Ahşap Lambalı Radyolar dönemi
1935 yılında yapılan genel nüfus sayımında Konya 'da 26 bin 991 erkek 25 bin 102 kadın olmak üzere 52 bin 93 nüfus vardır. 1937’de çıkan Telsiz Kanunu uyarınca Konya’da toplam 176 radyo sahibi idareye başvurarak kayıt yaptırmıştı.
Hükümet Cumhuriyet inkılaplarının geniş halk kitlelerine ve köylere kadar ulaştırılabilmesi için yaptığı planlarda tek çözüm yolu olarak radyoların yaygınlaştırılmasına karar vermişti. Ekekon gazetesinde Ziya Çalık “Radyo Önünde” başlığındaki makalesinde, radyonun yaygınlaştırılmasındaki faydaları gözler önüne sermektedir. Bu suretle devrim fikrinin yaygınlaşacağından, rejimin halk tarafından tam anlamıyla özümseneceğinden bahsetmektedir. Çalışmalar kapsamında hükümet, radyonun köylere kadar yayılması için belediyeler tarafından çalışma başlatılacağını, radyoların gümrük vergisinden muaf tutularak alım oranlarının arttırılmasına da gayret edileceğini bildirmiştir. Sürekli konferanslar düzenlenerek halkın aydınlatılmaya çalışılması, bu çalışmaların etkilerinin istenilen amaçlara ulaşmada birinci derecede önemli olduğu düşüncesini ortaya koymaktadır. Ziya Çalık yine bir makalesinde, açıkta verilen konferansların daha etkili olabilmesi için hoparlör sistemlerinin kurulmasına işaret etmiştir. Devrim davasının, geniş halk kitlelerine yayılmasının yolunun, bu çalışmalardan geçtiğini özellikle belirtmektedir. Bakanlık da radyo konusunda titiz çalışma örnekleri sergilemiştir. Ankara Radyosu’nun yayın programlarında propaganda yayınına da geniş yer ayrılmasına karar vermiştir. Ayrıca, yeni Türkiye’nin kalkınma programının tatbikini üzerine almış olan tüm devlet dairelerinden yazılar gönderilmesini istemiştir. Dairelerin, cumhuriyetin kurulmasından bu yana bütün sahalarda başarılmış olan ve dünyaya duyurulmasında fayda görülen büyük eserlerin her biri için ayrı ayrı yazılar yazacakları da bildirilmiştir. Ankara’da kurulan yeni radyonun Konya’dan rahatlıkla dinlenmesi memnuniyetle karşılanmıştır. Bu konuda müspet netice alındığı valilik tarafından merkeze bildirilmiştir. CHP Genel Sekreteri A. F. Tuzer’in 7 Haziran 1940’da yayınladığı tamimde ise radyonun öneminden şu şekilde bahsedilmektedir: “Bu meyanda mühim bir nokta da radyo neşriyatı meselesidir. Herkesin iyi bilmesi lazımdır ki, milletimizin takdir ve mülahaza selametine tam olarak inanan ve millî birliğimizin bozulmayacağına tam olarak güvenen hükümet, Ankara Radyosu ile ve matbuat ile her hadiseyi millete açıkça ve en doğru olarak duyurmaktadır. Halkımızın başka ağızlardan işiteceği yanlış veya tahrif edilmiş sözler yerine radyomuzu dinlemesi kafidir. Bilhassa dünyanın emniyet ve saadetini bozmaya matuf, beşeriyet için olduğu kadar ve daha ziyade kendileri için de korkunç bir mücadeleye atılmış olan Almanya ve İtalya radyoları mücadele dışındaki milletlerde bozgun ruh ve muhit hazırlamak gayesine matuf, zarar verici neşriyatla doludur. Vatandaşların bu radyoları dinlememeleri, beşinci kol ile mücadele vazifeleri meyanındadır”. Böylece Türkiye Radyosu ile halk içinde oluşabilecek yanlış bir zihniyetin önüne geçilmesi tasarlanmıştır. Daha önce değindiğimiz şekilde, radyo da konferanslar gibi sadece inkılâpların yayılması için değil, zararlı olabilecek düşünce ve propagandaların da önüne geçmek için bir araç olarak kullanılmıştır. Radyonun yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaların da kısa zamanda istenilen sonuçları verdiği görülmektedir. 1938 yılı itibariyle alınan bilgilere göre; Ankara’da 5 bin 16, İstanbul’da 16 bin 933, İzmir’de 2 bin 415, diğer illerde 9 bin 389 adet olmak üzere toplam 33 bin 753 radyo tespit edilmiştir. Bunların kullanış yerlerine göre adetleri ise şu şekildedir: Evlerde 31 bin 315, müesseselerde 578, umûmî yerlerde bin 551, diğer yerlerde ise 309. 1937 yılında yayınlanan Telsiz Kanunu üzerine, Konya’da 176 radyo sahibi idareye başvurarak kayıt yaptırmıştır. 1938 yılı içinde de Eylül ayına kadar ruhsat alanların sayısı 350’yi bulmuştur. Ankara radyosunun yayına geçmesiyle bu sayının daha da artacağı bildirilmiştir. Halkın her kesiminin bir radyoya sahip olabilmesi için gümrük vergisinden muaf tutulacak olan özel halk tipi radyoların piyasaya sürülmesi için çalışmalar başlatılmıştır. Konya’da da köylerde en azından bir radyo bulundurulmaya çalışılmış ve bu radyolardan halkın köy meydanlarında hoparlörler vasıtasıyla istifade etmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bu suretle Sille’de Başarakavak, Kirligiret, Keçimuhsine ve Tat köylerine radyo alınmıştır. Bu çalışmalara halkın ilgisi de son derece yoğundur. Özellikle henüz evlerde sık görülmeyen radyo, köy meydanlarında dinlenebilmiştir. Ekekon gazetesi bu konuyu, “Ajans neşriyatı zamanında hoparlörlerin bulunduğu meydanlar hınca hınç bir haldedir” şeklinde ifade etmiştir. İnkılâpların yayılması konusunda yazdığı yazıda Ziya Çalık, radyo ve sinema ile, gazete ve kitaplarla, konferans ve gezilerle yapılacak faaliyetlerin etkilerinden söz etmektedir. CHP’nin bu faaliyetlerini plânlı ve ciddi bir şekilde sürdürdüğünü vurgulamaktadır. O’na göre, “Bu adımların sarsılmadan, aksamadan yürümesini koruyacak teşekkül halkevleridir.” Hükümet, bu şekilde hizmet verecek halkevlerinin getireceği sinema ve radyo cihazlarını, her türlü vergiden muaf tutmuştur. Bu konuyla ilgili olarak yayınlanan bir karara göre, “Halkevleri için satın alınacak Philco ve R.C.A markalı 19 adet radyo makinesinin, Posta, Telgraf ve Telefon İdaresi’nce alınmakta olan yüzde 25 damga resminden istisnası” kabul edilmişti. --
“Zağrep radyosunda Lili Marlen türküsü”
Attila İlhan’ın ünlü dizesini her okuyuşumda aklıma kerpiç evimizde, rahmetli dedemin ajans haberlerini dinlemek için kullandığı, kerpiç duvara gömülü mahzeninde duran o ahşap lambalı radyo gelir hatırıma. “Uzun dalga” bütonunu yavaş yavaş çevirerek çıkan cızırtılardan istasyona yaklaşıp yaklaşmadığımı belirlemeye çalışarak evimizdeki bu oyuncakla bir ünsiyet peydah etmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Yıllar geçtikten sonra sadece bizim evimizde değil hemen her evde ahşap lambalı radyoların, değişmez mobilyalar arasında yer aldığını öğrenecektim. Hemen her evde ahşap lambalı radyo, üzerinde dantel işlemesiyle öylece dururdu kendine ayrılan mutena köşede. Zamanla radyonun yerini alan televizyonun da üzerine danteller örtüldü, sehpaların, fiskosların üstü de… Topu topu ya birkaç kez kullanılmış ya da hiç kullanılmamış porselen, cam kap kacak, çanak çömlekle tıka basa doluydu camekânlı dolabın içi. Eğer plastik değilse çiçekler belki de en içten yanıydı evlerin çoğu zaman. Ama biz bu yazımızda eski zaman evlerimize renk veren önemli ayrıntılardan ahşap lambalı radyolar üzerinde duracağız. Günümüzde televizyonun kapladığı o baş köşenin sahibiydi bu radyolar. Gün gelir “acans” dinlenir, gün gelir “arkası yarın”lar için kadınlar radyolu evde toplanırdı. Üstü tülbentle örtülen bu radyolar transistörlü radyoların çıkmasıyla yavaş yavaş ortadan çekildi. Televizyon iyiden iyiye mezara gömdü onları. Ana haber bülteni yaklaştığında sesler gitgide alçalır ve herkes birazdan başlayacak "acans"a hazırlardı kendisini. Kahveci usulca radyoyu açar, radyonun o büyülü lâmbası yandıktan sonra, cızırtılar çatırtılar arasında bir ses asıl tonunu buluncaya kadar gitgide yükselir ve nihayet belirli bir seviyede karar kılardı. Vakti gelince de ana haber bülteni pür dikkat ve sessizce dinlenirdi herkes tarafından. Bu esnada gözler dalar, dudaklar büzülür, kafalar sallanır, istihza ile gülümsenir, gözler kısılır, sinirlenilir, hayıflanılır ama asla ses çıkarılmazdı. Öyle ki; kahveci bile kimseye çay götürmez, bu sükûtu bozan olursa onu susturuverir, memlekette olan biten havadisi kaçırmak istemezdi. Bu haber saatlerinde, sadece kahveler değil, ev ve işyerleri de aynı sessizliğe bürünür, o mekandaki bütün insanlar topyekûn, sanki sadece bir kulaktan ibaret hale gelirdi. Kahvelerde neredeyse bir sandık cesametindeki radyolardan bulunur ve kahvenin en hatırlı yerine oturtulurdu. Her önüne gelenin kurcalayacağı bir şey değildi o lâmbalı radyolar, zaten buna kimse de cesaret edemezdi. Radyoyu kullanmayı bilmek lâzımdı. Radyoyu açmak, kapamak kadar uzun dalga, kısa dalga, orta dalga'yı, hangi radyonun nerede çıkacağını da bilmek gerekirdi. Zaman zaman haberlerin sonunda "Seyir, hidrografi ve oşinografi dairesi"nden bir açıklama olurdu denizciler için. Kahvelerde acans sonrası radyo kapatılmışsa, memleket meseleleri üzerinde hararetli tartışmalara başlanırdı. Bu sandık iriliğindeki radyoların aküleri de (veya bazılarının ifadesiyle kömürleri ki; daha sonra pil için de kömür tabiri kullanılacaktı) kendileri gibi iri olurdu. Arkası yarın ziyaretleri radyo bulunan evler sahip oldukları bu lüksü konu komşusuyla paylaşmak mecburiyetindeydi. Erkeklerin çoktan işe uğurlandığı ve çocukların okula gönderildiği rahat saatlerde radyosu olan eve "Arkası Yarın" dinlemeye mahallenin neredeyse bütün kadınları kızları örgüsünü oyasını alarak hiç teklifsiz gelir otururdu. Kâh hicranlı iç geçirişler, kâh meraklı soluklarla bu 20 dakikalık süre beklenir, eğer bir önceki bölümünü dinleyememiş olan varsa bu bölümü diğerlerinden sorardı. Sadece Arkası Yarın değil, Radyo Tiyatrosu da o zamanlar henüz kimseciklerin bilmediği büyük bir "reyting"e sahipti. Çocuklar ise akşamüstleri 5'e 20 kala başlayan "Çocuk Bahçesi"ni beklerdi. Bizim küçük çıkmaz sokağımızda "Tepedeki Kulübe", bu Çocuk Bahçesi'nin en merak edilen programıydı. Bir de Pazar günleri Çocuk Saati programına bayılırdı çocuklar. Selçuk Kaskan, herhalde hafızalardadır ve elbette ki efektör Korkmaz Çakar unutulmuş değildir. Yıldırım Önal ve Alev Sezer gibi bazıları da dâr-ı Bekâ'ya göçmüşler, hafızalarda silik sesleriyle kalmışlardır şimdi. O dönemlerin en çok dinlenen programlarından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk bankası için Yıldız ve Müşfik Kenter kardeşlerin hazırladığı "Uğurlugil Ailesi" ve özellikle Tevfik Gelenbe'nin seslendirdiği Dadı yıllar sonra televizyon için çekildiğinde aynı tadı verdi mi bilemem? "Şu uzun gecenin gecesi olsam/ Sılada bir evin bacası olsam/ Dediler ki nazlı yarin çok hasta/ Başında okuyan hocası olsam" diye başlayan gurbet kokan türküleri Mustafa Geceyatmaz söylerdi. Musıkî tarihimizde hususi bir yeri olan Sadi Yaver Ataman'ın adı o günlerde radyolarda ne kadar sık geçerdi. Sonra Nezahat Bayram, Muzaffer Akgün, Bedia Akartürk... Uzun hava olunca Binali Selman yol gösterirdi. Üsküdar Musıkî Cemiyeti'nin hazırladığı "Beraber ve solo şarkılar" yazın akşamüstleri unutulmuş sevdaları Giriftzen Asım Bey'in bir bestesiyle hatırlatır ve durup dururken insanı kahırlandırıverirdi. Bazı zamanlarda Şecaattin Tanyerli'nin tangoları o puslu sesiyle yıldızlı gecelerimize hüzünlü aşkların hicranlarını dağıtırdı. Liselerarası Bilgi Yarışması Liselerarası 16 soru bilgi Yarışması'nın o zor sorularını hatırlayanlarınız şimdi radyolardan yapılan yarışmalara kimbilir ne gözle bakıyordur. |