• BIST 83.048
  • Altın 147,065
  • Dolar 3,7593
  • Euro 4,0369
  • Konya -5 °C
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı

Sürgünde bir alim

Ramazan Altıntaş

16–17 Aralık 2006 tarihleri arasında İstanbul’da Cemal Reşit Rey konser salonu ulusla arası Muhammed Hamîdullah sempozyumuna ev sahipliği yaptı. Yerli ve yabancı pek çok bilim adamı, hocamızın sevenleri, talebeleri onu farklı yönleriyle anlattı. Birçok bildiri sunuldu. Gerçekten ilmi ziyafetlerin yanında çok duygusal anlar da yaşandı. Muhammed Hamîdullah hocanın şahsiyeti, Kur’an’a ve İslami ilimlere hizmeti, manevi hayatı, ihtida hareketlerine katkısı, evrensel ölçekte Müslüman dünyada olup-bitenlere karşı duyarlılığı gibi pek çok konu dile getirildi.

Prof.Dr. Muhammed Hamîdullah, İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük âlimlerden biridir. Haydarabad’lı Hâmîdullah, ailesinden aldığı ilköğreniminin arkasından Dâru’l-ulûm medresesini bitirir ve Osmaniye üniversitesinden mezun olur. Devletler hukuku alanında lisansüstü çalışma yapar.  Daha sonra, Hicaz, Suriye, Filistin, Mısır ve Türkiye kütüphanelerinde bulunan yazma eserleri inceler. Almanya’da Bon’daki Wilhelm Ren Üniversitesinde aynı konuda doktorasını verir.  Çalışmalarını Paris Sorbon Üniversitesinde sürdürür.  Hindistan’a dönerek Osmaniye Üniversitesinde çalışmaya başlar. Bu üniversitede görev yaparken Haydarabat’ın BM temsilcisi olarak yurt dışında bulunduğu sırada ülkesi, Hindistan tarafından işgal edilir. Siyasi mülteci olarak Fransa’ya yerleşir. Vatansız olarak bu ülkede yaşamayı sürdürür. Gerek Pakistan ve gerekse Türkiye’den vatandaşlık için davetiyeler almasına rağmen o şöyle der: “Allah beni doğunun en doğusunda dünyaya getirdi, şu anda batı’nın en batısında beni görevlendirdi. Allah her insana bir sorumluluk vermiştir. Benim burada vazifem ne zaman biterse, bana ne zaman ihtiyaç olmadığını anlarsam o takdirde davete icabet ederim. Çünkü Türkiye ve Pakistan’da İslam’a hizmet eden değerli insanlar var. Burada her hafta ihtida ederek İslam’a giren birkaç tane Müslüman var.Onlarla ilgilenmem lazım,” der. Bu demektir ki, Paris’te ona ihtiyaç hiç bitmeyecektir. İnsanlar onun İslam sunumuyla hidâyete talip olacaklardır.

Mevlânâ’nın tabiriyle bir ayağı Paris’te olan Muhammed Hamidulah hocamız diğer ayağıyla da başta Fransa, Mısır, Pakistan ve Türkiye olmak üzere birçok ülkenin üniversitelerinde dersler ve konferanslar vermek üzere dolaşır. Bu bağlamda uzun yıllar İstanbul ve Erzurum üniversitelerinde ders vermek üzere kalır. Ara sıra Anadolu’ya da konferanslar için gelir-gelir. Gerçekten Türkiye’nin İslamî ilimler alanında inkişaf etmesinde üç Muhammed’in payı büyük olmuştur. Muhammed et-Tancî, Muhammed Tayip Okiç ve Muhammed Hamîdullah hocamız. Bu üç hocamızın Türkiye’de iahiyat ilimlerine katkısı üzerine sempozyum yapılsa değer doğrusu.

Batılılar hocamıza ‘azîz’ derlermiş. Aziz, Hıristiyanlıkta evliya, Allah adamı anlamında kullanılan bir sıfattır. Gerçekten de o sade yaşantısı, ahlâki duruşu ve ilmî cesaret ve kifayetiyle modern zamanların sahabe inancını taşıyan örnek bir Müslüman’ olarak yaşamıştır. İyi bir araştırmacı olan hocamız bize miras olarak yüzlerce makale ve pek çok eser bırakmıştır. Bu makale ve eserlerin çoğu Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Muhammed Hamîdullah hocamız 15’e yakın hem yazma ve hem de konuşma boyutunda dil bilirdi. En son Tamil dili üzerinde çalıştığı söylendi. Onun için dil öğrenmek bir hobi değil, onun derdi, o dilde yazılmış İslami kaynakları ortaya çıkarmak suretiyle o dili konuşan halklara bakınız sizin kökleriniz İslam’a ve bu dinin ürettiği medeniyet ve kültüre dayanır demek ve bu dil sayesinde onlara İslam’ı anlatmaktır.  Hiç evlenmemiş, hayatında rasyonel bir ahlak anlayışını temsil etmiş olan hocamız; az yiyen, az konuşan ve az uyuyan tam bir ehl-i hikmet, züht  sahibi mümtaz bir şahsiyettir.

Muhammed Hamîdullah hocamız bundan dört sene önce 94 yaşında vefat etmiştir. Bereketli bir ömür yaşamıştır. O, aynı zamanda İslamî fikrin bekçiliğini yapmıştır. Rahmetli hocamız, fevkalade kibar ve örnek bir Müslüman’dır. Hocamız, College de France’de ünlü oryantalist Prof. Henri Laoust’un İmam-ı Gazâli, Ahmed b. Hanbel gibi İslam âlimleri üzerine master ve doktora öğrencilerine verdiği seminerleri hiç kaçırmamış, daima katılmış. Hoca’nın bu müsteşrikin verdiği derslere ihtiyacı olmamasına rağmen, talebelerinden birisi niçin katıldığını sorduğunda şöyle diyormuş:

“Bu seminerlere devam eden öğrencilerin tamamı Müslüman’dır. İslam dünyasının değişik dini kurumlarından master ve doktora yapmak üzere buraya gelmişler. Bunların çoğu İslamî ilimlerden habersizdir. Ben burada, onun anlattıklarına ihtiyacım olduğu için bulunmuyorum, eğer ben burada hazır bulunursam, mösyö Laoust onlara yanlış şeyler söylemeye cesaret edemez. İslam’ı saptıramaz. Ben burada İslam’ın bekçiliğini yapıyorum.” Çünkü hoca İslami ilimler alanında uluslar arası düzeyde tanınmış bir otoritedir. Müsteşrikler bile ona saygı duyarmış. Hata ettikleri zaman hoca müdahale edermiş. O, Batı’da İslam’ın hem güler yüzlü güneşi ve hem de bekçiliğini liyakat ve samimiyetle temsil etmiştir. O,  ilim-amel bütünlüğüne sahip sorumluluk duyan ender bir âlim prototipidir.

Yine öğrencilerinden birisi anlatıyor. M. Hamîdullah hoca Paris Sorbon üniversitesi’nde verdiği derslerin dışında Cuma günleri Paris camiinde, Pazar günleri de müslüman talebe cemiyetinde konuşmalar yaparmış.  Karlı bir kış gününde diyor öğrencisi, derneği süpürmek ve sobasını yakmak nöbeti benimdi. Müslüman talebe derneğine erkenden geldim, temizliğimi yaptım ve sobayı yaktım. Derneği seminere hazırladım. Pazar günleri saat 14’de toplantı başlardı. 15 dakika önce hocamız geldi. Birlikte dinleyicileri beklerken, saat geçti, kimse gelmedi. Ben sobayı söndürüp gidelim hareketinde bulununca hoca müdahale etti. Bana şöyle dedi. “Bugün burayı, “dinleyici yok” diye kapatıp gidersek, bir daha ebediyen açılmaz! Geç karşıma otur, semineri seninle yapacağım” dedi. Beni karşısına oturtarak, kendisini 100 kişi dinliyormuş gibi, bana bir saat ders anlattı, diyor.

Hocayı anlatmakla bitmez. Bu iki anekdotta da görüldüğü gibi o, misyon sahibi, İslami duyarlılığı çok yüksek sorumluluk sahibi bir insan-ı kâmildir. Çağını iyi anlayan, Yusuf Ziya Kavakçı’nın stüdyo ev dediği evinde oturmakla birlikte gönlü bütün bir İslam coğrafyalarında atan, Müslümanların sevinciyle hemdem olan, üzüntülerini paylaşan engin bir yüreğe sahip âlim, ârif, zâhid, zarif, bilge ve mücâdele adamı: Muhammed Hamîdullah hocamız. Allah rahmet eylesin!..

NOT: Değerli okuyucularımın Kurban Bayramını en içten duygularımla kutlar; sağlık, mutluluk, başarı ve güzelliklerle dolu günlere vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim