• BIST 82.509
  • Altın 147,630
  • Dolar 3,7808
  • Euro 4,0420
  • Konya -2 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Oruç ve değişim

Ramazan Altıntaş

Mâtürîdî âlimlere göre, Allah’ın fiillerinde hikmet aranır.  Bu bağlamda bizler ibadetleri Yüce Allah’ı razı etmek adına yerine getirirken; psikolojik, sosyolojik, hikemî, sıhhî açılardan da birçok yararlarını görürüz. Elbette bir Müslüman bu yararları öne çıkararak ibadet yapmaz, yararlar dolaylı olarak ilahi lütuflar şeklinde kullara ihsan edilir.

Olaya hikmet penceresinden baktığımız zaman bir ibadet olarak oruç tutmanın insana kazandırdığı sayısız faydalardan bahsedilebilir. Bunların başında ahlaki yönde olumlu bir değişimin yanında, zamanı bilinçli kullanma, sabır eğitimi, iradeyi yönetme liyakati, açların halini empati yaparak  düşünme, her an Allah’ın denetiminde olduğunu hatırlama duyarlılığı gelir.   İşte bu bakımdan  “oruç ile takvâ “ arasında çok yakın bir ilişki vardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de,  orucunun farz kılınışıyla ilgili âyetin sonu, “Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız (takva)” diye biter. (el-Bakara 2/183).  Orucun insanda meydana getirdiği en büyük kazancın takva olduğunu anlıyoruz. Takva ise, müteyakkız olma halidir.

Uyanıklık açısından ibadetleri yerine getirmenin farklı düzey ve niteliklerinden söz edilebilir. Nitekim ünlü İslam düşünürü Gazâlî farklı düzey ve nitelik bakımından oruç tutmayı üç bölüme ayırır: Bunlar; avamın orucu, havassın orucu ve hassu’l-havasın orucudur.

Gazâlî’ye göre, avamın orucu, sadece mide ve nefsanî istekleri koruyanların; havassın orucu, nefsi, yeme-içme ve nefsanî isteklerden korumakla birlikte; göz, kulak, dil, el ve ayak gibi organları haram olan şeyleri işlemekten koruyanların; hassu’l-havasın orucu ise, yukarıda sayılanlarla birlikte, insanın kalbini, Allah’ı anmayı unutturacak her türlü meşguliyetten koruyanların  orucudur.  İşte Gazâlî’nin bu tasnifine göre bu üçüncü mertebeye sahip olanlar başta peygamberler, söz ve davranışlarında doğru olan sâdıklar, şehitler, görüldüğü zaman Allah akla gelen sâlihler, kısaca, Allah’a yaklaşmaya çalışanlardır. Gerçek ve mükemmel manada oruç, insanın sadece maddî organlarına değil, gönlüne bütün benliğine tutturması gereken bir ibadettir. Bu manada oruç tutulmaz, yaşanır.

Oruç insanda ahlaki anlamda büyük bir değişimi ve gelişimi gerçekleştirir. Bu değişimin dinamiklerini ayakta tutacak bir takım şartlardan söz edilebilir. Bunlar arasında şu hususları sayabiliriz:

Oruç tutan bir Müslüman dilini, yalan sözden, yalan yere şahitlik yapmaktan, gıybet ve dedikodu çıkarmaktan korumalıdır. Oruçtan maksat aç ve susuz kalmak değil, insanların menfaatine fayda sağlayacak ve onlara zarar vermeyecek bir ahlâkî değişim kazanmaktır. Yoksa, aç ve susuz durmaktan başka bir kazancımız olmaz, eğer bunun adına  kazanç denilirse!!

İyi bir tüccar kar ve zararını hesap eder. Yapacağı yatırımları buna göre yapar.  Önce, insan Allah’a hesap vermeden, kendine hesap vermelidir. Eğer biz gönülden inanarak ve sevabını da sadece Allah’tan umarak oruç tutmuşsak, bilelim ki bu oruçtan büyük kazançlar sağlamışız demektir. Böyle bir oruçtan kar oranımız yüksektir.

Biz oruç tutarız, aslında oruç bizi tutsun diye tutarız. İnsanın başına gelen kötülükler, hep kendisini tutamadığından dolayıdır. Bu sebeple oruç, irademizi eğitmemize yarar. Onun için Hz. Peygamber (a.s): “Oruç, kalkandır” buyurmuşlardır. Oruç tutan kimse, günahlar karşısında kendisini koruyarak davranışlarını güzelleştirir. öfke ve şehvet güdülerini kontrol altına alır. 

Oruç, insana daha fazla iyilikte bulunma alışkanlığı kazandırır. İnsan kendisi oruçlu iken, açların, kısaca ihtiyaç sahiplerinin halini daha iyi anlama imkânı elde eder. Empati yapar.

Varlıklı olan Müslümanlara düşen görev, ihtiyaç sahiplerini görüp-gözetmektir. Yoksullara kasalar açılmadan önce, gönüller açılmalıdır.  İftar sofralarına ihtiyaç sahipleri davet edilmelidir. Her türlü gösterişçi dindarlıktan uzak durulmalıdır. Böyle hareket edersek, mahviyatkar olma ve hasbilik ahlakını kazanırız. Bunlar ramazan ayının en büyük kazanımlarıdır.

O halde oruç sayesinde elde edeceğimiz değişimi, Ramazan ayından sonraya da taşıyalım.  Unutmayalım ki, bütün günleri Ramazan olanın ahreti bayram olur.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim