• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 21 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Kamu Gücü ve bu güce yaslanan güçlüler

Derviş Argun

Mazlumder Konya Şubesi olarak Cumartesi günü yapılan icra toplantısında aldığımız karar üzere, 2 Kasım Pazar günü yönetim kurulundan yedi arkadaş ile iki araç halinde maden kazasının olduğu Ermenek ilçesine  gittik. Basında da çokça konu edildiği şekilde bizim gittiğimiz günün sabahı saat 06 itibariyle kriz masası tarafından kaza alanına hiç kimseyi almama kararı alınmış. Karar gereği biz de İstanbul’dan Ankara’dan ve daha birçok ilden gelen sivil toplum kuruluşu temsilcileri gibi maden bölgesine alandaki görevli jandarma tarafından alınmadık.  Ön raporlama çalışmamızı yapamadığımız için ilerleyen günlerde inşallah esaslı bir rapor çalışması için bölgeye yeniden gideceğiz.
Olayın ne kadar acı olduğu, tüm Türkiye’nin olaydan dolayı bir hüzün yaşadığı hepimizin malumu. Bölge halkının hiçbir güvenlik garantisi olmayan bu madenlerde hiçbir sosyal hakka sahip olmadan çalışma mecburiyetine teslim olması yaşanan acıyı daha bir ağırlaştırıyor. Buna şahit olmak ve bu çaresizliğin devam edeceğini bilmek de işin cabası. Türkiye’nin başka bölgelerindeki madenlerde de fotoğraf bundan farksız değil. Yaşadığımız olaylar bunun en somut delili. Devlete ait ve kiralık işletme olarak çalıştırılan Soma’da 301 işçi göçük altında kaldığında çıkan ses, esasen Ermenek’te hiçbir kritere ihtiyaç hissetmeden işletilen bu ve benzeri ocaklar için de feryat ediyordu. O sese ve sesin işaret ettiği gerçeğe Soma’da icabet etmediğimiz gibi muhtemelen Ermenek’te de icabet etmeyeceğiz. 
Neden? Sorusuna görece birçok cevap verebiliriz. Herkes bu cevabı verdiği cenaha göre suçlular kategorisine kendisi ve kendisigilleri sokmayabilir. Bu onların masum olmayacağını gösterdiği gibi sadece onların suçlu olduğunu da göstermez. Çalışan madenci, madenin sahibi ve bu süreci takip etme görevi olan devlet ve onun görevlileri. Bu üçlünün çalışma ve iletişim ahengi, işin kalitesi kadar işçinin akıbetini de belirliyor. Süreç sonunda tüm yükü zincirin en zayıf halkasına yüklemek kadim bir devlet geleneği. Bu geleneğin devletimsi duruşluların da âdeti haline geldiğini görmek üzücü. Bunun değişmesi ve gerçekten suçlunun bulunup, suçun bir miras olarak devrine engel olmak çabası çok kutsal bir çabadır. 
Çok şeyi unuttuğumuz gibi Ermenek kazası! da unutulup gidecek.  Hafızamız, yaşadıklarımızın hesabını soracak kadar güçlü değil. Nice yaşadıklarımız yaşanmamış gibi yapılarak, yaşatanlarla yeni projelerde buluşularak unutulup gitti. Kamu gücünü elinde bulunduranlarla bu gücü elinde bulunduranlara yakın olanların kamuya yaptıkları herhangi bir dinden ya da ideolojiden azade değil. Bu güç, tarihte de kimlerin başını döndürmedi ki? Ne zulümler ve sonu gözyaşı olan uygulamalar, kamu adına kamuya yaşatıldı.  
Ermenek kaza!sına hükümetin samimi ve içten bir yaklaşım sergilediğine inanıyorum. Üç bakan ve onca kurtarma ekibi iş makineleri ile orada çalışıyorlar. Rabbim tez zamanda o işçilere hayırlı akıbetler, ailelerine de sabrı cemil versin. O güne kadar oraya kaç müfettiş gitti ve bugün enkaz altında hangi durumda olduklarını bilemediğimiz işçilerin hayatını o madenin sahibi patronla içki sofrasında meze yaptı. Bilemiyoruz. Bilsek ne çıkar, hangi müfettiş bu duruşun dışında, insani vasıfları, menfaatlerinin üzerinde olan kaç müfettişimiz var? Onu da bilmiyoruz.
 İddia edilen Yeni Türkiye, mevzuatlarda yapılan değişikliklerle kurulamaz. İnsan kalitesini arttırmaya dönük çalışmalar da başlanmışsa hız verilmeli, başlanmamışsa ivedi bir şekilde başlanmalı. İşçisini daha fazla ve sosyal güvencesiz çalıştırmak için şeytanla istişare eden patron ile jandarma kontrolü sonrasında 24 kişilik midibüse, üç aracı boca ederek 98 kişi bindiren şoförü, mevzuat adam edemez. Hele bu durumlara ses çıkarmayan ve oradan oraya savrulurken kafasını bile kaldırmayan mazlum halkımızın özgüven sorununu çözmek ve “hak” kavramını anlamasını ve yaşamasını sağlamak daha zor.
Olmaz değil ama, İşimiz zor yolumuz uzun. Allah yardımcımız olsun.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim