’ın her tarafı Selçuklu’nun izleriyle doludur. Ünlü Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın yazlık sarayı Kubadabad bütün dökülmüşlüğüne rağmen, yılların ihtişamını hissettirir.
Bolat Deresi’nde bir Bizans savaşçısını geyik avlarken görebilirsiniz. Göksu’nun buz gibi sularında sulanan güzelim geyiğin savaşçının önünden can havliyle kaçışı yüreğinizi ürpertir. Yine Bolat yaylasında Toroslar’ın tepesinde asırlık ardıç ağaçlarının arasında bir tiyatro kalıntısı çıkar karşınıza.
Bozkır Ulupınar köyünün doğusunda bütün Toroslar’a hakim bir durumda olan Zengibar Kalesi hâlâ çevresindeki köyleri, beldeleri koruyor gibidir. Binlerce yıllık tarihin içinde yürürken, binlerce yıl öncesinin yaşanmışlıkları gelir gözlerinizin önüne. Ne savaşlar gördüler, acıları, sevinçleri yaşadılar. Kimbilir belki günümüz insanlarından daha zengindi onlar. Çünkü İsauralı korsanlar sahilde yağmaladıkları her şeyi o bölgeye getiriyorlardı. Belki bu yüzden Asarlık köyünün bağları arasındaki bir sarnıcın duvarına resmedilen hatun, öyle keyifle yan gelip yatmış, sarnıcın içindeki suya bakıyor. Söyleyen köylülerin yalancısıyım. Sarnıçtan ne kadar su çekilirse çekilsin suyun seviyesi düşmüyormuş. Bir de bu köydeki asırlık camiye yanar içim. Ne vakıflar restore ediyor, ne de restore edilmesine izin veriliyor.Öylece kaderine terk edilmiş. Köyün yaşlılarının anlattıklarına göre camide bulunan el yazması kitaplar, halılar, kilimler hep yağmalanmış. Hiçbirinin akıbeti belli değil. Rahmetli eğitimci İbrahim Gündüz’ün kitaplarından az çok biliyordum Karapınar’daki Karacadağ’ı. Geçtiğimiz yaz gidip görünce anladım kimi zaman bir şeyi anlatmak için sözcüklerin yetmeyebileceğini. Zirvelerin ortasındaki Ovacık yaylasından gürül gürül bir hayat akıp gidiyordu. Çobanlar, sürüler, yaylacılar, yaban atları, mantar toplayan köylüler. Ovacık yaylasının çevresindeki bütün zirvelerde birer kale kalıntısı vardı. Dağın eteklerinde bulunan yer altı şehirleri yeni yeni gün yüzüne çıkıyordu.
Bir yere ilk kez gideceğimde o yerle ilgili bilgi edinmeye varsa yöre ile ilgili kitapları bulmaya çalışırım. Bir geziye böyle başladığımda gezinin verimli olabileceğine inanırım.
Geçtiğimiz hafta yeni kurulan Arkeoloji Derneği’ni ziyaret ettiğimde genç arkeolog arkadaşım Osman Doğanay üç değerli kitap armağan etti. Dünyalar benim oldu. Gezdiğim, gördüğüm, büyük bölümünü de fotoğrafladığım yerlerin arkeoloji tarihiyle karşılaşmak heyecanlandırmıştı beni.
Osman Doğanay, Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ni bitirmiş. Halen bu bölümde doktora yapan, genç ve mesleğine olağanüstü bir tutkuyla bağlı olan bir arkeolog. Özellikle Sarıveliler ve Ermenek çevresini adım adım tarayarak bu bölgedeki antik kalıntıların envanterini çıkarmış.
“Ermenek ve Yakın Çevresindeki Antik Yerleşim Birimleri” Osman Doğanay’ın kendi çalışması. Diğer iki kitabı ise arkadaşları Güngör Karauğuz ve Halil İbrahim Kunt ile birlikte çalışmışlar.
Doğanay kitabının girişinde Ermenek ve yakın çevresinin fiziki durumunu anlattıktan sonra yörenin tarihini vermiş ve 127 fotoğrafla kalıntıları belgelemiş.
“Lykaonia Bölgesi Kaya Mezarları” ortak bir kitap ve Küçük Muhsine köyü yakınlarında bulunan kaya mezarlarının tarihi, çizim ve fotoğrafları bulunuyor. Bu kitabı gördükten sonra birkaç yıl önce gezmeye gittiğim Keçimusla’da ne çok şey kaçırdığımı anladım. Çünkü köyde gezerken köylüler bahsetmemişlerdi bu kalıntılardan.
Her iki kitabı da Çizgi Kitabevi yayımlamış. Yazarları olduğu kadar kitabevini de kutlamak gerekiyor, şehir kültürüne böylesi değerli eserleri kazandırdığı için.
Göktepe eski adıyla Fariske, defalarca gittiğim, adım adım gezdiğim beldelerimizden biri.Yukarıda isimlerini andığım üç arkadaşın hazırladıkları kitabın adı “İsaura Bölgesinde Bir Kale Kent: PHARAKS (Fariske)” Yazarlar bu kitapta da bölgenin coğrafi ve tarihi bilgilerini, sonra yüzü aşkın çizim ve fotoğrafla yörenin binlerce yıllık tarihini belgelemişler.
Bu üç kitap ve benzer yayınlar benim için çok önemli. Çünkü çevremizdeki binlerce tarihi eser, zamanın ve insanların insafına terkedilmiş durumda. Bunların bir çoğunu birkaç yıl sonra göremeyebiliriz. Yalnız bu fotoğraflar, belge ve kanıt olarak kalacak. Bizim insanımız ibret almaz ama ben yine de örnek vereceğim. Antalya’dan Kayseri’ye onlarca Selçuklu hanı var. Bunların hepsi zamanın ve insanlarımızın insafına terkedilmiş durumda. İnsanlarımız define var, diye bu hanların duvarlarını bile yıkıyorlar. En yakın iki örnek: Zazadın ve Kızılören Hanları. Uzatmaya gerek var mı?
Bazı dostlar ve yazar arkadaşlar Anadolu’nun uzak geçmişinden söz edince kızıyorlar. İyi de bu bize kalan bir miras, neden inkar edelim?! Bu binlerce yıllık mirası biz de gelecek kuşaklara miras bırakacağız, bu sınırsız iletişim çağında onlar da bizi inkar ederse söyleyecek sözümüz olur mu?!