Akşener, İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu: (1)

Akşener, İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu: (1)

"Soçi Mutabakatı'na uymayan Rusya ve Esad oldu, görüşme talep eden biz olduk. Askerimizi şehit eden Rusya ve Esad oldu, Putin’in ayağına giden biz olduk. Moskova’da kazanan Rusya ve Esad oldu, geri adım atan biz olduk"- "Libya'daki şehitlerimiz üzerinden, FETÖ'cüleri sevindirecek operasyonlara imza atıyorlar. Libya'da şehit olan istihbaratçımızın cenazesini bahane edip, FETÖ'nün ilk hedefi olmuş gazetecileri yeniden hapse gönderiyorlar"

TBMM (AA) - İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, "Soçi Mutabakatı'na uymayan Rusya ve Esad oldu, görüşme talep eden biz olduk. Askerimizi şehit eden Rusya ve Esad oldu, Putin’in ayağına giden biz olduk. Moskova’da kazanan Rusya ve Esad oldu, geri adım atan biz olduk." dedi.

Akşener, partisinin Meclis Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlayarak konuşmasına başlayan Akşener, "Maalesef son zamanlarda Türkiye'de kadın olmak iyice zorlaştı. Türklerde kadın, toplumun direğidir. Türklerde kadın, töredir, öğretendir, kadını da erkeği de yetiştirendir. Türklerde kadın, akıldır, sağ duyudur, toplumsal hafızadır. Türklerde kadın, devlettir." diye konuştu.

Akşener, Türk devletlerinin kadını baş tacı yaptığı zaman yükseldiğini, kadının değerini bilmediğinde de yıkıldığını, geleceğin mutlu, zengin ve güçlü Türkiye'sinin ancak Türk kadınının yükselmesi ile mümkün olabileceğini söyledi. İdlib saldırısında şehit olan askerleri anımsatan Akşener, Türkiye'nin acı bir haftayı geride bıraktığını ancak yaşananlardan ders alınmadığını savundu. Akşener, şöyle konuştu:

"Bu süreçte ümit ettik ki yaşanan felaketlerden ders çıkarılsın. Ümit ettik ki ortak akıl devreye girsin, devleti yönetenler akıllarını başlarına alsın. Ümit ettik ki yönettikleri devletin kendi şirketleri olmadığını, Türk milletinin devleti olduğunu hatırlasınlar. Ümit ettik ki milletimizin kendilerine verdiği siyasi kredinin sorumluluğunu hissetsinler ama yine olmadı. Mehmetçik İdlib'de vatanı için canını ortaya koydu ama bırakın ülkemizi uçurumun kıyısına getiren hatalardan ders çıkarmayı, Sayın Erdoğan'ın yeni hatalara, yeni beceriksizliklere yelken açtığını gördük. Çünkü Sayın Erdoğan bilmez ki Mehmetçik canını ortaya her koyduğunda aynı zamanda, anasının, babasının canını da yolunu gözleyen nişanlısının, eşinin, sevdiğinin canını da geride bıraktığı çocuklarının canını da ortaya koyar. Sayın Erdoğan bilmez ki Mehmetçik son nefesini verdiğinde, geride kalanların nefesleri de düğümlenir. Bir evladımızın değil, koskoca bir ailenin nefesi durur. Çünkü Sayın Erdoğan bilmez ki devlete baş olanın, Mehmetçiği evladı bilmesi, bu bilinçle hareket etmesi gerekir. Eğer Sayın Erdoğan bunları bilseydi, umurunda olsaydı evlatlarımızı yitirdikten iki gün sonra gülebilir miydi? Evlatlarımızı yitirdikten iki gün sonra şaka yapabilir miydi?"

Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Moskova ziyaretine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, "İdlib operasyonu boyunca devam eden bu cahillik, Putin ziyaretinde bir kez daha kendini gösterdi. Soçi Mutabakatı'na uymayan Rusya ve Esad oldu, görüşme talep eden biz olduk. Askerimizi şehit eden Rusya ve Esad oldu, Putin’in ayağına giden biz olduk. Moskova’da kazanan Rusya ve Esad oldu, geri adım atan biz olduk." diye konuştu.

- "Çok savaşlar kaybettik ama onurumuzu kaybetmedik"

"Sayın Erdoğan, biz Türkler, tarihimizde çok savaşlar kaybettik ama onurumuzu hiçbir kapıda bırakmadık." diyen Akşener konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yedi iklime hakim imparatorluklar kaybettik ama onurumuzu hiçbir kapıda bırakmadık. 600 yıllık devletimizi kaybettik ama onurumuzu hiçbir kapıda bırakmadık. Bu sayede, tarih boyunca kaybettiklerimizin yerine, yenilerini koyabildik. Bu sayede yeni bir Cumhuriyet kurup, tarihi misyonumuza devam edebildik. İşte bu nedenle, Rusya'ya giderken milletçe senden tek bir beklentimiz vardı. O da vatanı için canını ortaya koyan Mehmetçik kadar cesur ve onurlu olmandı. Onurumuzu kapılarda bırakmamandı. Sen gittin o cesaretin, o onurun onda birini masa başında gösteremedin. Gittin, kapılarda bekletilmeye razı olup, üstüne bir de ‘kabul edildiğiniz’ için teşekkür ettin. Dostun Putin, kapı önünde bekleme görüntülerinizi Rus medyasına servis edip, bizi rezil etti. Sense gittin, onurumuzu kapılarda bıraktın, geldin. Sayın Erdoğan, hani itibardan tasarruf olmazdı? Koca bir milletin itibarının ayaklar altına alınmasına nasıl müsaade ettin? Onlar sana kapı önünde beklemeyi layık gördü. Sen ayaklarına gidip, bir de utanmadan onlara nasıl teşekkür edebildin? Bu büyük milleti yine utandırdın Sayın Erdoğan. Yazıklar olsun."

Akşener, Türkiye'nin Suriye topraklarında operasyon yapmasına neden olan PKK-PYD ve YPG varlığından artık söz edilmediğini, HTŞ olmak üzere Birleşmiş Milletler tarafından terörist olarak tanımlanan bazı grupların da Türkiye'nin kucağında kaldığını ileri sürdü.

Bu kadar açık ve ağır şartlar ve gelişmeler karşısında bile hala zaferden söz edenler ve Mehmetçiğin canı üzerinden siyasi rant peşinde koşanlar olduğunu aktaran Akşener, "Esad rejimi, bir anda Suriye Arap Cumhuriyeti oluverdi. 'Şam’ı yakarız, Halep’i yıkarız.' diyenler, 'Suriye meselesinde askeri çözüm olmaz.' demeye başladı. 'Katil Esed' dedikleriyle aracılar üzerinden görüşüldüğünü, bizzat Sayın Erdoğan'ın ağzından duyduk. Ayıptır, günahtır." diye konuştu.

Meral Akşener, defalarca hükümete "büyük lokma ye, büyük söz söyleme", "Kaldıramayacağın yükün altına girme" ve "Olmayacak duaya amin deme" uyarılarında bulunduklarını ancak dinletemediklerini söyledi. İYİ Parti olarak bu uyarıları yaparken iktidarın, Emevi Camisi'nde namaz kılmaktan söz ettiğini kaydeden Akşener, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Biz bunları derken, iktidar Suriye birliklerinin, 17 Eylül 2018'deki pozisyonuna çekilmesini isteyip, 'Yoksa ben yapacağımı bilirim' dedi. Biz bunları derken iktidar, 'Rejim istediğimiz yere çekilmezse taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayacak.' diye ültimatomlar verdi. Biz bunları derken iktidar, '82 Halep, 83 Şam' edasıyla, esti gürledi. Sonuçta ne oldu? Moskova Protokolü'yle Esad yerini korudu, 1 metre bile çekilmedi. Gözlem noktalarımız deniz ortasındaki ıssız adalar gibi Allah'a emanet kaldı. 30 kilometrelik güvenli bölge, 12 kilometrelik güvenli koridora dönüştü. İktidar tükürdüğünü yaladı, ettiği sözleri unuttu, kapı önlerinde süründürüldü."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmalarında sık sık Lozan Antlaşması'nı eleştirdiğini belirten Akşener, şöyle devam etti:

"Allah aşkına, elinizi vicdanınıza koyup söyleyin. Lozan'a böyle ciddiyetsiz, böyle beceriksiz bir heyetle gitmiş olsaydık, ne olurdu düşünebiliyor musunuz? Ben söyleyeyim, Lozan'da böyle bir heyet bizi temsil etmiş olsaydı, doğuda Ruslarla, batıda Yunanla ortak devriye atıyorduk. Boğazları da İngilizler ile birlikte işletiyorduk. Soçi Mutabakatı'nı bile koruyamayanlar, Sevr'i yırtıp atanlara dil uzatamazlar. Soçi Mutabakatı'nı bile koruyamayanlar, Hatay'ı Misakımilli'ye katanlara dil uzatamazlar. Bir Trump'ın, bir Putin'in ayağına gidenler, tüm dünyayı ayağına getiren Mustafa Kemal'e dil uzatamazlar. Allah, bu toprakları bize vatan yapan şehit ve gazilerimizden razı olsun. Allah, vatanı düşmanın elinden alan İstiklal Savaşı şehitlerimizden, gazilerimizden razı olsun. Allah, Hatay'ı vatan toprağına katanlardan razı olsun. Allah, Kıbrıs şehitlerimizden, gazilerimizden razı olsun. Allah, PKK ile mücadelemizdeki şehit ve gazilerimizden razı olsun. Allah, Afrin ve İdlib’de şehit ve gazi olan evlatlarımızdan razı olsun. Allah, Mustafa Kemal Atatürk’ten, onunla yol yürümüş kahramanlardan bin kere razı olsun."

Akşener, Moskova Protokolü'nün bir ara çözüm olduğunu, bu ara çözümün kalıcı hale getirilebilmesi için, öncelikle devleti yönetenlerin, aklını başına alması ve devlet insanı duruşunu göstermeleri gerektiğini vurguladı.

Hükümete önerilerde bulunan Akşener, "Buradan Sayın Erdoğan’ı bir kez daha uyarmak istiyorum. Bu kadar önemli konularda, kararları sarayında tek başına alma. Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay gibi kurumlardan, seçenekli politikalar üretmelerini iste. Suriye meselesi milli güvenliğimizi doğrudan ilgilendirdiği için, milli bir meseledir. Bu konuda adımlar atmadan önce, muhalefet partileriyle istişare et. İstişare, ortak akıldan süzülmüş, milli bir duruş çıkarır. Bu kadar hata yaptıktan sonra muhalefetten, ayrıntılarını, nedenlerini, niçinlerini bilmediği politikalara, destek vermesini bekleyemezsin." şeklinde konuştu.

Akşener, Erdoğan'ın politikaların oluşturulması aşamasında şeffaf olmadığını, yapılan açıklamaların "Damat Bey’in ekonomi açıklamaları gibi" şüpheyle karşılandığını öne sürdü.

Suriyeli sığınmacılara da değinen Akşener, "Türkiye, batının da ortak olduğu Suriye meselesinden kaynaklanan sığınmacı yükünü elbette taşımak zorunda değil. Bu nedenle sınırlarını açmak Türkiye’nin en doğal hakkıdır. Ancak bunu yaparken, yine şahsi kızgınlıklarla hareket etmek, haklı olan Türkiye'yi, dünya kamuoyunda 'insan kaçakçısı devlet' durumuna düşürüyor. Haklı olduğumuz bir konuda kızgın bir komşu gibi değil, devlet gibi davranmak zorundasın. Avrupa'yı gerçeklerle yüz yüze getirmenin, daha sağlıklı ve akıllıca yöntemleri olduğunu unutma." dedi.

- "Doğruları söyleyen ve haklı çıkanlar, hain ilan ediliyor"

Meral Akşener, yargılama süreci devam eden gazetecilere ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Akşener, iktidarın başka şeylerin konuşulmasını istemediğini, meselelere sadece kendilerinin istediği pencereden bakılmasını ve herkesin susarak oturmasını istediğini ileri sürdü. Doğruları söyleyerek haklı çıkanların hain edildiğini ve milletin her ferdinden biat beklendiğini iddia eden Akşener, şunları kaydetti:

"Son günlerde gazetecilere yönelik operasyonların altında işte bu sebep var. Libya'daki şehitlerimiz üzerinden, FETÖ'cüleri sevindirecek operasyonlara imza atıyorlar. Libya'da şehit olan istihbaratçımızın cenazesini bahane edip FETÖ'nün ilk hedefi olmuş gazetecileri yeniden hapse gönderiyorlar. Madem şehit istihbaratçımızın cenaze töreni o kadar gizliydi, siyasi parti temsilcilerine kadar herkesi neden davet ettiniz? Madem Libya'daki unsurlarımız bu kadar gizliydi, Sayın Erdoğan dünyanın gözü önünde, 'Milli İstihbaratımız Libya’da görev yapıyor.' diye neden açık etti? Tüm bunlara rağmen, illaki soruşturacaksanız, gidin gizli kalması gerektiğine inandığınız o cenaze törenini, sızdıran mekanizmayı soruşturun. Gidin, gizli kalması gereken bir cenaze törenini, bu kadar açık ve korunaksız hale getiren işleyişi soruşturun. Bu açıklara göz yumduktan sonra, haberi yapan gazeteciyi soruşturup, cezaevine göndermek işin kolay yanı. Üstelik de bunu, FETÖ'nün yöntemleriyle yapmak en kolayı."

(Sürecek)


Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.