• BIST 107.463
  • Altın 142,712
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,1411
  • Konya 29 °C
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası

Ramazan medeniyeti ve kültürü

Ramazan Altıntaş

İslam sadece kişinin aklına değil, gönlünün taleplerine de hitap eden bir dindir. Çünkü kuru dindarlık, gerçek dindarlık değildir. Bu sebeple İslam’da gerek zamana ve gerekse bir mekâna bağlı olarak icra edilen bütün ibadetlerin zaman içerisinde manevi dediğimiz kültür boyutları ortaya çıkar. Dinden beslenen bu boyut, ibadetlere de ayrı bir coşkusallık katar. Belli bir zamana bağlı olan ibadetlerden birisi Ramazan ayında tutulan oruçtur.  İbadet boyutunun yanında, Ramazan Ayı;  sanat, edebiyat, estetik, musiki, gösteri sanatları ve mutfak kültürü açısından toplum hayatına damgasını vurur.  İbadetlerin oluşturduğu bu kültür hayatı, ibadet hayatına ayrı bir coşkusallık katar. Bu sebeple, toplumu birleştirmede manevi bir harç hükmünde olan ibadetlerin kültürel boyutları yaşatılmalıdır.

Biz bu makalemizde kutlu Ramazan Ayı’nın kendisine mahsus bazı kültürel unsurları üzerinde duracağız.  Bunlardan birisi de ‘mahya’ kültürüdür. Ramazan ayı gelmeden önce, camilerimizin minareleri ‘mahyalarla’ süslenir. Özellikle mahyalarda ramazan ayı ve oruçla ilgili âyet ve hadislere yer verilir.  Mahya geleneği, atalarımızın geliştirdiği İslam’ın güzelliklerinin halka duyurulmasında bir yöntem biçimidir. Bu mahyalar, şehirlerin siluetine de ayrı bir güzellik katar.

Ramazan Ayı, aynı zamanda sınıfsal ayrımların bir süreliğine bile olsa ortadan kaldırıldığı kutlu bir zaman dilimidir. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın zirve yaptığı bir aydır, şehr-i ramazan.. Başta,  belediyelerimiz olmak üzere, bir takım sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde şehirlerimizin en büyük alanlarına Ramazan ayına özgü, iftar çadırları kurulur. Toplumumuzun bütün kesimleri arasında ortaya konan bu paylaşma ahlakı, gönüllerin buluşmasına vesile olur.  İftar çadırlarında insanımızın sadece midesine yönelik taleplerinin karşılanmasına değil, aynı zamanda gönlünün doyurulmasına yönelik kültürel talepleri de karşılanır.  Bir geleneği ihya etmek adına, sohbetler, dini musiki, yarışmalar, şiir geceleri, tiyatro vs. gibi gösteriler yapılır.  Göze ve kulağa hitap eden meddah, hacivat ve karagöz sahne oyunları bir kültür faaliyeti olarak Ramazan ayına ayrı güzellikler katar.

Yaşanan dindarlıklar,  zaman içinde kendi kültür iklimini ve atmosferini doğurur. Müslüman halklar, resmi İslami çerçevenin dışına popüler bir çerçeve oturturlar. Hiç şüphesiz bu çerçeve, birinci çerçeveyi bozmadığı sürece, dini hayatı coşkuyla yaşamamıza hizmet eder.  Bu açıdan din ve yaşanan dinin şekillendirdiği kültür deseni, o kadar iç içe girer ki,  birini diğerine feda etmek mümkün değildir.  Çünkü din, kültür olaylarının tüm alanlarına yansımıştır.  Coşkulu bir şekilde yaşandığı bir toplumda din, kültür kimliğini ve toplumun benliğini yabancılaşmaktan korumada çok önemli bir işlevselliğe sahiptir.

  Dinin,  fert ve toplum hayatında zayıflatıldığı ya da uzaklaştırıldığı dönemlerde, sosyal hayatın değişimi ile birlikte kültürel değişimi de kaçınılmaz kılacaktır.  Eğer biz, kendi değerlerimizden beslenen kültür dokumuzu kaybedersek, “hayat boşluk kabul etmez” fehvasınca, yabancı kültürler boşalttığımız alanları doldurmaya başlar.  Eğer son zamanlarda boşalttığımız mutfak kültürünün yerini, McDonalds’larıyla, Hamburger’leriyle, Coca Cola’larıyla,  Fasd-Food’larıyla ABD mutfak kültürü almışsa, bundan dolayıdır.  Bu açıdan Ramazan Ayı,  kendi kültür dokumuzu ihya etmede iyi bir fırsat oluşturmaktadır.

Medeniyetimizde Ramazan kültürünün çok önemli bir öğesi de sadaka taşlarıdır. Sadaka taşı, iki metre boyunda mermer bir sütundan oluşur.  Üstünde bir çukur vardır.  Geçen asırda, yolu buraya düşenlerden hâl ve vakti yerinde olanlar, mermerin üstündeki çukura bir miktar para bırakırlardı.  Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir, ihtiyacı olunca oradaki parayı alırdı.  O günkü ihtiyacı bir kuruş mu? Yüz para mı? Onu ayırır, kalanını, kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı, açılan çukura kor ve meçhul sadakacıya içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönerdi.

Bizim medeniyet havzamızda, gösterişçi dindarlıktan uzak bir şekilde tatbik edilen bu sadaka ibadeti, böyle bir kültür varlığını ortaya çıkarmıştır. Bugün bu görevi modern anlamda yardım kuruluşlarımız yapmaktadır.  Veren el olma yolunda köprü görevi gören bu kuruluşlarımız,  desteklenmelidir. Çünkü bu kuruluşlarımız, hem sınıfsal ayrımları bertaraf etmekte, hem toplumsal patlama gibi konularda emniyet subobu rolünü üslenmekte ve hem de insanımızın gönüllerini sevgi, kardeşlik ve merhamet bağlarıyla örmektedir.  

Ramazan ayı, bir arınma ayıdır. Camilerimizde kılınan beş vakit namaz ve Cuma namazlarına ek olarak Ramazan Ayı’na özgü kılınan teravih namazlarına büyük teveccüh gösterilir.   Her akşam teravih öncesi camilerimizin minarelerinden yükselen salâtü selamlar peygamberimize bağlılığın bir alâmet-i fârikasıdır. Gerek teravih namazı öncesi, gerek arası ve gerekse sonlarında okunan ilahi ve kasideler,  dinle örülmüş kültürel varlığımızı yaşatan köşe taşlarıdır. Buna Ramazan ve Kadir gecelerinde okutulan Mevlid-i Şerifleri de eklemek mümkündür. Şüphesiz belli bir makamda icra edilen ezanlar, mevlitler, salâlar, ilahi ve kasideler, yaşayan kültürümüzün bir parçası olarak ibadet hayatımızın coşkusal bir boyut kazanmasına hizmet etmektedirler.

Geçmişte yapılan bütün tahribata karşılık, eğer bugün Balkan ve Kafkas coğrafyalarında kardeşlerimiz Ramazan coşkusunu yaşıyorlarsa, bunu biz, ibadetlerin oluşturduğu kültürel hayatına borçluyuz. Yine, eğer bugün, uzun süre İslam coğrafyalarında yaşatılmaya zorlanan sömürgecilik geri adım atmışsa, bunu biz, bu dinin direniş kültürüne borçluyuz. O halde gelin, dini hayatın dolaylı olarak ürettiği ramazan kültürünü bütün nesillerimize doya doya yaşatalım. Unutmayalım ki, Ramazan Ayı’nda yaşanan dini hayat, kültürel varlığımızın oluşmasında ve millet varlığının uzun ömürlü olmasında çok önemli bir role sahiptir.   

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim