4. Çukurova Kitap Fuarı
2011 yılının ilk kitap fuarı 11-16 ocak tarihleri arasında Adana’da açıldı.
Zeki Oğuz
2011 yılının ilk kitap fuarı 11-16 ocak tarihleri arasında Adana’da açıldı. Fuar boyunca onlarca etkinlik gerçekleştirildi. Sergiler, söyleşiler, imza günleri ile coşkuluydu fuar. Sanki bu yıl okullar daha çok ilgi gösteriyorlardı. Geçtiğimiz yıllarda da okulların ilgisi yoğundu ama bu yıl daha fazla gibi geldi bana.
Adana Büyükşehir Belediyesinin otobüsleri tıklım tıklım dolu olarak öğrenci taşıyorlardı fuara. Büyükşehir belediyesi çok büyük destek veriyor. Onlar Altın Koza standında 45 sanatçıdan 25 portfolyo sergilediler. Büyükşehir Belediyesinin desteğinin büyüklüğünü göstermesi açısından bazı etkinliklerini yazmam gerek.
Sine Arena (Altın Koza Film Festivali Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışma Seçkisi), Foto Arena (Çıplak ama Değil, Uçan Balon, Denize iki Yıldız Attık, Tespihsiz Hapishaneler ve Kadın Başarır fotoğraf gösterileri), Karagöz Gösterisi, Temel Sinema Semineri, Uzun Metrajlı film Gösterimi ve Söyleşi, Güzel Yazı Kursu, Ebru Kursu ve Karagöz Yaşayacak Atölyesi. Bunları okuyunca şehrimizdeki fuarın neden yaşamadığı konusunda bir fikir edinirsiniz sanırım.
Benim imza günlerim Edebiyatçılar Derneği standında ilk üç gündü. İlk iki gün Adana’lı yazar arkadaşlarım İlkay Tuna ve Betül Akdağ ile imza gününe katıldım. Arada diğer standları dolaşıp dostlarla merhabalaştık. İkinci gün yazar arkadaşlarım Ali F.Bilir ve eşi Saadet Bilir’in imza günü ve Şair Abdülkadir Bulut ile ilgili bir söyleşileri vardı.
Kitap fuarlarına çantamıza kendi kitaplarımızı koyarak gideriz. Dönüşte çantamız yine dolu olur. Bu kez fuardaki dostların imzalayıp verdikleri kitaplarla dolu olur çantamız. Bu fuardan, yıllar önce yayınlanmış ama elime geçmemiş iki değerli araştırma kitabıyla döndüm. Biri şair-yazar dostum Ali Ozanemre’nin “ Döne Döne Karacaoğlan” kitabı, diğeri ise E.Saadet Bilir’in “ Merv’den Anaypazarı’na Gülnar” kitabı. Bu kitaplardan önümüzdeki haftalarda sözedeceğim, çünkü çok emek verilmiş değerli çalışmalar.
Adana’da kaldığım sürece Ermenek Görmel köyünden arkadaşım Ülkü Demircanlı’nın konuğuydum. Fuar boyunca Yörük kızı Ayşe Palo, Feza Yücel, Pervin Bulut ve Aslı Özcan hiç yalnız bırakmadılar. Üçünce gün Pervin üniversitede görevli olduğu için yanımızda yoktu. Öteki arkadaşlarla birlikte gezdik Adana’yı. Hepsine teşekkür borçluyum.
Ayşe Palo şehirde doğup büyümüş ama Yörük kültürünü çok iyi bilen biri. Fırsat buldukça da yaylalarda alıyor soluğu. Fuardaki ilk günümde çıkıp geldi standa. Sanki kırk yıldır tanışıyormuşuz gibi kucaklaştık. Siğara içmek için dışarı çıktığımızda kendi yakımı bir bozlak söyledi. Sesi de çok güzeldi.
Fuarı çevreleyen telörgülerin gerisinde Seyhan Barajı görünüyordu. Kuzeyde ise karlı zirveleri ile Toros dağları sıralanıyordu. Kışı yarıladık hala kar yok. O yüksek sıradağların bile sadece zirvelerinde vardı kar.
13 ocak Perşembe gününü arkadaşlarla birlikte Adana gezisine ayırdık. Defalarca Adana’ya gitmeme rağmen enine boyuna bir gezme imkânım olmamıştı. Sabah erkenden Ülkü ile birlikte Adnan Menderes Bulvarından Seyhan Baraj Gölünün kıyısına indik. Güneyden kuzeye uzanan çok büyük bir barajdı. Kuzeyde toros dağları karlı zirveleriyle doğudan batıya koca birer set gibi uzanıyorlardı.
Yılanlı Kiliseyi gezerken Feza Yücel katıldı aramıza. Eski, yıpranmış evlerin çoğunlukta olduğu Sarı Yakup mahallesini, Tepebağı gezdik. Kazancılar çarşısını dolaştık.
Ramazanoğlu Konağını gezerken Aslı Özcan geldi. Aslı Selçuk Üniversitesini bitirdi. Öğretmen olabilmek için uğraşıyor, şuan sözleşmeli öğretmken olarak görev yapıyor. Birlikte tarihi kız lisesini gezdik. Altın Koza bazı etkinliklerini burada düzenliyormuş. Halen “İğne Deliğinden Fotoğraf Sergisi” devam ediyor. Bu sergiyi dokuz ayrı okulda okuyan otuz üç öğrenci, fotoğraf makinesinin en ilkel hali olan iğne deliği tekniği ile çekmişler. Teknik ne kadar ilkel olsa da sergide harika siyah/beyaz fotoğraflar vardı.
Atatürk müzesini de gezdikten sonra Balcalı’da çok geniş bir arazi üzerine kurulu ve 35 bin öğrencinin eğitim-öğretim gördüğü Çukurova Üniversitesine gittik. Seyhan Baraj Gölünün kıyısında bulunan üniversite de birer çay içtikten sonra günü noktaladık.
Tren yolculuğunu sevdiğim için Adana’ya da trenle gittim. Şehrimizden hareket saati sözde 12.29’du ama ancak 13.50 de yola çıkabildik. Hızlı tren filan deyip duruyoruz ya, trenlerin zamanında kalkmasına bile razıyım ben.



