• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Konya 10 °C
  • İskandinav ülkelerinde oruç süresi 22 saati bulacak
  • Milyonlarca çalışana müjde! Yıllık izin uzuyor
  • Cuntacı komutandan alçak emir: Ezin geçin...
  • İskandinav ülkelerinde oruç süresi 22 saati bulacak
  • Milyonlarca çalışana müjde! Yıllık izin uzuyor
  • Cuntacı komutandan alçak emir: Ezin geçin...

“Şems-i- Tebrizi

Zeki Oğuz

Karamanoğlu Mehmet Bey güzel dilimiz Türkçe ile ilgili buyruğunu 1277 yılında vermişti.Mehmet Bey duyarlıydı diline karşı, görüyordu o güzel dilin nasıl bir saldırı altında olduğunu.

 

Aradan yedi yüz yılı aşkın bir süre geçmiş,dilimiz yine saldırı altında. Güzelim Türkçe nerdeyse övey evlat muamelesi görüyor.

Şehrin ana caddelerine çıkıp işyeri tabelalarına bir bakmanız bile yüreğinizin burkulmasına yeter.

 

Şunu görüyorum ki Türkçe öyle güzel,öyle dayanıklı,yaşayan bir dilmiş ki,iç ve dış düşmanlarına rağmen yaşamını sürdürmüş,gelişmiş.

Beni asıl üzen dile sahip çıkması gereken yazarların da kimi kaygılarla,kimi edebi olma hevesiyle kendi sözcüklerimizi bırakıp,başka dillerin sözcükleriyle yazmalarıdır.

 

Yazının başlığı Melahat Ürkmez’in bir kitabının adı. İki yıl önce İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yayınlamış.Yazarın, genç kuşakların anlayamayacağı kadar ağdalı, Arapça, Osmanlıca sözcüklerle dolu bir anlatımı var. Yazarın “Gönül Bahçesinde Mevlana” adlı bir romanı da Japonca yayınlandı. Eğer yazar o kitabında da böyle bir anlatımı yeğlediyse, Japonlar nasıl bir Türkçe ile karşılaştılar merak ediyorum. Yanlarına üç sözlük birden almaları gerekecek.

Osmanlıca-Türkçe, Arapça-Türkçe ve İngilizce-Türkçe.

Yazar, kitabın önsözünde,Şems’in Mevlana’ya etkisini anlatma amacıyla şöyle bir cümle kuruyur:

“Dışardan görünen manzara, Mevlana’yı, ney, rebap, kudüm ve sema’ın güliestanına çekerek dış dünyayı unutturup, ukbaya merdiven attıran bir tablodur.”

Doğrusu merdiven attırma deyimini garipsedim ben ama … "dış dünyayı unutturup, ölümsüzlüğe adım attıran bir tablodur.” cümlesi çok mu yavan kaçardı?

Yazar eserinin giriş bölümünde yine Mevlana-Şems ilişkisini anlatırken şöyle bir cümle kuruyor:

“…Diğer parçası boynu bükük kalakaldı, mecnuna döndü, amansız bir aşkla şair kesildi.”

Şair kesilmek, bizim toplumda, bildiğim kadarıyla biraz küçümseme, hafifseme içerir.

Kitap, nerdeyse tamamının Türkçe karşılıkları olan Arapça, Osmanlıca sözcüklerle dolu.

Menba, Nacizane, Hüsnizan, ipham, icmal,bab,i nikas, terennüm, nefha, sermest, hüccet, iştiyak, kadimen, meşihat, tederrüs, hamuşan, ehadiyet vb.gibi yüzlerce sözcük.

Başka yazarlardan sıkça alıntı yapan yazar bu yüzden olacak yer yer tekrara düşüyor. Öyle bir anlatım tutturuyor ki sonunda karşımıza ayakları yere basan, insan bir Şems değil, göksel bir varlık çıkıyor.

Yazar kimi zaman maddi hatalar da yapıyor. İşte kitabın 218.sayfasında, Şems’in öldürülüşü ile ilgili  cümleler.  

 

“Hazret’i Şems’e karşı çıkan fitnecilerin arasında Hz.Mevlana’nın büyük oğlu Alaaddin de vardı. Hatta Hz.Şems’i Alaaddin’in şehid ettiği söylenir. Kaynaklar bu konuyu pek faş etmiyorlar ama,doğrusu bu olsa gerektir.

İrfan güneşi Hazret’i Şems, hayatın öte yakasına geçip gittikten sonra Alaaddin’in hayatı alt üst olmuşve ağır bir hastalığa yakalanmış ve genç yaşta ölmüştür.” 

Alaaddin Çelebi, bir hastalık sonucu değil, Şems’in katli olayından sonra Kırşehir’e gitmiş, burada meydana gelen bir isyan sonucu Ahi Evren ile birlikte Nureddin Caca tarafından şehid edilmişlerdir.

Değerli yazar dostlar, dilimize biraz hürmet edin.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
hüseyin
12 Nisan 2009 Pazar 23:51
zeki oğuz
zeki beyin değişikliğine bakın' dış dünyayı unutturup ölümsüzlüğe adım attıran bir tablodur'.Zeki bey ölümsüzlük ve ukba farklı şeyler ukba öte ukba akibet yani ahiret yani son bir yer düsünün biraz yukarda uzanamıyorsunuz oraya adımmı atarsınız merdivenmi evet zeki bey sizce?neyse anlayan zaten anlıyo..
88.238.113.81
Bir okuyucu
03 Nisan 2009 Cuma 16:24
Bir okuyucu
Melehat Urkmez'in Sems-i Tebriz-i Kitabini dunya capinda bir yazarin kaynak gosterdigini biliyor musun sayin kose yazari. Turkce'ye cevirisinine bir bak. Belki saldirindan utanir pisman olursunuz.
85.105.218.84
Şemsettin
14 Şubat 2009 Cumartesi 15:33
tasavvuftan anlıyormusun ki
Melahat Ürkmez'in Şems-i Tebrizi kitabını okumuştum.Böyle bir çalışma yaptığı için gıyaben kutlamıştım.Sizin yazınızı okuyunca söylediğiniz sayfayı açıp baktım.Sayın zeki oğuz bir kitapta tırnak içinde ve tırnağın sonunda kaynak adı belirtilmiş ise o kısım yazarın kendisine ait olmaz. Melahat Ürkmez tırnak işaretiyle belirtmiş ve alıntı yaptığı kaynağı vermiş.Böyle titizlik gösterdiği halde siz bunu göz ardı ederek yazarın düşüncesiymiş gibi iddiada bulunuyorsunuz.Dikkat ettiyseniz Alaaddin Çelebi'nin ölmüş olmasıyla ilgili Annemarie Schimmel'den de alıntı yaparak kaynak göstermiş.Çeşitli uzmanların konuyla ilgili paragraflarını kitaba almak birbirinin tekrarı mı oluyor? Sorarım size. Tasavvufi bir kitapta Arapça Farsça Osmanlıca kelime kullanmamak mümkün mü? Bu türde yazılmış bir tane Arapça kelime kullanılmamış kitap gösterebilir misiniz?Sizi anlıyorum. Bu taraklarda beziniz olmadığı için ne Şems'i Ne Mevlana'yı manevi olarak anlayabilirsiniz.Hiç olmazsa savunuculuğuna soyunduğunuz öz Türkçe'yi doğru dürüst kullanın.Yazılarınız dil bilgisi imla hatalarıyla dolu.Hala köy şivesiyle yazıyorsunuz. sizden olmasını istediğiniz gibi öz Türkçe bir Şems kitabı bekliyoruz.Paşa paşa yazın da okuyalım. Önününüze gelene kıskançlık saldırısı göstermeyin. Saldırdığınız insanlar sizin uydurukça kullandığınız Türkçe'den daha fazla Türkçe'ye sahip.Hiç endişe etmeyin.
88.250.25.239
sahibinin sesi
13 Şubat 2009 Cuma 00:11
diltatör!!!!
dil öyle bir diktatördür ki tarihte kendisine sahip çıkamayan milleti yıkmıştır onu koruyanı da yüceltmiştir.medeniyeti; fevri bir dünyaymış gibi görmek öyle algılamak,dilimizi överken yöresel şiveyi kullanmaya benzer.birşeyler yapmaya çalışırken ne yazık ki bazen yıkarsınız birşeyleri de.gerçeklerin ışığı gözümüzü bozar diye güneş gözlüklerine sığınmayalım.aşkta adamı yakar ama olgunlaştırır.yanacağız gözümüz bozulacak diye kıyısında kalamayız gerçeklerin.doğrularımız varsa don kişot gibi mücadele etmek gerekir tek başına olunsa bile.yakınmaktan çok daha iyidir bu...
85.110.151.19
Bir Genç
12 Şubat 2009 Perşembe 22:21
özür
göndermiş olduğum yorumu word belgesi olarak yazıp oradan kopyalayarak gönderdiğim için paragrafları ayırmadan kaydedilmiş. Bu nedenle benden kaynaklanmayan ancak okumanızı güçleştirecek durum için affınıza sığınırım.
193.255.251.10
Bir Genç
12 Şubat 2009 Perşembe 21:50
DİNİME KÜFREDEN BARİ OLSA MÜSELMAN
Not: Yazımda yabancı(!) kelimeler bulunmaktadır, yanınızda bir sözlük bulundurmanızı tavsiye ederim.

Sayın Zeki OĞUZ,
Bir tesadüfle okuduğum yazınıza merakla başlayıp hayal kırıklığı ve esefle bitirdim.
Türkçe kaygınızı yerinde bulmakla birlikte yüzlerce yıllık Osmanlı’yı reddi miras etmenizi anlamsız, faydasız ve yersiz görmekteyim. Muhakkak ki dilimize sahip çıkmalı ve yabancılaşma-yozlaşma karşısında gayret göstermeliyiz. Fakat bu gayret için binlerce yıllık geçmişimizi çöpe atmamızı beklemek akıl kârı değildir. Yazdıklarımızı elbette herkes anlamalı. Ama işaret ettiğiniz nokta gereği sözlüklerimizi süs eşyası olarak rafa kaldırmak mı? Asla! Sizin zamanınızda nasıldı bilmiyorum ancak bize kitap okumanın gereklerinden biri olarak da kelime hazinemizi geliştirmek olduğu öğretildi. Bize bilmediğimiz ya da kullanmadığımız kelimeleri kitaplar öğretmeyecekse neden okuyoruz?
Yazınızın başında “Karamanoğlu Mehmet Bey güzel dilimiz Türkçe ile ilgili buyruğunu 1277 yılında vermişti.” demişsiniz. Sorarım size 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey Türkçe mi kullanıyordu? Ya da bugün sizin karşı çıktığınız kelimelerin yerine hangi kelimeleri kullanıyordu?
“Aradan yedi yüz yılı aşkın bir süre geçmiş,dilimiz yine saldırı altında. Güzelim Türkçe nerdeyse övey evlat muamelesi görüyor.” diyorsunuz. Övey evlat ne demektir merak ettim; benim bildiğim bir üvey evlat var o olabilir mi? Peki Türkçe’de Arapça olan “evlat” ve “muamele” kelimelerinin bir karşılığı var mı? Varsa neden kullanmadınız?
“Şehrin ana caddelerine çıkıp işyeri tabelalarına bir bakmanız bile yüreğinizin burkulmasına yeter.” Farsça olan “Şehir” ve İtalyanca olan “Tabela” kelimelerinin Türkçe karşılıklarını yazsanız da biz de öğrensek, fena mı olurdu?
“Şunu görüyorum ki Türkçe öyle güzel,öyle dayanıklı,yaşayan bir dilmiş ki,iç ve dış düşmanlarına rağmen yaşamını sürdürmüş,gelişmiş.” Dış düşmanları biliyoruz da, ya bu iç düşmanlar kim? Neyi görüyorsunuz ki? Benim gördüğüm de şu ki: siz, sizin gibi düşünmeyenleri düşman ilan etmişsiniz.
“Beni asıl üzen dile sahip çıkması gereken yazarların da kimi kaygılarla,kimi edebi olma hevesiyle kendi sözcüklerimizi bırakıp,başka dillerin sözcükleriyle yazmalarıdır.” Ya bu ne şimdi… “Edebi” ve “Heves” Arapça sözcükler değil mi? Hiç değilse bu cümleyi başka dillerin sözcükleri ile yazmasaydınız. Beni asıl üzen de bu...
“Yazının başlığı Melahat Ürkmez’in bir kitabının adı.”Bu kitabın bir adı var mı? Şems-i Tebrizî olsa gerek… “Yazarın, genç kuşakların anlayamayacağı kadar ağdalı, Arapça, Osmanlıca sözcüklerle dolu bir anlatımı var.”Arapça bir kelime olan “Ağda” ile kurduğunuz bu cümleyi hangi genç kuşak anlayacak merak ediyorum. “Melâhat” özel isimdir ve şapkalıdır, onu da mı çok gördünüz...
“Yazarın “Gönül Bahçesinde Mevlana” adlı bir romanı da Japonca yayınlandı. Eğer yazar o kitabında da böyle bir anlatımı yeğlediyse, Japonlar nasıl bir Türkçe ile karşılaştılar merak ediyorum. Yanlarına üç sözlük birden almaları gerekecek.” Ben de merak ediyorum acaba sizin yazınızı okumak için kaç sözlük lazım?
Osmanlıca-Türkçe, Arapça-Türkçe, İtalyanca-Türkçe ve Fransızca-Türkçe.
Türkçe savaşçılığı gözünüzü öyle bürümüş ki Mevlâna’ya bir şapkayı bile çok görmüşsünüz… Yapmayın… Ne olur yapmayın.
Merdiven attırma deyimini hiç garipsemeyin, öğrenmiş bulunduk. Fakat “Ukba” yı da bırakın herkes anlamasın, merak eden lütfedip sözlüğe bakıversin. Bakıversin de bir kelime öğrensin. Olmadı bir mektup yazıversin kitap sahibine; teşekkür edip böyle bir çalışmasına (sizin yapmadığınız gibi) kitabınızda “Ukba” kelimesi gördüm, anlamadım, ne demektir? Deyiverse…
Anlamak için kendimi zorluyorum ama nafile… Yahu! Şems için daha önce böyle bir çalışma hiç yapılmamış. Madem ki bu kadar hassas ve bilgilisiniz bu konuda neden hiç yazmadınız, araştırmadınız ya da… Hem ilgili kitap Şems’i anlatıyor. Mustafa Kemal Atatürk, Faruk Nafız Çamlıbel ya da yakın tarihteki birini değil. Şems’i anlatan bir kitapta Arapça, Farsça, Osmanlıca kelimelerin olması neden sizi bu kadar rahatsız ediyor anlamış değilim.
Güzel ve alçak sesle şarkı söylemeyi “terennüm etmek”ten daha güzel hangi deyimle ifade edebilirsiniz merak ediyorum. "Can acısıyla terennüm eder gibi ay ay ay! diye feryada başlıyorsunuz." diyordu Reşat Nuri Güntekin. Daha güzel bir cümle ile yeniden yazarsanız bizimle paylaşın lütfen…
“Başka yazarlardan sıkça alıntı yapan yazar bu yüzden olacak yer yer tekrara düşüyor. Öyle bir anlatım tutturuyor ki sonunda karşımıza ayakları yere basan, insan bir Şems değil, göksel bir varlık çıkıyor.“ Buradaki manevi derinliği görmezden gelen materyalist bir yaklaşımınız beni ziyadesiyle üzdü.
“Hazret’i Şems’e karşı çıkan fitnecilerin arasında Hz.Mevlana’nın büyük oğlu Alaaddin de vardı. Hatta Hz.Şems’i Alaaddin’in şehid ettiği söylenir. Kaynaklar bu konuyu pek faş etmiyorlar ama,doğrusu bu olsa gerektir. Diyorsunuz ama açtığınız tırnak nerede bitiyor? Ayrıca yazınızı takdir eden sayın Kemal Karaman Bey “Kaynaklar nerde alıntı yapıldığı yok” gibi asılsız bir iddia da bulunmakta. Kitapta alıntı yapılan tüm bilgilerin kaynağı gösterilmiş. Peki ya Zeki Bey, sizin bu alıntınızın kaynağı nedir? Hem “doğrusu bu olsa gerektir.” ne demektir. Öznel bir durum değil bilimsel bir bilgiye nasıl böyle bir yorum getirebilirsiniz. Sayın Karaman “Keşke o ağdalı dil onun olsa tamamına yakını alıntı” demekle çok mühim bir iddia ortaya atmıştır. Merak ediyorum kendisi konuyla ilgili kaç kitap okumuştur. O kadar kitap okumuşsa ya da konuya hakim ise neden şimdiye kadar kendisi yazmamıştır ve bizi de böylesine önemli bir hususta aydınlatmamıştır.
Yine aynı zat-ı muhterem Karaman Bey “Başta Tendüre ve ateş olmak üzere bu konuda bir araştırma yapılsa bu eserlerin kaynak göstermede ve alıntı yapmada,çalıntıyla karıştırldığı ortaya çıkacaktır.Ne yazssak boş. Yazık mesnevi ve Mevlana konusunu suistimal ederek isim yapanlara bu konuda yazınızdan dolayı tebrik ederim.Aynı yönde çalışmalarınızı beklerim.” diyorlar. Alıntı yapmakla çalmak arasındaki farkı bir an önce ayırt etmesini temenni ederim. Zira ifadesinde kişiye yönelik bir ithamda bulunmaktadır ve hırsızlıkla suçlamaktadır. Mevlâna konusunu suistimal ederek isim yapanlar kimlerdir açık yazınız. Yok muhatap kişi Melâhat Ürkmez Hanım ise bu yazıyı birgün okuyacak olmasını bilahare temenni ederim.
“İrfan güneşi Hazret’i Şems, hayatın öte yakasına geçip gittikten sonra Alaaddin’in hayatı alt üst olmuşve ağır bir hastalığa yakalanmış ve genç yaşta ölmüştür.”
Alaaddin Çelebi, bir hastalık sonucu değil, Şems’in katli olayından sonra Kırşehir’e gitmiş, burada meydana gelen bir isyan sonucu Ahi Evren ile birlikte Nureddin Caca tarafından şehid edilmişlerdir.” bu öngörülerinizi hangi kaynaklara dayanarak savunmaktasınız? Aralarda atladıklarım haricinde “katletmek” Arapça bir kelimedir, bilginize…
“Değerli yazar dostlar, dilimize biraz hürmet edin. “ ikinci kez aynı hataya düşmüşsünüz. Bu kadar Türkçe savunucusu olarak soyunan birisi en azından uyarı cümlelerini Türkçe kelimelerle kursanız. “Dilime biraz sahip çıkalım ve saygı gösterelim” cümlesi çok mu yavan kaçardı?**

Yazınızdaki ifade, imla gibi hatalarına değinmediğim için afedersiniz. İsmimi belirtmediğim için de affınıza sığınırm, ama kendisinden oldukça genç ve tanıdığı birinin yazdıklarından ve tesbitlerinden mahçup olumasından razı olamazdım.
193.255.251.10
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim